Türk Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçu
Giriş
Dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu (TCK) madde 157 ve 158’de düzenlenen, hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması ve bu suretle haksız bir yarar elde edilmesini içeren malvarlığına karşı bir suçtur. Kanun, TCK 157. maddesinde suçu, “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlama” fiili olarak tanımlamıştır . Bu tanımla yasa koyucu, hem bireylerin malvarlığını hem de irade özgürlüğünü korumayı amaçlamıştır. Dolandırıcılık suçu işlenirken failin aldatıcı eylemleri mağdurun iradesini fesada uğratmakta, kişiler arasındaki güven ve iyi niyet ilişkisini zedelemektedir. Sonuç olarak mağdur (veya üçüncü bir kişi) ekonomik bir zarara uğrarken fail ya da bir başkası haksız bir kazanç elde eder. Dolandırıcılık, kasten işlenebilen bir suç olup failin bu hileli davranışların aldatıcı niteliğini ve neticesinde karşı tarafın zararına kendisine bir yarar sağlandığını bilerek hareket etmesi gerekir .
Dolandırıcılık suçu, basit ve nitelikli halleriyle düzenlenmiştir. Basit dolandırıcılık (TCK 157) suçu temel şekli ifade ederken, nitelikli dolandırıcılık (TCK 158) suçu cezayı ağırlaştıran özel durumları kapsar. Aşağıda öncelikle suçun basit halinin unsurları ele alınacak, ardından dini inançların istismarı, kamu kurumu veya görevlisi kisvesi kullanımı, bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık gibi nitelikli halleri incelenecektir. Ayrıca suçun unsurları (hileli davranış, irade fesadı, zarar unsuru), örnek Yargıtay kararları ışığında değerlendirilecek; suçun cezası, etkin pişmanlık uygulaması, teşebbüs ve iştirak hükümleri ile Yargıtay uygulamasında ortaya çıkan yorum farklılıkları da açıklanacaktır.
Basit Dolandırıcılık Suçu (TCK 157)
TCK 157 uyarınca basit dolandırıcılık, herhangi bir nitelikli unsur olmaksızın işlenen dolandırıcılık suçunun temel halidir. Kanunda “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlama” olarak tanımlanan bu suç tipinin oluşabilmesi için üç temel unsurun bir arada gerçekleşmesi aranır :
Hileli davranışlarda bulunma: Fail, bir takım aldatıcı hareket ve sözlerle karşı tarafı yanıltmaya yönelik davranış sergilemelidir. Bu hile icraî bir fiil (aktif hareket) olabileceği gibi, bazen bir ihmal (susma) şeklinde de olabilir. Örneğin karşı tarafın bir yanılgısı veya bilgisizliği söz konusuysa ve failin bunu düzeltme yükümlülüğü varken susarak yarar sağlaması, bu ihmal de hileli davranış sayılabilir . Önemli olan, failin planlı bir şekilde gerçeği çarpıtan, kandırıcı bir düzen kurmuş olmasıdır. Aldatma ve irade fesadı: Failin hileli davranışları, makul bir kişiyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır . Mağdur, failin yarattığı aldatıcı senaryo nedeniyle gerçeğe aykırı bir kanaate kapılmalı, bu aldanma neticesinde iradesi sakatlanarak failin istediği şekilde davranmalıdır. Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere basit bir yalan, tek başına dolandırıcılık için yeterli değildir; hilenin “belli oranda ağır, ustaca ve mağdurun denetim imkanını ortadan kaldıracak yoğunlukta” olması aranır . Fail, sözlerinin doğruluğunu güçlendirmek için sahte belge, kostüm, mizansen gibi dış görünüşleri kullanabilir veya mevcut koşullardan yararlanarak mağdurun şüphelenmesini engelleyebilir . Örneğin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir kararında, failin kasa görevlisine 100 TL verip bozuk parayla ödeyeceğini söyleyerek parayı geri alması ve kafa karıştırıp kasiyerden ikinci kez 100 TL para üstü alması olayını, basit bir yalanı aşan bir dolandırıcılık hilesi olarak nitelendirmiştir . Buna karşılık, başka bir olayda failin benzer şekilde para alıp kasiyerin durumu hemen fark etmesiyle parayı geri istemesi halinde, hile sonuç vermediği için Yargıtay bunu dolandırıcılık değil hırsızlık suçu olarak değerlendirmiştir . Bu örnekler, hileli aldatmanın başarı derecesine ve olayın seyrine göre suç niteliğinin değişebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, dolandırıcılık suçunda mağdurun hataya düşmesi, failin hilesinin bir sonucudur ve suçun oluşumu için mağdurda bu aldatmaya dayalı bir irade fesadı meydana gelmelidir. Haksız yarar sağlama ve zarar unsuru: Hileli aldatma neticesinde mağdur (veya üçüncü bir kişi) maddi bir zarara uğramalı ve bununla eşzamanlı olarak fail veya bir başkası haksız bir menfaat elde etmelidir . Dolandırıcılık, bir zarar suçu olup; ortada ekonomik bir kayıp ve buna karşılık fail lehine bir kazanç yoksa suç tamamlanmış sayılmaz . Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre zarar, failin hileli söz ve davranışlarından sonra ve bunların sonucu olarak meydana gelmelidir . Eğer ortada zaten önceden doğmuş bir borç veya zarar varsa ve fail bu durumu kullanarak bir oyun yapmışsa, dolandırıcılık suçu oluşmayabilir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, önceden mevcut bir alacağı tahsil amacıyla başvurulan hileli davranışların dolandırıcılık kapsamında değerlendirilemeyeceğini ifade etmiştir . Bu tür durumlar için kanun, ayrıca daha az cezayı gerektiren hal hükmü getirmiştir (TCK 159, aşağıda değinilecektir). Zarar unsuru bakımından, zarar gören ile aldatılan kişinin aynı olması şart değildir; fail bir kişiyi aldatıp bir başkasının malvarlığına zarar verecek şekilde de yarar sağlayabilir. Önemli olan, elde edilen yararın ekonomik değeri haiz olması ve hile ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmasıdır .
Yukarıdaki unsurlar gerçekleştiğinde basit dolandırıcılık suçu oluşur. Suçun tamamlanması için mağdurun malvarlığında bir eksilme meydana gelmesi gerektiğinden, teşebbüs hükümleri uygulama alanı bulabilir. Eğer fail hileli hareketlerini gerçekleştirmiş ancak mağdur aldanmadığı için menfaat elde edememişse veya son anda zarar telafi edilmişse, fiil kalkışma aşamasında kalmış demektir. Öğreti ve yargı kararlarına göre, dolandırıcılıkta icra hareketlerinin başladığını söylemek için hileli davranışın yapılması yeterlidir; mağdurun mutlaka aldanmış olması gerekmez . Dolayısıyla, fail amacına ulaşamazsa dolandırıcılığa teşebbüs suçundan sorumlu tutulacaktır (TCK 35 gereğince ceza indirimiyle).
Basit dolandırıcılık suçunun cezası, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası şeklinde belirlenmiştir . Suç, şikâyete tabi değildir (kamu davasına tabi bir suçtur); ancak kanun koyucu uzlaşma prosedürünü bu suç tipi için mümkün kılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu m.253 gereği, basit dolandırıcılık suçu uzlaştırma kapsamındadır . Mağdurun uğradığı zararın giderilmesi halinde soruşturma aşamasında uzlaşma sağlanabilir ve kovuşturma açılmayabilir . Bu düzenleme, mağdurun zararının tazminini teşvik etmek amacıyla getirilmiştir. Öte yandan, suçun dava zamanaşımı süresi basit şekli için 8 yıl olup, bu süre içinde yargılama yapılmadığında dava düşecektir . Basit dolandırıcılık davalarına bakmakla görevli mahkemeler Asliye Ceza Mahkemeleridir .
Son olarak, TCK 159 hükmü, dolandırıcılığın özel bir halini düzenler. Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla dolandırıcılık fiilini işleyen fail hakkında, bu durum daha az cezayı gerektiren bir hal olarak kabul edilmiştir. Bu halde suç, şikâyete tabi olup fail hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülür . Amaç, aslında var olan bir alacağı tahsil etmek için hileye başvuran durumlarda cezanın daha hafif tutulması ve uzlaşma imkânının tanınmasıdır. Yine TCK md. 167’de düzenlenen şahsi cezasızlık veya cezada indirim halleri kapsamında, fail ile mağdur arasında belirli akrabalık ilişkileri mevcutsa (örneğin eş, üstsoy-altsoy ilişkisi) ceza soruşturması yapılmaması veya cezada indirim yoluna gidilmesi mümkündür. Bu hükümler, aile içi veya yakın ilişkilerde meydana gelebilecek malvarlığı suçlarında ceza yaptırımını bir nebze kişiselleştirmektedir.
Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK 158)
Dolandırıcılık suçunun, kanunda sayılan belirli ağırlaştırıcı koşullar altında işlenmesi nitelikli dolandırıcılık olarak tanımlanır (TCK 158). Nitelikli haller, suça yönelik duyulan toplumsal güvenin daha fazla sarsıldığı veya suçun işlenmesinin özellikle kolaylaştığı durumları kapsar. Bu hallerde yaptırım, temel suça göre daha ağırdır: Üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası verilir . Ayrıca TCK 158’in (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan bazı hallerde kanun, alt sınırı dört yıl hapis ve adli para cezasını elde edilen menfaatin iki katından az olamayacak şekilde belirlemiştir . Nitelikli dolandırıcılık suçlarına bakma görevi Ağır Ceza Mahkemelerine aittir. Aşağıda TCK 158’de sayılan nitelikli dolandırıcılık halleri, tek tek açıklanmakta ve örnek Yargıtay kararlarıyla somutlaştırılmaktadır:
Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık (TCK 158/1-a): Failin, mağdurun dini inançlarını veya duygularını bir aldatma aracı olarak kullanması halinde suç nitelikli hale gelir . Bu durum, dolandırıcılığın en sık rastlanan şekillerindendir. Örneğin failin, mağdura “sende büyü var, bozulmazsa felç olacaksın” diyerek korku ve dini hassasiyet yaratıp para alması, ya da “kıymetli eşyalarını hocaya okutup geri vereceğim” vaadiyle eşyalarını toplaması Yargıtay tarafından bu bent kapsamında değerlendirilmiştir . Benzer şekilde falcılık yapıp muska hazırlama vaadiyle insanların korkularını sömürerek menfaat temin etme de dini duyguların istismarıyla dolandırıcılığa örnektir. Bu tür vakalarda fail, mağdurun manevi inanç sistemini kötüye kullanarak güvenini kazanır ve haksız kazanç elde eder. Kanun bu durumu daha ağır ceza ile cezalandırarak dini değerlerin istismarını caydırmayı amaçlamıştır. Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanarak dolandırıcılık (TCK 158/1-b): Mağdurun sağlık, doğal afet, kaza gibi sebeplerle çaresiz ve zor durumda olmasından istifade edilerek aldatılması bu kapsamdadır . Zor durumdaki kişiler yardım arayışında oldukları için kolay hedef haline gelebilir. Örneğin bir Yargıtay kararında, hastanede tedavi gören yakını için endişelenen mağduru arayıp kendisini hastane görevlisi gibi tanıtan failin “acil ilaç parası gerekli” diyerek para istemesi nitelikli dolandırıcılık sayılmıştır . Başka bir olayda, trafik kazası geçiren birine yardım vaadiyle yaklaşarak para talep eden failin fiili de bu bent kapsamında değerlendirilmiştir. Böylesi durumlarda fail, mağdurun içinde bulunduğu tehlikeyi bir kandırma fırsatına dönüştürmektedir. Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanarak dolandırıcılık (TCK 158/1-c): Mağdurun akıl zayıflığı, yaş küçüklüğü, yaşlılık veya alkol/uyuşturucu etkisi altında olması gibi sebeplerle algılama kabiliyeti düşkünse, failin bu durumu kullanarak onu aldatması suçu nitelikli hale getirir . Bu bent, mağdurun zihinsel olarak savunmasız olduğu hallerde suçu özel olarak ağırlaştırır. Örneğin çok yaşlı veya zihinsel engelli bir kişinin, durumunu bilen kişilerce kolayca kandırılması mümkündür. Ancak Yargıtay, bu nitelikli halin uygulanabilmesi için mağdurun algılama yeteneğinin gerçekten zayıfladığının tıbbi raporla tespit edilmesi gerektiğini belirtmektedir . Telkine yatkın düzeyde akıl zayıflığı bulunan bir mağdurun dolandırılması (örneğin zihinsel engelli bireyin kandırılması) veya bunama derecesinde yaşlılık nedeniyle saf durumda olan birinin dolandırılması, raporla doğrulandığı takdirde bu kapsamda cezalandırılır . Burada dikkat edilmesi gereken, mağdurun en azından asgari bir irade yeteneğine sahip olmasıdır; tamamen idrak kabiliyetini yitirmiş kişilere karşı hileli hareketler başka suçları (örneğin güveni kötüye kullanma) oluşturabilir. TCK 158/1-c, mağdurun zihinsel durumunu istismar eden failleri cezalandırarak bu gibi savunmasız kişileri korumayı amaçlar. Kamu kurum veya kuruluşlarını, kamu meslek kuruluşlarını, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerini araç olarak kullanarak dolandırıcılık (TCK 158/1-d): Toplumda güven telkin eden resmi veya kurumsal kimliklerin dolandırıcılık amaçlı kullanılması bu bentte düzenlenmiştir . Fail, bir kamu kurumu ya da sayılan diğer tüzel yapılar adına hareket ettiğini, bunlarla bağlantılı olduğunu ima ederek mağdurun güvenini kazanır. Örneğin, kendisini belediye görevlisi, hakim-savcı, polis olarak tanıtıp vatandaşlardan para talep eden dolandırıcılar sıkça görülmüştür. Ancak Yargıtay uygulamasına göre, sadece kurumun ismini sözle kullanmak tek başına yeterli değildir; kurum veya kuruluşun maddi varlıklarının (resmi belge, mühür, kimlik kartı, üniforma, araç vb.) kullanılması gerekir . Örneğin sahte bir mahkeme kararı veya resmi belge düzenleyerek para istemek, polis üniforması giyerek kapıya gitmek bu bende girer . Yargıtay, trafik tescil belgesinin sahte düzenlenip kullanılması , noterde sahte vekaletname hazırlanması , asker üniforması giyilerek yapılan dolandırıcılık gibi eylemleri bu kapsamda değerlendirmiştir. Bu nitelikli halde, failin fiili meşru bir kurumun otoritesini taklit ettiğinden, mağdurun aldanma ihtimali ve suçun tehlikesi büyüktür. Kamu kurum veya kuruluşlarının zararına dolandırıcılık (TCK 158/1-e): Dolandırıcılık fiili eğer doğrudan doğruya bir kamu kurumunu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunu zarara uğratıyorsa, yani mağdur konumunda bu tür bir kurum varsa, suç nitelikli hal alır . Burada fail, kamuya ait malvarlığına karşı hile yapmış olmaktadır. Örneğin, sahte belgelerle İŞKUR’dan engelli bakım parası almak , sahte diploma veya sertifikayla bir devlet kurumunda işe girip maaş almak , belediyeye ait otobüs kartlarını sahte üretip satmak gibi durumlar kamu zararına dolandırıcılık olarak değerlendirilmiştir. Bu gibi eylemler, kamunun finansmanını hedef aldığından kamu düzenine etkisi büyüktür ve bu nedenle failler daha ağır ceza ile karşılaşır. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık (TCK 158/1-f): Bu bent, iki farklı durumu nitelikli hal sayar: Birincisi suçun bilişim sistemleri aracılığıyla işlenmesi, ikincisi ise banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasıyla işlenmesidir . Özellikle günümüzde internet ve elektronik bankacılık yoluyla işlenen dolandırıcılıklar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Fail, bilgisayar, internet, ATM, mobil bankacılık gibi sistemleri kullanarak gerçeğe aykırı bilgi yayabilir veya mağdurları aldatabilir. Örneğin internette sahte bir satış ilanı verip ödeme aldıktan sonra ortadan kaybolmak yaygın bir bilişim dolandırıcılığı örneğidir. Nitekim Yargıtay, bir kararında internet sitesine satılık ürün ilanı verip hiç mal göndermeden para almayı bilişim sistemlerinin aracılığıyla dolandırıcılık kapsamında kabul etmiştir . Ancak dikkat edilmelidir ki eğer taraflar internette iletişime geçip sonrasında yüzyüze buluşarak alışveriş yapmışsa, bilişim sisteminin aracılık rolü ortadan kalktığı için bu nitelikli halin uygulanmayacağı belirtilmiştir . Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması haline gelince; failin, bankaların ya da finans kurumlarının olağan işleyişini hileli amaçla kullanması gerekir . Yargıtay, bankanın sadece ödeme vasıtası olarak kullanılmasını bu bent kapsamında görmemektedir . Örneğin, hesabında para olmadığı halde karşı tarafa EFT yapmış gibi sahte dekont gösterip mal teslim alan failin eyleminde, banka sadece dolandırıcının sahte bir görüntü sunmasına aracılık etmiş, banka sistemi aldatılmamış olduğu için Yargıtay bu durumda 158/1-f’nin oluşmadığına karar vermiştir . Buna karşılık, bankadan aslında onaylanmayacak bir kredi veya ödeme alınmasını sağlayacak şekilde sahte belgeler kullanılması, banka çalışanlarını da yanıltarak sistemin kandırılması bu kapsama girer. Mesela, bir dolandırıcının başkasının kimliğiyle banka hesabı açıp kredi çekmesi veya sahte ödeme talimatlarıyla bankadan para transfer etmesi bu bent uyarınca cezalandırılır. Teknolojinin kullanıldığı dolandırıcılık yöntemleri her geçen gün çeşitlendiğinden, Yargıtay içtihatları somut olaya göre (f) bendinin uygulanıp uygulanmayacağını dikkatlice değerlendirmektedir. Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık (TCK 158/1-g): Suçun, gazete, dergi, radyo, televizyon gibi kitlesel yayın araçları kullanılarak işlenmesi hali bu bentte düzenlenmiştir . Örneğin gazeteye sahte bir ilan vermek suretiyle çok sayıda kişiyi dolandırmak veya televizyon programlarında asılsız kampanyalar duyurarak para toplamak bu kapsamdadır. Yargıtay, özellikle gazete ilanları aracılığıyla yapılan dolandırıcılıklarda bu nitelikli hali uygulamaktadır . Basın-yayın organları geniş kitlelere hitap edebildiğinden, bu yolla yapılan dolandırıcılıklarda mağdur sayısı fazla olabilmekte ve aldatma etkisi yaygınlaşabilmektedir. Kanun, medya araçlarının kötüye kullanımını da ağır cezayla karşılamaktadır. Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; veya kooperatif yöneticilerinin kooperatif faaliyeti kapsamında dolandırıcılık yapması (TCK 158/1-h): Bu nitelikli hal, suçu belirli meslek pozisyonlarındaki failler açısından ağırlaştırır . Tacirler, şirket müdürleri veya şirket adına hareket etme yetkisi olan kişiler ile kooperatif yöneticileri, mesleki ve ticari faaliyet alanlarında işledikleri dolandırıcılıklarda daha ağır cezayla karşılaşır. Bu bir özgü suç niteliğindedir; yani ancak sayılan sıfatları haiz failler bu bentten sorumlu olabilir. Amaç, ticaret hayatında güvenin korunmasıdır. Örneğin bir şirket müdürünün şirket işlemleri esnasında müşterileri dolandırması veya bir kooperatif başkanının kooperatif üyelerini faaliyet kapsamında aldatarak menfaat sağlaması 158/1-h kapsamında değerlendirilir. Yargıtay kararlarında sıkça vurgulandığı üzere, bu nitelikli halin uygulanması için fiilin gerçekten “ticari faaliyetin icrası sırasında” gerçekleştirilmiş olması gerekir . Eğer tacir sıfatına sahip kişi, ticari işlemlerden tamamen bağımsız kişisel bir hile yapmışsa, bu bent uygulanmayabilir (suçun temel hali söz konusu olur). Örneğin bir şirket sahibi, şirketle ilgisi olmayan özel bir konuda birini dolandırırsa 158/1-h değil, basit dolandırıcılık sayılabilir. Dolayısıyla failin sıfatı kadar, suçun o sıfatın sağladığı güven ortamında işlenip işlenmediği önem arz eder. Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle dolandırıcılık (TCK 158/1-i): Avukat, doktor, mali müşavir, mühendis gibi serbest meslek mensupları, mesleklerinin onlara kazandırdığı itibar ve güveni suistimal ederek dolandırıcılık yaparlarsa suç nitelikli hale gelir . Bu da özgü nitelikli bir haldir; failin gerçekten o meslek mensubu olması ve o sıfatın yarattığı güveni kullanarak aldatması gerekir . Örneğin bir avukatın müvekkilinden dava masrafı adı altında hileyle fazla para alması, bir doktorun hastasına gerçekte olmayan bir tedavi satması bu kapsamdadır. Fail serbest meslek sahibi değilse sadece kendisini öyle tanıtmışsa, bu bent uygulanmaz. Nitekim Yargıtay, çiftçi olup kendini bir meslek mensubu gibi gösteren ve bu sıfatla güven temin eden sanığın eylemini 158/1-i kapsamında saymamıştır . Yine bir kararda, kendisini sigorta şirketinin yetkili acentesi gibi tanıtan ve bu ünvanla dolandırıcılık yapan fail hakkında bu bent uygulanmamıştır . Bu durumda fail gerçek bir serbest meslek sahibi olmadığı için eylem başka bentlere (örneğin kamu görevlisi sıfatı takınmaya dair bent veya basit dolandırıcılık) göre değerlendirilir. Özetle, 158/1-i, toplumun belirli meslek gruplarına duyduğu güvenin boşa çıkarılmasını ağır şekilde cezalandırmayı hedeflemektedir. Banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak amacıyla dolandırıcılık (TCK 158/1-j): Bu bent, özellikle finansal sahteciliği hedef alır. Fail, hileli davranışlarla aslında hak etmediği veya koşulları oluşmadığı halde bir banka ya da kredi kurumundan kredi almayı başarırsa suç nitelikli hal alır . Örneğin başkasının kimlik bilgileriyle veya sahte belgelerle kredi başvurusu yapıp onaylatmak tipik bir durumdur. Yargıtay kararları, sahte belgelerle bankadan kredi/limit açtırma eylemlerini bu kapsamda saymaktadır. Nitekim