Cinsel Taciz Suçu (TCK 105)
Suçun Tanımı ve Unsurları
Türk Ceza Kanunu (TCK) m.105, cinsel taciz suçunu tanımlayarak, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak rahatsız eden ve bu suretle mağdurun cinsel özgürlüğüne zarar veren fiilleri cezalandırmaktadır . Kanun gerekçesine göre cinsel taciz, mağdurun vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin gerçekleştirilen ve ahlâk temizliğine aykırı şekilde onu rahatsız eden cinsel davranışlardır . Suçun korunmak istediği hukuki değer, bireylerin cinsel özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığıdır; 5237 sayılı TCK ile bu suç, eski kanundaki genel ahlâka karşı suç anlayışından ayrılarak cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir . Bu suçla, bireylerin rızaları hilafına cinsel içerikli rahatsız edici davranışlara maruz kalmama özgürlüğü korunmaktadır.
Maddi unsur (fiil): Cinsel taciz suçu, bedensel temas olmaksızın gerçekleşen her türlü cinsel davranışla işlenebilir . Bu davranışlar sözlü veya yazılı ifadeler, telefon aramaları, mesajlar, el-kol hareketleri, müstehcen görüntü veya tekliflerde bulunma gibi geniş bir yelpazede olabilir . Önemli olan, fiillerin cinsel içerikli ve mağdura yönelik olması, mağdurun onur ve huzurunu bozacak nitelikte bulunmasıdır. Yargıtay’a göre mağdurun vücuduna dokunmaksızın gerçekleştirilen, cinselliğe yönelik ve belirli bir kişiyi hedef alan her türlü söz, yazı, işaret veya davranış cinsel taciz kapsamına girebilir . Örneğin bir kimsenin istemeyen birine sürekli cinsel ilişki teklif etmesi, müstehcen imalarla mesaj göndermesi ya da cinsel organını teşhir etmesi bu kapsamdadır. Buna karşılık, ahlaki kurallara uygun şekilde yapılan evlenme teklifi, kibar iltifatlar veya karşı tarafın rızası dahilinde gelişen flört mahiyetindeki davranışlar suçun kapsamına girmez . Nitekim Türk Dil Kurumu sözlüğünde “taciz” kelimesi “tedirgin etme, rahatsız etme” olarak tanımlanmış olup, mağdurun rahatsız olmadığı veya rıza gösterdiği durumda cezai sorumluluktan söz edilemez .
Manevi unsur (kast): Cinsel taciz, özel kastla işlenebilen bir suçtur. Failin hareketleri bilinçli olarak cinsel amaç taşımalıdır . Fail, cinsel arzularını tatmin etmek, cinsel isteklerini mağdur üzerinde yöneltmek saikiyle davranmalıdır. Sıradan bir kızgınlıkla söylenen hakaret sözleri ya da salt rahatsız etme amacı taşımayan davranışlar bu suç kapsamında değerlendirilmeyebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, cinsel taciz suçunun manevi unsurunun failin “cinsel amaç güderek hareket etmesi” olduğunu vurgulamıştır . Bu nedenle, fiilin cinsel saikle işlenip işlenmediği değerlendirilirken tarafların konumu, aralarındaki ilişki, söz ve davranışların niteliği ve gerçekleşme şekli gibi tüm koşullar birlikte ele alınmalıdır . Örneğin yalnızca kompliman mahiyetinde “çok güzelsin” demek tek başına cinsel amaçlı bir taciz olarak görülmeyebilir; ancak yabancı birine yönelik sokakta rahatsız edici tarzda “sen ne güzel kızsın” demek, somut durumun özelliklerine göre taciz sayılabilir – nitekim Yargıtay 14. Ceza Dairesi böyle bir ifadeyi cinsel taciz suçu kapsamında değerlendirmiştir .
Fail ve mağdur: Suçun faili veya mağduru herkes olabilir; kanun herhangi bir cinsiyet veya yaş ayrımı yapmamıştır . Failin erkek veya kadın, mağdurun da kadın veya erkek olması mümkündür. Aynı şekilde evli veya bekâr olmaları da önemli değildir. Mağdurun rızası, suçun oluşumunu engeller; rıza gösterebilecek durumda olan bir kişi tarafından açıkça kabul edilen cinsel davranışlar suç teşkil etmez . Ancak burada “rıza”, sağlıklı bir irade açıklamasına dayanmalıdır; örneğin mağdur küçük bir çocuk ise hukuken geçerli bir rızadan söz edilemeyecektir. Bu husus, çocukların söz konusu olduğu durumlarda suça vücut veren fiilin doğru nitelendirilmesi bakımından önem taşımaktadır (aşağıda ayrıca değinilmiştir).
Suçun tamamlanması: Cinsel taciz suçu, somut bir zararın gerçekleşmesi aranmayan (tehlike suçu niteliğinde) bir fiildir. Mağdurun psikolojik olarak zarar görmesi veya ortamı terk etmesi şart değildir; rahatsız edici davranışın gerçekleşmesiyle suç tamamlanır . Tek bir fiil dahi (örneğin bir kere uygunsuz bir teklif yapılması) suçu oluşturmak için yeterlidir . Kanun, fiillerin sistematik veya sürekli olmasını aramamıştır . Dolayısıyla failin ani bir davranışı ile suç oluşabileceği gibi, aynı zamanda farklı zamanlarda tekrarlanan davranışlarla da suç işlenebilir. Bu durumda birden fazla eylem söz konusu olduğunda, bunların ayrı suçlar mı yoksa zincirleme tek bir suç mu oluşturacağı hususu, süreklilik konusuyla bağlantılı olup aşağıda ele alınacaktır.