bir olayda failin, mağdura ait nüfus cüzdanının fotoğrafını değiştirip sahte kimlikle banka hesabına kredi limit açtırarak para alması, Yargıtay tarafından 158/1-j kapsamında değerlendirilmiştir . Başka bir kararda, bankaya sunulan maaş bordrosu ve çalışma belgesindeki imzaların sahte olması yoluyla kredi alınması da bu nitelikli hali oluşturduğu belirtilmiştir . Buradaki korunan hukuki değer, finans kuruluşlarının güven içinde kredi tahsis sistemidir. Böyle hileli yollarla kredi sağlayan failler hem bankayı hem de dolaylı olarak kredi sistemine güveni zedeledikleri için ağır cezalandırılırlar. Sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık (TCK 158/1-k): Failin, aldatıcı bir düzen kurarak gerçekte meydana gelmemiş bir sigorta riskini olmuş gibi gösterip sigorta şirketinden ödeme alması bu bentte düzenlenmiştir . Örneğin hiç kaza yapmamış bir araca kasten zarar verip kaza olmuş gibi sigorta şirketine başvurarak hasar tazminatı talep etmek bu suçu oluşturur. Yargıtay, bir kararında, gerçekte vuku bulmamış bir trafik kazasını varmış gibi göstermek için daha önce hasarlı iki aracı çarpıştırarak sahte kaza senaryosu oluşturan sanığın eylemini 158/1-k kapsamında kabul etmiştir . Sigorta dolandırıcılıkları, hileli tazminat talepleri şeklinde ortaya çıkar; örneğin evde yangın çıkmış süsü verip sigortadan para almaya çalışmak, sağlık sigortasından haksız ödeme almak gibi. Bu bent, sigorta sisteminin dolandırıcılık yoluyla zarara uğratılmasını önlemek amacıyla getirilmiştir. Kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtmak veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemek suretiyle dolandırıcılık (TCK 158/1-l): 24.11.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun ile eklenen bu nitelikli hal, failin gerçekte olmadığı halde kendisini bir kamu görevlisi gibi veya bir banka/finans kurumu personeli gibi tanıtmasını ya da bu kurumlarla yakın ilişki içinde olduğunu iddia etmesini kapsar . Özellikle son yıllarda çok görülen “telefonda kendini polis/savcı olarak tanıtıp para isteme” dolandırıcılıkları bu bent ile ağır ceza kapsamına alınmıştır. Yargıtay, birçok kararında failin kendini polis, jandarma istihbarat elemanı, savcı gibi göstererek mağdurlarda güven oluşturup dolandırmasını 158/1-l kapsamında değerlendirmiştir . Örneğin, telefonda aradığı kişiye “ben polisim, banka hesabın FETÖ terör örgütü tarafından ele geçirildi” yalanıyla korku salarak yönlendirme yapan fail, mağdurları bu hileyle kandırıp para veya altınlarını alıyorsa, bu durumda hem kamu görevlisi sıfatını takınma hem de bilişim aracılığıyla işleme söz konusu olabilir. Kanun koyucu (l) bendini ekleyerek, kurum ismi kullanmanın ötesinde doğrudan kendine sahte bir kamu/kurum kimliği yaratan dolandırıcıları özel olarak cezalandırmak istemiştir. Bu bent eklendikten sonra, artık failin resmi kıyafet, belge göstermeksizin kendini memur olarak tanıtması da ağır ceza için yeterlidir. (l) bendinin olmadığı dönemde, sadece kurum adını kullanıp güven sağlama durumları TCK 158/1-d kapsamında değerlendirilemiyor, basit dolandırıcılık sayılabiliyordu çünkü maddi bir belge/nesne kullanılmamış oluyordu . (l) bendi bu boşluğu kapatarak, sözle de olsa kamu görevlisi kisvesine bürünen dolandırıcıyı cezalandırma imkanı getirmiştir. Kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle dolandırıcılık (TCK 158/2): Bu fıkra, halk arasında “nüfuz ticareti” olarak bilinen sahte nüfuz kullanımını düzenler . Fail, kendisinin bazı nüfuzlu kamu görevlileriyle yakın ilişkide olduğunu, onlar nezdinde hatırının sayıldığını söyleyerek ve belirli bir işi gördüreceği (örneğin bir ihaleyi kazandıracağı, bir tayin çıkaracağı) vaadinde bulunarak karşı taraftan menfaat temin ederse suçun bu nitelikli hali oluşur. Önemli olan, failin gerçekten kamu görevlisi rolü yapması değil, etkili kişilerle irtibatı olduğunu iddia ederek karşı tarafı kandırmasıdır. Yargıtay, bu halin gerçekleşmesi için failin belli bir makam, unvan veya mevkiden bahsedip karşı tarafın zihninde somut bir nüfuz görüntüsü oluşturması gerektiğini belirtir . Örneğin fail “Ben falan bakanın danışmanıyım, senin işe alınmanı sağlarım” diyerek menfaat isterse bu hüküm tatbik olunur. Yargıtay kararlarında, failin bakanlıkta müsteşar olan bir tanıdığından ve isim vererek bir milletvekiliyle ahbaplığından bahsederek güven telkin etmesi , veya belediye başkanının şoförü olup belediyedeki işleri halledebileceğini söyleyerek para alması gibi örnekler 158/2 kapsamında sayılmıştır. Bu fiil, 5237 sayılı TCK yürürlüğe girmeden önce ayrı bir suç (nüfuz ticareti) olarak düzenlenmişken, yeni Kanunda dolandırıcılığın bir özel şekli kabul edilmiştir. Böylece, kendisi kamu görevlisi olmadığı halde “tanıdıklarını” kullanarak iş vaat eden sahte nüfuz simsarları dolandırıcılık hükümlerine göre cezalandırılmaktadır.
Yukarıda sayılan tüm nitelikli hallerde, temel suç tipine göre daha ağır ceza verilmesi öngörülmüştür. Üstelik fail bu hileli yollarla birden fazla kişiyi dolandırmışsa (örneğin gazete ilanıyla çok sayıda müşteri aldatılmışsa) her bir mağdura karşı ayrı suç oluşabileceği gibi, zincirleme suç hükümleri de gündeme gelebilir (TCK 43). Dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerinde uzlaştırma hükümleri uygulanmaz; yalnızca basit halinde uzlaşma mümkündür . Nitelikli dolandırıcılık suçu da kural olarak şikâyete bağlı değildir ve kamu davası olarak soruşturulur.
Suçun Cezası, Teşebbüs ve İştirak Halleri
Yukarıda belirtildiği üzere, basit dolandırıcılık suçu için öngörülen ceza 1 – 5 yıl arası hapis ve adli para cezası iken, nitelikli dolandırıcılık fiillerinde ceza 3 – 10 yıl arası hapis ve adli para cezası şeklindedir . Nitelikli hallerden bazılarında (örneğin bilişim sistemlerinin kullanılması, kamu kurumu zararına, kredi sağlama amacıyla veya kamu görevlisi kisvesiyle işlenenler) kanun asgari hapis cezasını 4 yıl olarak belirlemiştir . Ayrıca TCK 158, fail sayısına ve örgütlülüğe bağlı iki artırıcı neden öngörür: Suçun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır; suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ceza bir katına kadar artırılır . Bu düzenlemeler 2016 yılında getirilmiş ve Yargıtay tarafından da bunun ayrı bir suç niteliği değil, genel bir artırım nedeni olduğu belirtilmiştir . Örneğin dolandırıcılık suçu bir şebeke halinde, organize bir grup tarafından işleniyorsa hem nitelikli hal hükümleri uygulanacak hem de örgüt nedeniyle ceza ayrıca artırılacaktır. Keza üç kişi birlikte hareket etmişse (örgüt şartı olmasa bile) ceza yarı oranında artacaktır. Bu haller, suçun planlı ve kolektif işlenmesini cezalandırmayı amaçlar.
Teşebbüs: Dolandırıcılık suçunda teşebbüs, failin hileli planını uygulamaya koyup icra hareketlerine başlamasına rağmen sonucun (menfaat elde edilmesinin) gerçekleşmemesi durumunda söz konusu olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, hileli davranış yapıldığı anda icra hareketi başlamış sayılır . Eğer mağdur kandırılamamış veya fail amacına ulaşamadan yakalanmışsa, fiil teşebbüs aşamasında kalmıştır. Teşebbüs halinde TCK 35 gereği fail hakkında, gerçekleştireceği cezanın dörtte birinden üçte ikisine kadarı indirilebilir. Örneğin, sahte çek ile alışveriş yapmaya kalkışan fail, mağaza görevlisi çeki fark edip malı teslim etmezse dolandırıcılık teşebbüs aşamasında kalmıştır. Yine, fail hileyle para almış ancak mağdur hemen uyanıp parayı geri almışsa netice tam gerçekleşmediğinden teşebbüs olarak değerlendirilebilir. Yargıtay, kasiyeri yanıltarak para almaya çalışan ancak kasiyerin durumu anında fark etmesiyle fiili yarıda kalan bir sanığın eylemini teşebbüs değil başka bir suç (hırsızlık) olarak nitelese de , bu özel durum olayın özelliğine (paranın failin hakimiyetine geçip geçmediğine) dayanmaktadır . Genel kural olarak hileli eylem neticesinde menfaat elde edilememişse dolandırıcılık teşebbüs aşamasında kalacaktır.
İştirak (Suça Katılma): Dolandırıcılık suçuna birden fazla kişi katılabilir. Suç, birden fazla kişi tarafından birlikte (müşterek faillik) işlenebildiği gibi faile yardım edenler veya azmettirenler de olabilir. Örneğin planlı bir şekilde rol paylaşarak yapılan telefon dolandırıcılığında biri arayıp kendini polis olarak tanıtırken diğeri kendini savcı olarak tanıtabilir; bu durumda her ikisi de müşterek faildir ve 158/1-l kapsamında sorumlu olurlar. Eğer biri diğerine yalnızca mağdur bilgilerini vererek veya lojistik destek sağlayarak yardımcı olduysa, yardım etme suretiyle iştirakten (TCK 39) daha az ceza alır. Azmettiren (suç işlemeye teşvik eden) varsa TCK 38 uyarınca fail gibi cezalandırılır. Kanun, dolandırıcılığın üç veya daha fazla kişiyle işlenmesini ayrıca cezayı artırıcı neden saymıştır ; bu, iştirak halinde işlenen bir suçun özellikle birden fazla kişiyle yapılması durumunda cezanın ağırlaşacağı anlamına gelir. Ancak iki kişinin birlikte işlemesi halinde bu özel artırım uygulanmaz, normal iştirak hükümleri geçerlidir. Suça iştirakte önemli olan, her bir kişinin hileli planın parçası olması ve suça kastıyla katılmasıdır. Yargıtay kararları, özellikle organize dolandırıcılık çetelerinde, örgüt lideri, üyeleri, yardım edenleri ayrı ayrı değerlendirerek ceza vermektedir. Hatta bir suç örgütü söz konusu ise dolandırıcılık suçundan ayrı olarak örgüt suçundan (TCK 220) da cezalandırılmak mümkündür.