Suçun Basit ve Nitelikli Hâlleri
Basit Hâli: TCK 105/1 fıkrası, cinsel taciz suçunun temel şeklini düzenlemektedir. Buna göre, bir kimseyi cinsel amaçla taciz eden fail mağdurun şikâyeti üzerine üç aydan iki yıla kadar hapis cezası veya adlî para cezası ile cezalandırılır . Suçun basit halinde failin özel konumuna veya fiilin gerçekleştiği koşullara ilişkin bir özellik yoktur; herhangi bir kişi herhangi bir yöntemle başka birini cinsel amaçla rahatsız ederse bu fıkra uygulanır. Kanun burada yetişkin mağdurlar ile çocuk mağdurlar arasında da bir ayrım yapmıştır: Fiilin mağdurunun çocuk olması halinde (18 yaşından küçükse) cezanın alt sınırı altı ay, üst sınırı üç yıl olarak belirlenmiştir . Yani çocuklara karşı işlenen cinsel tacizde ceza daha yüksek tutulmuştur. Bu düzenleme, 2014 yılında 6545 sayılı Kanunla getirilmiş olup, o tarihe dek doktrinde ve uygulamada tartışmalı olan “çocuğa karşı cinsel taciz mi yoksa cinsel istismar mı oluşur” sorunu bu yolla açıklığa kavuşturulmuştur . Düzenleme gereği, çocuk mağdura yönelik taciz de 105. madde kapsamında değerlendirilmekte ancak daha ağır bir ceza öngörülmektedir. Belirtmek gerekir ki, hem yetişkin hem çocuk mağdur açısından bu suç şikâyte tabi olarak düzenlenmiştir; soruşturma ve kovuşturma başlayabilmesi için mağdurun (çocuk ise veli/vasisinin) şikâyeti şarttır.
Nitelikli Hâlleri: TCK 105/2 fıkrası, cinsel taciz suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli durumlarını tek tek saymıştır. 2014 yılında yapılan değişiklikle kapsamı genişletilen bu haller şunlardır :
Kamu görevi, hizmet veya aile ilişkisi nüfuzu kullanılarak işlenmesi: Failin kamu görevlisi olmasından ya da mağdurla aralarındaki hizmet, eğitim veya aile ilişkisinden doğan hiyerarşik üstünlük veya güven ilişkisinden yararlanarak fiili işlemesi durumudur. Örneğin öğretmenin öğrencisine, amirin memuruna veya bir aile ferdinin ev içinde diğerine yönelik tacizi bu kapsamdadır. Bu durumda fail, mevcut ilişki bağını kötüye kullanmak suretiyle tacizi gerçekleştirdiği için daha ağır cezayı hak eder . Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya koruma/bakım/gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesi: Bu bent, özellikle çocuklar ve bakıma muhtaç kişilere yönelik özel koruma ilişkilerini hedef almaktadır. Vasi ile vesayet altındaki kişiye, öğretmen veya eğitmen tarafından öğrenciye, bakıcı tarafından bakılan kişiye ya da koruyucu aile tarafından evlatlığa cinsel tacizde bulunulması halinde suç daha ağır değerlendirilir . Bu kişiler de aslında bir hizmet veya hiyerarşi ilişkisi içindedir; kanun koyucu bunları ayrıca vurgulayarak çocuklar ve korunmasız kitleler lehine ek bir hassasiyet göstermiştir. Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanarak işlenmesi: Taciz fiilinin fail ile mağdurun iş ortamı sayesinde temas halinde olmasından yararlanarak gerçekleştirilmesidir . İşyerinde karşılaşma imkânını kullanarak astına, eşdeğer pozisyondaki çalışma arkadaşına veya üstüne yönelik tacizde bulunan fail, bu durumu istismar ettiğinden cezası artacaktır. İş ilişkisinden kaynaklanan zorunlu yakınlık, mağdurun kendini savunmasını veya kaçınmasını zorlaştırdığı için kanun tarafından ağırlaştırıcı neden sayılmıştır. (İş hukuku açısından da bu gibi eylemler haklı fesih sebebi olabilmektedir, ancak bu makalenin konusu ceza hukuku boyutudur.) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanarak işlenmesi: Bu bent, dijital iletişim vasıtalarıyla yapılan tacizleri kapsar . Telefon, SMS, WhatsApp, e-posta, sosyal medya mesajı gibi araçlarla mağduru cinsel içerikli rahatsız eden fail, geleneksel yüz yüze tacize kıyasla uzaktan iletişim kurduğu için yakalanması zor olsa da, kanun açıkça bunu da ağırlaştırıcı saymıştır. Özellikle günümüzde sosyal medya ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla dijital cinsel taciz vakalarının arttığı bilinmektedir . Bu tür yöntemlerle işlenen taciz suçunda da ceza yarı oranında artırılacaktır. Teşhir suretiyle (alıkoymaksızın cinsel organın gösterilmesi suretiyle) işlenmesi: Failin cinsel organını veya cinselliğe ilişkin mahrem bölgelerini mağdura teşhir etmesi, kanunda ayrıca sayılan bir nitelikli haldir . Örneğin failin sokakta bir kişiye cinsel organını göstermesi, ya da karşısındaki kişiyi hedef alarak müstehcen görüntüler sergilemesi, fiziksel temas olmasa bile taciz olarak ve üstelik ağır şeklinde kabul edilir. Bu eylem aynı zamanda TCK m.225’te düzenlenen “hayâsızca hareket” suçunu da oluşturabilecek nitelikte olduğundan, uygulamada çoğunlukla fikri içtima kuralları uyarınca en ağır ceza veren madde olan 105. maddeden hüküm kurulmaktadır .
Yukarıdaki nitelikli haller gerçekleştiğinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır (TCK 105/2). Örneğin aynı fiil normalde 6 ay ceza gerektiriyorsa, nitelikli durumda 9 aya çıkacaktır. Ayrıca, fiil nedeniyle mağdurun işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalması halinde ceza bir yıldan az olamaz . Bu ifade, cinsel tacizin mağdur üzerinde ciddi sonuçlar doğurması durumunu özel bir ağırlaşmış hal olarak düzenlemektedir. Özellikle işyerinde tacize uğrayan bazı mağdurların işini bırakmak zorunda kalabildiği, öğrencilerin okulu terk edebildiği ya da aile içi taciz mağduru çocukların evden uzaklaştırıldığı görülmektedir. Kanun, böyle bir netice meydana gelmişse faile verilecek cezanın asgari 1 yıl hapis olacağını belirterek, tacizin ciddi etkilerinin cezada mutlaka karşılık bulmasını sağlamıştır.
Cinsel Tacizin Dijital Yollarla İşlenmesi
Modern iletişim araçlarının yaygınlaşması, cinsel tacizin dijital platformlar üzerinden işlenmesini de artırmıştır . Sosyal medya uygulamaları, çevrimiçi oyunlar, forumlar, mesajlaşma programları ve e-posta gibi araçlar, faillerin mağdurlarla yüz yüze gelmeden cinsel içerikli rahatsız edici mesajlar iletmelerine imkân tanımaktadır. TCK m.105/2(d) bendinde bu durum açıkça düzenlenmiş ve elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıkla taciz ayrı bir nitelikli hal kabul edilmiştir . Böylece Facebook, Instagram, Twitter gibi sosyal medya platformlarından gönderilen cinsel taciz içerikli mesajlar, WhatsApp/SMS yoluyla yapılan ısrarlı cinsel teklifler veya e-posta ile yollanan müstehcen görüntüler yasal olarak cinsel taciz suçunu oluşturmaktadır.
Yargı kararları, internet üzerinden gerçekleşen cinsel taciz fiillerini sıklıkla bu suç kapsamında değerlendirmektedir. Örneğin Yargıtay, sanığın internet aracılığıyla mağdureye cinsel içerikli yazışmalar yapmasını ve ona istenmeyen şekilde cinsel ilişki teklif etmesini zincirleme biçimde işlenmiş cinsel taciz suçu saymıştır . Benzer şekilde telefonla müstehcen mesaj göndermek, uygunsuz görüntüler yollamak veya birini çevrimiçi platformda ifşa etmek (örneğin rızası dışında fotoğraflarını cinsel içerikle paylaşmak) de bu suç kapsamında değerlendirilmektedir.
Dijital taciz vakalarında deliller genellikle yazılı kayıtlar olduğundan, ispat noktasında bazı avantajlar mevcuttur. Mağdur, kendisine gelen mesajları, e-postaları, sosyal medya yazışmalarını kaydederek veya ekran görüntüsü alarak delil sunabilir. Nitekim cinsel taciz fiilinin oluşması için bu mesajların mağdura ulaşmış olması gerekir; fail sözlü tacizde bulunduysa ve mağdur duymadıysa suç oluşmaz . Dijital ortamda da benzer şekilde, gönderilen ileti mağdura ulaşmamışsa ya da mağdur tarafından görülmemişse suç tamamlanmış sayılmaz. Ancak pratikte çoğu zaman mağdur bu içerikleri görür ve rahatsız olur.
Birden fazla mesaj gönderilmesi veya uzun süreli dijital taciz, tek bir zincirleme suç olarak değerlendirilebilir. Eğer fail kısa zaman dilimi içinde arka arkaya birçok mesaj atmışsa bunlar tek bir fiil gibi kabul edilip ceza belirlenirken içtima hükümleri uygulanabilir . Farklı günlerde tekrarlanan tacizlerde ise zincirleme suç hükümleri uygulanarak ceza belirlenirken belli oranda artırılır (TCK m.43). Dijital mecralar üzerinden tacizin bir diğer boyutu da anonimliktir; fail sahte hesaplar veya bilinmeyen numaralar kullanarak mağduru taciz ettiğinde tespit edilmesi güçleşebilir. Ancak IP adresi takibi, BTK kayıtları vb. yollarla faili bulmak mümkün olabilmektedir.