Etkin pişmanlık: Dolandırıcılık suçu, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabildiği suçlardandır. TCK 168, hırsızlık ve dolandırıcılık gibi malvarlığına karşı suçlarda failin pişman olup zararı tazmin etmesi durumunda cezada indirim yapılacağını öngörmüştür. Buna göre, fail (ya da suç ortağı) suç tamamlandıktan sonra kovuşturma başlamadan önce gönüllü olarak mağdurun zararını tamamen karşılar veya malını iade ederse, alacağı cezanın üçte ikisine kadarı indirilebilir . Eğer dava açıldıktan sonra fakat hüküm verilmeden önce pişman olup zararı giderirse, cezasının yarısına kadarı indirilebilir . Kısmi bir geri ödeme söz konusuysa, indirimin uygulanabilmesi için mağdurun rızası aranır . Etkin pişmanlık, hem basit dolandırıcılık hem de nitelikli dolandırıcılık için uygulanabilir niteliktedir . Örneğin fail, dolandırdığı kişiye yargılama başlamadan önce tüm parasını iade edip özür dilerse, mahkeme cezadan önemli oranda indirim yapabilecektir. Bu hüküm, faile suçtan dönme ve zararı onarma imkanı tanıyarak mağdurun zararının telafisini teşvik etmektedir. Bazı durumlarda zararın giderilmesi uzlaşma ile sonuçlanıp davanın açılmaması sonucunu da doğurabilir (basit dolandırıcılıkta uzlaştırma yoluyla).
Yargıtay Kararları ve Yorum Farklılıkları
Dolandırıcılık suçu uygulamada çok çeşitli şekillerde ortaya çıktığından, Yargıtay içtihatları suçun sınırlarını belirlemede önemli bir yer tutar. Özellikle “hile” unsurunun ne düzeyde olması gerektiği, hangi aldatma yöntemlerinin dolandırıcılık sayılacağı konularında yüksek mahkeme kararları yol göstericidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017 ve 2019 tarihli kararlarında, basit bir yalan beyanın tek başına dolandırıcılık için yeterli olmayacağı; yalanın mutlaka icrai bir tertip veya kandırmaca ile desteklenip mağdurun araştırma imkânını ortadan kaldıracak yoğunlukta olması gerektiğini altını çizmiştir . Bu ilke, yeni TCK’da “hileli davranış” teriminin geniş tutulmuş olmasına rağmen, uygulamada hâlen nitelikli aldatma aranması gerektiğini ortaya koyar.
Çeşitli Yargıtay daireleri arasında zaman zaman dolandırıcılık suçunun unsurlarına ilişkin farklı değerlendirmeler görülebilmiştir. Özellikle dolandırıcılık-hırsızlık ayrımı veya teşebbüs sınırı konularında bazı kararlar farklı yönlerdedir. Örneğin, yukarıda değinilen kasa para üstü olayında, Yargıtay 15. Ceza Dairesi failin karmaşık hile ile kasiyeri aldattığını belirleyerek dolandırıcılık suçunun oluştuğuna hükmetmişken , Yargıtay 2. Ceza Dairesi benzer bir vakada hile ortaya çıkar çıkmaz paranın geri istendiği anda fiili hırsızlık olarak nitelendirmiştir . 2. Dairenin görüşüne göre, fail hileli hareketle parayı almış olsa bile mağdur anında aldanmadığını fark etmiş ve parayı geri talep etmişse, ortada hukuka aykırı zilyetliğe geçirme durumu (el çabukluğu ile alma) olduğundan dolandırıcılık değil hırsızlık suçu vardır. Bu yorum farkı, hileli eylemin başarısının derecesine ilişkin bir nüanstır ve Yargıtay içtihadında bu gibi sınır vakalarında zamanla birleştirici kararlara ihtiyaç duyulmuştur. Nitekim, Ceza Genel Kurulu içtihat birliği sağlayarak, hileli davranışın icrasına başlanmış olmasının suçun teşebbüs boyutuna ulaşması için yeterli olduğunu, ancak suçun tamamlanması için haksız menfaatin failin kontrolüne girmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla, paranın failde kalıcı olarak kalması engellendi ise teşebbüs hükümleri veya eylemin niteliğine göre diğer suçlar değerlendirilebilir.
Bunun yanında, Yargıtay’ın bazı daireleri farklı suç tipleriyle dolandırıcılık arasındaki ayrımı da tartışmıştır. Örneğin, güveni kötüye kullanma suçu (TCK 155) ile dolandırıcılık arasındaki çizgi, doktrinde ve yargıda zaman zaman zorlanır. Eğer fail, mağdurun zilyetliğinde bulunan malı hile olmaksızın, bir güven ilişkisine dayalı olarak alıp iade etmemişse bu güveni kötüye kullanma iken; eğer malı elde etmek için baştan hile uygulamışsa dolandırıcılık oluşur. Yargıtay kararları, ödünç telefon alıp geri vermeme örneğinde olduğu gibi, malın rıza ile tesliminin bizzat hile sonucunda olması halinde eylemi dolandırıcılık saymaktadır . Buna karşılık mal zaten failin kontrolüne meşru biçimde geçmiş ve sonradan iade edilmeyerek suistimal edilmişse dolandırıcılık değil, güveni kötüye kullanma oluşacaktır. Bu ayrımın doğru uygulanması için de Yargıtay dairelerinin dikkatli incelemeleri söz konusudur.
Yine belgede sahtecilik suçuyla dolandırıcılığın içtimaı (birleşmesi) konusunda da Yargıtay daireleri arasında farklı yaklaşımlar olmuştur. Bir sahte belge kullanılarak hile yapılmışsa, fail hem dolandırıcılıktan hem resmi/özel evrakta sahtecilikten ayrı ayrı mı cezalandırılacaktır, yoksa sadece nitelikli dolandırıcılıktan (çünkü zaten hile unsuru içinde sahtecilik değerlendirilir) mi sorumlu tutulacaktır? Bu konuda 11. ve 15. Ceza Daireleri arasında geçmişte görüş ayrılıkları ortaya çıkmış, bazı kararlar her iki suçtan içtima yaparken bazıları fikir ve fiil birlikteliği içinde tek suç saymıştır. Son kertede Yargıtay İçtihadı Birleştirme veya Genel Kurul kararları ile, sahtecilik fiilinin bağımsız bir suç niteliği korunmakla birlikte somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılması gereği vurgulanmıştır (örneğin sahte belgenin sadece dolandırıcılığa araç olması halinde her iki suçtan cezalandırma yoluna gidilmektedir).