Mağdurun Direncinin Kırılması, Tacizin Sürekliliği ve Sonuçlarının Etkisi
Cinsel taciz suçu genel olarak fiziksel cebir veya tehdit içermeyen bir suç tipi olduğundan, mağdurun direncinin kırılması kavramı genellikle bu suç için aranmamaktadır. Zira burada söz konusu olan, mağdurun iradesine aykırı şekilde rahatsız edilmesidir; fail mağduru bir şeye zorlamaktan ziyade onu istem dışı maruz bırakmaktadır. Eğer fail, mağdurun direncini kırmaya yönelik tehdit, şantaj veya fiziksel zorlama kullanmaya başlarsa, eylem artık basit bir taciz olmaktan çıkar ve cinsel saldırı boyutuna varır . Örneğin fail, mağdura ısrarla cinsel teklifler yapıp sonunda onun psikolojik direncini kırarak rıza göstermesini sağladıktan sonra cinsel bir fiil gerçekleştirirse, ortada görünürde bir rıza olsa da bu rıza irade fesadına uğradığı için fiil TCK 102 kapsamında rızaya dayalı olmayan cinsel saldırı sayılabilir. Kısacası, cinsel taciz suçunda mağdurun direnci kavramı, fiilin niteliğini değiştirebilecek kritik bir eşiğe işaret eder: Direnci kırmaya yönelik icbar veya tacizin şiddet içerir hale gelmesi, suçu nitelik değiştirerek daha ağır bir suça dönüştürebilir.
Öte yandan, cinsel taciz fiillerinin sürekliliği meselesi de uygulamada önemli bir konudur. Kanun tek bir hareketi suç için yeterli görse de (ani suç), taciz eylemleri çoğunlukla birden fazla kez tekrarlanabilir. Mağdur, aynı fail tarafından düzenli veya aralıklı şekilde rahatsız ediliyor olabilir. Bu durumda cezalandırma açısından iki husus ortaya çıkar:
Eğer fail, kısa zaman aralıklarıyla ve aynı kast altında ardışık taciz fiilleri işlemişse, bunlar zincirleme suç kapsamında değerlendirilir. TCK m.43 uyarınca zincirleme suçta fail hakkında tek ceza tayin edilip ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Örneğin fail bir gün içinde defalarca müstehcen mesaj atmışsa veya her akşam iş çıkışı mağdura laf atmışsa, ayrı ayrı değil zincirleme tek suç olarak ceza verilir . Taciz fiilleri süreklilik arz ediyor ve mağdur için hayatı çekilmez hale getiriyorsa, bu durum hakimin ceza takdirinde dikkate alınabilir. Kanun, mağdurun işi bırakmak zorunda kalmasını özel bir netice olarak düzenlemiştir . Süreklilik nedeniyle mağdur ciddi psikolojik zarar görmüş, çevresini değiştirmek zorunda kalmışsa, hakim temel cezada daha yüksek bir miktar belirleyebilir veya adli para cezası yerine hapis cezası tercih edebilir. Nitekim mağdurun maruz kaldığı tacizlerin yoğunluğu ve etkisi, cezanın bireyselleştirilmesinde göz önünde tutulması gereken unsurlardandır (TCK m.61/1, suçun işleniş biçimi ve meydana gelen zarar kriterleri).
Taciz fiillerinin belli bir sonucunun gerçekleşmesi, kanunda özellikle belirtilmişse netice sebebiyle ağırlaşmış hal olarak cezaya etki eder. Yukarıda değinildiği gibi, mağdurun taciz nedeniyle işini, okulunu veya ailesini terk etmek zorunda kalması buna örnektir. Bu neticeler gerçekleştiğinde cezanın alt sınırı bir yıl hapistir . Bu ağırlaştırıcı nedenin uygulanabilmesi için, mağdurun gerçekten taciz yüzünden bu sonuçlara maruz kaldığının tespiti gerekir. Uygulamada, örneğin tacize uğrayan çalışanın işten ayrıldığına dair beyanlar, tanık anlatımları veya yazışmalar incelenerek bu şartın oluşup oluşmadığı belirlenir. Yargıtay kararlarında da, mağdurun işini bırakmak zorunda kaldığı olaylarda fail hakkında 105/2 ikinci cümle uygulanarak cezanın bir yıldan az olamayacağı belirtilmiştir .
Sonuç olarak, cinsel taciz suçunda eylemin bir kez veya mükerrer yapılması, mağdur üzerindeki etkisinin boyutu ve eylemin bir üst suça evrilip evrilmediği gibi hususlar, failin cezalandırılması sürecinde önem taşır. Tekrarlanan taciz eylemleri zincirleme suç hükümleriyle cezayı artırabilir; tacizin mağdurda ciddi sonuçlar doğurması özel ağırlaştırıcı neden olarak dikkate alınır; ancak tacizin şiddet veya tehditle birleşip mağdurun direncini tamamen kırması durumunda artık 105. madde değil, daha ağır bir suç olan 102. madde (cinsel saldırı) gündeme gelecektir.
TCK 105 ile TCK 102-103 Arasındaki Sınırlar
Cinsel taciz suçu (TCK 105) ile cinsel saldırı (TCK 102) ve çocuğun cinsel istismarı (TCK 103) suçları arasında temel ayrım, fiilin fiziksel temas içerip içermediği ve mağdurun yaşına göre yapılan ayrıma dayanmaktadır . Bu ayrımlar hem suçun unsurları hem de öngörülen cezalar açısından belirleyicidir:
Fiziksel temas (dokunma) kriteri: Cinsel taciz suçunda mağdurun vücut dokunulmazlığına el sürülmez, fail sadece uzaktan veya temas olmaksızın cinsel davranışlarda bulunur . Buna karşılık, failin mağdurun vücuduna herhangi bir şekilde temas ettiği anda fiil artık cinsel taciz olmaktan çıkar. Eğer mağdur yetişkin ise ve rızası dışı bir temas gerçekleşmişse bu fiil cinsel saldırı (sarkıntılık düzeyinde dahi olsa) sayılır ; mağdur çocuk ise bu durumda çocuğun cinsel istismarı suçu oluşur. Örneğin fail, mağdura sözle laf atmaktan çıkıp elini tutmaya, sarılmaya, öpmeye kalkıştığında veya vücudunun herhangi bir yerine dokunduğunda, TCK 105 değil TCK 102 devreye girer (ya da mağdur çocuksa TCK 103). Yargıtay kararları da bu ayrımı net bir şekilde vurgular: “Vücuda temas olması halinde söz konusu eylem cinsel taciz değil, cinsel saldırı veya istismar suçunu oluşturur.” . Nitekim bir olayda sanığın mağdurun bacağına dokunması fiili cinsel taciz değil basit cinsel saldırı olarak nitelendirilmiştir . Mağdurun yaşı (çocuk-yetişkin ayrımı): Mağdur 18 yaşından küçük ise, failin cinsel yöndeki her türlü davranışı kural olarak çocuğun cinsel istismarı suçu kapsamında değerlendirilir (TCK 103). Ancak burada da fiziksel temas ölçütü önem kazanır. Çocuğa karşı fiziksel temas içermeyen cinsel davranışlar (örneğin müstehcen sözler söylemek, pornografik içerik göstermek, cinsel organ teşhir etmek), 2014’teki değişiklikten önce tartışmalıydı: Kimisi bunları da istismar saymak gerektiğini, kimisi taciz kapsamında değerlendirilebileceğini savunuyordu . 6545 sayılı Kanun ile TCK 105’e “fiilin çocuğa karşı işlenmesi” ibaresi eklenerek, çocuklara karşı fiziksel temas olmaksızın yapılan cinsel davranışların cinsel taciz olarak cezalandırılacağı netleşmiştir . Buna göre, örneğin 15-17 yaşındaki bir ergene yönelik cinsel içerikli mesaj atmak veya sözle tacizde bulunmak TCK 105 kapsamında (ağırlaştırılmış şekliyle) cezalandırılırken, aynı ergene yönelik en ufak bir dokunma gerçekleşirse TCK 103 devreye girecektir. Hatta mağdur 15 yaşın altında ise, zaten rızaen dahi olsa herhangi bir cinsel davranış istismar sayılır; dolayısıyla failin bu yaştaki çocuğa yönelik fiilleri de kural olarak 103. madde kapsamında değerlendirilir. Yine de belirtmek gerekir ki, Yargıtay uygulaması 15-18 yaş aralığındaki çocuklara karşı bazı durumlarda temas içermeyen fiilleri taciz olarak kabul edebilmektedir . Kanunda artık çocuk mağdurla ilgili özel hüküm bulunduğundan, uygulamada genellikle şu yol izlenir: Failin davranışı fiziksel temas veya çocuğu cinsel yönden sömürme içermiyorsa 105. maddeye göre (6 ay – 3 yıl arası hapis) ceza verilir; eğer en ufak temas, cebir, tehdit ya da çocuğu cinsel amaçla kullanma durumu varsa çok daha ağır cezalar öngören 103. madde uygulanır (temel şekli 8 yıldan başlamak üzere). Cezaların karşılaştırması ve nitelik: Cinsel taciz suçu, sonuçları itibariyle 102 ve 103’e göre daha hafif yaptırım öngörülmüş bir fiildir. Basit tacizde ceza en fazla 2 yıl (çocuksa 3 yıl) hapistir ve adli para cezasına çevrilebilir; oysa basit cinsel saldırıda ceza 2 ila 5 yıl arası hapistir (sarkıntılık hali) veya nitelikli haline göre çok daha yüksektir; çocuk istismarında ise en basit dokunma dahi 8 yıldan başlayan hapis cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca cinsel saldırı ve istismar suçları re’sen soruşturulan, uzlaşma kapsamında olmayan çok ciddi suçlardır. Cinsel taciz ise kanunun temel halinde şikayete bağlı bir suçtur ve cezanın düşük olması nedeniyle adli para cezası veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi sonuçlarla karşılaşmak mümkündür. Elbette bu farklar, fiilin ağırlığına binaen kanun koyucunun yaptığı değerlendirmenin sonucudur.
Özetle, cinsel taciz ile daha ağır cinsel suçlar arasındaki sınır çoğunlukla bedensel temas çizgisiyle çizilir. Taciz, temas olmadan kalan cinsel davranışlardır; temas başladığı anda veya mağdurun rızası zorlandığında suçun niteliği değişir. Mağdur çocuk olduğunda ise temas olsun olmasın fiilin cinsel içerikli her türü çok ciddiye alınmakla birlikte, kanun çocuklara karşı temas olmaksızın yapılan tacizleri de 105. maddeye dahil ederek yaptırım altına almıştır. Uygulamada doğru nitelendirme yapılması, failin eylemine uygun maddeden cezalandırılması açısından kritik önemdedir.