Sonuç olarak, dolandırıcılık suçu Türk Ceza Kanunu’nda ayrıntılı şekilde düzenlenmiş ve Yargıtay kararlarıyla şekillenen bir suç tipidir. Hileli davranış, aldatma kabiliyeti, zarar ve yarar unsurları, doktrin ve uygulamada incelikli kriterlere bağlanmıştır. Dini duyguların suistimali, kamu otoritesinin istismarı, bilişim ve medya araçlarının kullanımı gibi toplumda sık rastlanan dolandırıcılık yöntemleri, nitelikli unsurlar olarak tanımlanarak daha yüksek cezalar öngörülmüştür. Yargıtay, gelişen olay tiplerine göre içtihatlarını yenilemekte; özellikle son yıllarda teknolojik dolandırıcılıklar, telefonla sahte memur vakaları gibi konularda önemli kararlar vermektedir. Etkin pişmanlık ve uzlaşma mekanizmaları, bu suçun doğurduğu zararın giderilmesine fırsat tanıyarak hem mağdurun hakkını korumakta hem failin cezasında indirim imkanı sağlamaktadır. Dolandırıcılık suçuna ilişkin Yargıtay’ın farklı dairelerinden çıkan kararlar büyük ölçüde ortak bir anlayışa doğru evrilmiştir. Ceza Genel Kurulu kararları ışığında, hile kavramı ve dolandırıcılığın sınırları belirginleşmiş; basit aldatmaların cezai yaptırıma konu olmaması, buna karşın aldatıcı düzenek kuranların da etkili bir şekilde cezalandırılması prensibi yerleşmiştir. Özetle, dolandırıcılık suçu bakımından hukukumuz, hem malvarlığı değerlerini hem de bireylerin irade özgürlüğünü koruyan bir denge kurmaya çalışmakta; güven temeline dayalı toplumsal ilişkilerin ihlali olarak gördüğü bu suça karşı caydırıcı hükümler uygulamaktadır.
Kaynakça
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.157 – Dolandırıcılık (Basit Hali): Suçun tanımı ve cezası . 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.158 – Nitelikli Dolandırıcılık: Suçun bentler halinde sayılan nitelikli halleri ve artırıcı nedenleri . Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2017/15-1061 K.2019/426 T.14.05.2019: Hileli davranış kavramı – “Basit bir yalan hileli davranış olarak kabul edilemez” vurgusu . Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2020/239 K.2021/110 T.04.03.2021: Dolandırıcılık suçunun unsurları (hile, aldatma kabiliyeti, zarar-illiyet bağı) hakkında güncel değerlendirme . Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E.2019/4692 K.2019/7647 T.08.07.2019: Failin telefon etmek bahanesiyle ödünç aldığı cep telefonunu iade etmeyerek uzaklaşması eyleminin hileli davranış sayıldığı ve dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kararı . Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E.2019/11649 K.2019/14417 T.30.09.2019: Kasa görevlisini yanıltarak para alma girişiminde paranın anında geri istenmesi durumunda dolandırıcılık suçunun oluşmadığına, fiilin hırsızlık sayılabileceğine dair karar . Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E.2017/5038 K.2019/9396 T.03.10.2019: “Sizde büyü var, bozulmazsa felç olacaksınız” diyerek dini inanç istismarıyla dolandırıcılık yapılmasına ilişkin karar (TCK 158/1-a uygulaması) . Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E.2017/6919 K.2019/9273 T.01.10.2019: Sahte özel güvenlik kartı kullanarak valilikte işe girip maaş almak fiilinin kamu kurumunu zarara uğratmak suretiyle dolandırıcılık sayıldığı karar (TCK 158/1-e) . Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E.2012/14620 K.2014/6256 T.02.04.2014: Bankaların sadece ödeme aracı olarak kullanılmasının 158/1-f kapsamına girmeyeceği; bankanın olağan faaliyeti hileyle suistimal edilmedikçe bu nitelikli halin uygulanamayacağına dair ilke kararı . Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E.2018/4177 K.2018/5829 T.24.09.2018: Failin, EFT yapmış izlenimi veren telefon ekranını gösterip mağduru kandırarak bileziklerini alması olayında 158/1-f nitelikli halinin uygulanmadığına dair karar (bilişim sistemi aracılığıyla değil yüz yüze aldatma olduğundan) . Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E.2017/7583 K.2019/9635 T.09.10.2019: Nüfuz ticareti şeklindeki dolandırıcılıkta (TCK 158/2) failin belli makam ve isim vererek kendini nüfuz sahibi gösterdiği hallerde suçun oluşacağına dair karar . Dönmezer, Sulhi; Centel, Nur; Özbek, Veli Özer ve diğerleri (Türk Ceza Hukuku özel hükümler kaynakları): Dolandırıcılık suçunun doktrinde tanımı ve hile kavramına ilişkin görüşler . 5237 sayılı TCK m.168 – Etkin Pişmanlık Hükümleri: Dolandırıcılık suçunda etkin pişmanlık uygulaması, zamanlama ve indirim oranları . Karakaya, A. (2020) “Yargıtay Kararları Işığında Dolandırıcılık Suçunun Unsurları” (Makale): Dolandırıcılık suçunda hile, zarar, yarar unsurlarını ve Yargıtay örnek olaylarını kapsamlı inceleyen bir çalışma .