Şikâyet Süresi ve Uzlaştırma
Cinsel taciz suçunun kovuşturulması, basit şekli bakımından şikâyete bağlıdır . Yani mağdurun (veya kanuni temsilcisinin) yetkili makamlara şikâyette bulunmaması halinde fail hakkında soruşturma açılamaz. TCK m.105/1’de açıkça “mağdurun şikâyeti üzerine” ibaresi yer almaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca, şikâyete tâbi suçlarda mağdur, failin ve fiilin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde şikâyet hakkını kullanmalıdır. Aksi takdirde şikâyet hakkı düşer. Dolayısıyla cinsel taciz mağduru, failin kimliğini ve eylemini öğrendiği andan başlayarak altı ay içinde yetkili mercilere (savcılık veya kolluk birimleri aracılığıyla) şikâyet dilekçesi vermelidir. Aksi halde, bu süre geçtikten sonra yapılacak şikâyet hukuken geçersiz kalacak ve soruşturma başlamayacaktır.
Nitelikli hallerde ise durum farklıdır. TCK 105/2’de sayılan nitelikli taciz suçları şikâyete tâbi değildir, re’sen kovuşturulur . Kanunda her ne kadar ikinci fıkrada “şikayet”ten bahseden bir ibare yoksa da, Yargıtay yerleşik içtihatlarında suçun nitelikli hallerinde şikayet aranmayacağını kabul etmiştir . Zira kanunun metninde sadece temel şeklin şikayete bağlı olduğu belirtilmiş, nitelikli şekiller konusunda bir hüküm konulmamıştır. Bu durumda, TCK m.73/3’teki “yalnızca daha az cezayı gerektiren şekil şikayete tabi ise daha ağır şekillerde şikayet aranmaz” yönündeki genel ilke gereği, 105/2 kapsamındaki hallerde savcılık mağdurun şikayeti olmasa bile kendiliğinden soruşturma yapabilir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, suçun sadece temel şeklinin şikayete bağlı olduğu durumlarda nitelikli hal ve netice sebebiyle ağırlaşmış hallerinin şikayete bağlı olmayacağını vurgulamıştır . Örneğin işyerinde tacize uğrayan mağdur utanç veya çekinme nedeniyle 6 ay içinde şikayet etmemiş olsa bile, fiil ortaya çıkıp kamu davası açılırsa (örneğin mağdur işi bırakıp başka şekilde şikayetini geç de olsa iletirse) yargılama yapılabilecektir. Uygulamada savcılık genelde mağdurun şikayeti olmadan soruşturma başlatmaz; ancak bu hukuki ayrım özellikle şikayet süresinin kaçırıldığı durumlarda önem kazanabilir.
Uzlaştırma (arabuluculuk): Ceza Muhakemesi Kanunu m.253 ve ilgili yönetmelik gereği bazı suçlarda fail ile mağdurun uzlaştırma yoluna gitmesi mümkündür. Ancak cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, toplum ve mağdur üzerindeki nitelikleri gereği uzlaştırma kapsamı dışında tutulmuştur. Cinsel taciz suçu, şikayete tabi olsa bile uzlaştırma uygulanmayacak suçlardandır . Kanun koyucu, cinsel suçlarda fail ile mağdurun arabulucu vasıtasıyla anlaşmasını uygun görmemiş; bu tip suçları uzlaşma prosedürünün dışında bırakmıştır. Dolayısıyla cinsel taciz iddiasıyla açılan bir soruşturma veya dava, taraflar sulh olsalar bile uzlaştırmacıya gitmez. Mağdur ancak şikayetinden vazgeçerse (ve kamu davası da şikayete bağlı ise) süreç düşer; bunun dışında resmi bir uzlaşma müessesesi işletilemez.
Kısacası, cinsel tacizde şikayet süresi altı aydır ve bu süre hak düşürücüdür. Suçun nitelikli halleri şikayete tabi olmayıp resen kovuşturulur, bu bakımdan şikayet süresi sorunu da onların açısından yoktur. Uzlaştırma ise hiçbir şeklinde uygulanmaz; mağdur ile fail arasında arabuluculuk yoluyla anlaşma imkanı kanunen kapatılmıştır.
Yargıtay Kararları Işığında Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar
Yargıtay’ın son yıllardaki kararları, cinsel taciz suçunun sınırlarının çizilmesi ve uygulanmasında rehberlik edici olmuştur. Ancak uygulamada halen bazı sorunlu veya tartışmalı noktalar dikkat çekmektedir. Bu noktaları ve Yargıtay içtihatlarının yaklaşımını şöyle özetleyebiliriz:
İltifat ile Taciz Ayrımı: Kibarca yapılan bir iltifat ile rahatsız edici bir sarkıntılık arasındaki çizgi her zaman net olmayabilir. Yargıtay genellikle sosyal hayatın gereklerine uygun, nezaket içeren beğeni ifadelerinin suç oluşturmayacağını belirtmektedir . Örneğin evlenme teklif etmek, hal-hatır sormak veya ölçülü bir kompliman yapmak taciz sayılmaz. Ancak fail ile mağdur arasında hiçbir ilişki yokken, mağdurun rahatsız olduğunu belli etmesine rağmen yapılan sözde iltifatlar taciz olarak değerlendirilebilir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yabancı bir kadına sokakta yaklaşarak “Götürelim, amma nazlandınız!” (argo bir şekilde cinsel imada bulunmak) diyen sanığın eylemini cinsel taciz suçu olarak nitelendirmiştir . Yine Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bir kararında “Sen ne güzel kızsın” şeklindeki sözü, söylendiği bağlama göre mağduru rahatsız edici bulup taciz saymıştır . Bu örnekler, failin niyeti ve sözün söyleniş tarzı kadar, mağdurun algısı ve olayın koşullarının da önemli olduğunu göstermektedir. Aksi halde her komplimanın suç sayılması düşünülemez; Yargıtay da “her hoş olmayan söz taciz değildir” demektedir. Örneğin sadece karşı tarafa bakmak veya hoşlandığını ima eden bir jest yapmak, başka destekleyici unsur yoksa taciz sayılmayabilir . Sonuç olarak, iltifat-taciz ayrımı yargısal takdir konusudur ve her somut olayda failin amacı ile mağdurun rahatsız olup olmadığı birlikte değerlendirilmektedir. Delil ve İspat Sorunları: Cinsel taciz fiilleri çoğu zaman iki kişi arasında gerçekleşir ve tanık bulunmaz. Fiziksel bir delil de olmadığından, ispat büyük ölçüde mağdur beyanına dayanabilir. Ceza yargılamasında mağdur beyanı tek başına elbette yeterli değildir; beyanın samimiliği, tutarlılığı ve destekleyici olgular aranır. Uygulamada en büyük sorun, özellikle sözlü taciz vakalarında somut delil bulunamamasıdır. Bazı durumlarda güvenlik kamera kayıtları, ses kayıtları ya da mesaj kayıtları olaya ışık tutabilir. Mesaj veya e-posta yoluyla tacizde ise bu kayıtlar güçlü delillerdir. Yargıtay, mağdur beyanını değerlendirirken yaşam deneyimlerine uygunluk ve başka delillerle örtüşme arar. Mağdurun, fail tarafından gönderilen müstehcen mesajları daha sonra silmesi ancak tutanakla tespit edilmesi gibi durumlar dahi kararlarda tartışılmıştır . Bu nedenle, uygulamada mağdurların delil toplama konusunda bilinçli olması (mesajları silmeden saklamak, hemen şikayet etmek, mümkünse tanık desteği almak gibi) önem kazanmaktadır. Zincirleme Suç Uygulaması: Taciz fiillerinin tekrarı halinde TCK m.43’e göre zincirleme suç hükümleri uygulanmaktadır. Yargıtay, aynı mağdura karşı belirli bir zaman diliminde birden fazla kez gerçekleştirilen cinsel içerikli söz ve davranışları tek bir cinsel taciz suçu kapsamında değerlendirmekte, cezada buna göre artırım yapılması gerektiğini belirtmektedir . Örneğin fail bir hafta boyunca her gün mağdura uygunsuz mesaj attıysa, bunlar tek tek değil zincirleme tek suç kabul edilir. Ancak eylemler farklı mağdurlara karşı ise veya arada uzun süreler varsa ayrı suçlar oluşacaktır. Bu husus uygulamada cezanın doğru belirlenmesi için önemlidir; birden fazla taciz eylemi olduğu halde iddianamede bunlar ayrı ayrı değerlendirilirse hem usul karmaşası doğar hem de fail lehine/aleyhine hatalı sonuçlar çıkabilir. Yargıtay, zincirleme suç uygulanmasını gerektiren hallerde mahkemelerin buna dikkat etmesini aramaktadır. Benzer Suç Tipleriyle İlişki: Cinsel taciz eylemi bazı durumlarda diğer suç tipleriyle kesişebilir. Örneğin fail, mağdura cinsel içerikli sözler söylerken aynı zamanda ağır hakaretler de savurmuşsa, hem hakaret (TCK 125) hem taciz gündeme gelebilir. Uygulamada genellikle farklı hukuki değerleri koruyan bu suçlar için ayrı hükümler kurulabilir. Bir başka kesişim, hayâsızca hareketler suçu (TCK 225) ile ortaya çıkmaktadır. Fail alenen cinsel organını teşhir ederek toplumu rahatsız ederse 225. madde uygulanır; ancak eylem belli bir kişiyi hedef alarak taciz amacıyla yapılmışsa ayrıca 105. madde devreye girer. Yargıtay, tek bir fiille birden fazla suç oluştuğunda (fikri içtima) en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiğini, diğer suçun cezasının alt sınırı daha yüksek bile olsa bu ilkeye riayet edilmesini belirtmiştir . Nitekim bir olayda sanık, mağdura önce fiziken dokunmuş (cinsel saldırı), sonra uzaklaşıp dönerek cinsel organını göstermiştir; bu durumda hem cinsel saldırı hem taciz ve hayâsızca hareket suçu birlikte oluşmuştur. Yargıtay, fiillerin kısa süre arayla aynı mağdura karşı işlenmiş olmasını dikkate alarak en ağır suç hangisi ise (somut olayda cinsel saldırı daha ağırdır) sadece ondan ceza verilmesini, diğerinin ayrıca cezalandırılmamasını karara bağlamıştır . Bu tür durumlar, ideal içtima hükümlerinin uygulanmasına örnek teşkil etmektedir. Mağdurun Davranışının Yorumlanması: Toplumsal önyargılar bazen yargılamaya yansıyabilmektedir. Cinsel taciz olaylarında mağdurun giyimi, davranışı, tacize verdiği tepki gibi konular geçmişte tartışma yaratmıştır. Günümüzde yargı, mağdurun hayat tarzının veya kıyafetinin failin fiiline asla meşruiyet kazandırmayacağını vurgulamaktadır. Ancak hala bazı davalarda mağdurun ilk başta faille şakalaşmış olması, bir süre mesajlarına cevap vermiş olması gibi hususlar, taciz iddiasını zayıflatan olgular olarak değerlendirilebilmektedir. Yargıtay kararları genel olarak, mağdurun rıza göstermediği anda fiilin suç niteliği kazandığı yönündedir. Örneğin taraflar arasında başlangıçta flörtleşme varken daha sonra mağdur istemediğini belirttiği halde ısrar sürmüşse, devam eden kısım suç olarak kabul edilir. Buna karşılık tamamen gönüllülük esasıyla yürümüş bir konuşma veya yazışma sonradan pişmanlıkla taciz olarak nitelendirilemez. Deliller bu ayrımı yaparken esas teşkil eder; örneğin mağdurun bir noktadan sonra rahatsız olduğunu ifade eden cevabı, ondan sonraki mesajları suç haline getirir.
Sonuç itibariyle, Yargıtay içtihatları ışığında cinsel taciz suçunun uygulamasında; failin davranışının objektif olarak cinsel taciz kapsamında olup olmadığı, mağdurun rızasının bulunup bulunmadığı, eylemin temas içerip içermediği, fiillerin tekrarı ve delillerin değerlendirilmesi konularında net ilkeler oluşmuştur. Yine de her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirildiğinden, uygulamada sınır vakalarda tereddütler yaşanabilmektedir. Özellikle sosyal etkenler, teknolojik gelişmeler ve mağdurların bilinç düzeyi, bu suçun ispatı ve kovuşturulmasında belirleyici olmaya devam etmektedir.
Sonuç
TCK m.105’te düzenlenen cinsel taciz suçu, bireylerin beden dokunulmazlığını ihlal etmeyen ancak cinsel özgürlüklerini zedeleyen her türlü tacizkâr davranışı cezalandırarak, kişilerin cinsel dokunulmazlık alanını korumayı amaçlamaktadır. Suçun oluşumu için failin cinsel saikle hareket etmesi ve mağdurun rahatsız olması yeterlidir; tek bir eylemle dahi suç tamamlanabilir. 2014 yılında yapılan değişikliklerle çocukların korunması güçlendirilmiş, ayrıca işyeri, okul, dijital platformlar gibi ortamlarda ve belli sıfatları taşıyan faillerce işlenen taciz fiilleri daha ağır cezaya tabi tutulmuştur. Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, taciz ile normal sosyal etkileşim sınırının belirlenmesi ve delillendirme güçlüğüdür. Yargıtay kararları, fiziksel temasın bulunmadığı durumlarda dahi mağdurun cinsel açıdan rahatsız edilmesini suç sayarak bu alandaki korumayı geniş yorumlamıştır. Öte yandan suç, yapısı gereği mağdurun şikayetine bağlı tutulmuş; ancak uzlaşma gibi yollar cinsel suçlar kategorisinde kapalı bırakılmıştır.
Cinsel taciz suçuna ilişkin en güncel içtihatlar, failin pozisyonunu kötüye kullanarak tacizde bulunduğu hallerde ve dijital mecralardaki tacizlerde etkin bir yaptırım uygulanması gerektiğini göstermektedir. Toplumda bu suça dair farkındalık arttıkça, mağdurların çekinmeden şikayet mekanizmalarını kullanması ve faillerin cezadan kurtulmaması sağlanabilecektir. Sonuç olarak TCK 105, kapsamı ve yaptırımlarıyla hem geleneksel ortamlarda hem de dijital dünyada meydana gelen cinsel taciz fiillerine karşı hukuki koruma sunmakta; yargı uygulaması da bu suçun sınırlarını netleştirerek mağdurların cinsel dokunulmazlığını teminat altına almaya hizmet etmektedir.
Kaynakça
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.105 – Cinsel Taciz suçunun kanun metni . TCK 105 Gerekçesi – Kanun gerekçesinde cinsel taciz suçunun tanımı ve kapsamı . Baran Doğan, Av. (2020). “TCK Madde 105 Cinsel Taciz Suçu.” (Çevrimiçi) İstanbul Barosu Yayını. Arslan Hukuk Bürosu (2022). “Cinsel Taciz Suçu ve Cezası (TCK 105).” (Çevrimiçi makale) . Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.10.2018 T., E.2017/1076, K.2018/492 – Mağdura yönelik sözlerin (örn. “… Götürelim, amma nazlandınız!”) cinsel taciz suçunu oluşturacağına dair karar . Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 17.06.2019 T., E.2016/3168, K.2019/10042 – “Sen ne güzel kızsın” sözünün bağlama göre cinsel taciz sayılabileceğine ilişkin karar . Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 16.02.2012 T., E.2012/5731, K.2012/1824 – Salt bakış veya genel iltifat mahiyetindeki davranışların, başka unsur yoksa taciz suçunu oluşturmayacağı kararı . Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.10.2014 T., E.2013/14261, K.2014/12028 – İşyerinde gerçekleşen cinsel taciz nedeniyle mağdurun işi bırakmak zorunda kalması halinde 105/2’nin ikinci cümlesinin uygulanması ve suçun re’sen kovuşturulabileceği yönündeki karar . Yaldız, Çağlasın (2023). “Yargıtay Kararları Işığında Cinsel Taciz Suçu ve İncelemesi,” Turkish Journal of Social Sciences, Yıl 7, Sayı 14, s.213-230 . Çakıcı, Leyla (2011). “Yargıtay Kararlarıyla Cinsel Taciz Suçu,” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 60, Sayı 1, s.47-82 .




