Türk Ceza Kanunu’nda Fuhuşa Aracılık Etme Suçu
Giriş
Türk Ceza Kanunu (TCK) m.227’de “fuhuş” başlığı altında düzenlenen suç, genel ahlaka karşı suçlar arasında yer almakta ve kanun koyucunun korumak istediği hukuki değer toplumun ar ve haya duyguları ile genel ahlakın korunmasıdır. Bu suç tipi, halk arasında “fuhuş yaptırma” veya “fuhuşa aracılık etme” suçu olarak bilinmekle birlikte, maddede çok yönlü fiiller bir arada tanımlanmıştır. TCK 227 ile kişilerin, özellikle de çocukların, fuhşa teşvik edilmesi veya fuhşa sürüklenmesi çeşitli şekilleriyle suç haline getirilmiştir. Bu düzenlemeyle, bir yandan toplumun manevi değerleri korunmaya çalışılırken diğer yandan fuhşa zorlanan veya teşvik edilen bireylerin onur ve vücut bütünlüğü de dolaylı olarak korunmaktadır. Kanun hükmü oluşturulurken Türkiye’nin taraf olduğu 1921, 1933 ve 1949 tarihli uluslararası sözleşmelerde ortaya konan ilkelere uygun hareket edilmiştir. Özellikle 1949 tarihli “İnsan Ticaretinin ve Başkasının Fuhşunu Sömürmenin Kaldırılması Sözleşmesi”nde, bir kimsenin rızası olsa bile fuhuş amacıyla başkasını sevk eden veya götüren kişilerin cezalandırılması öngörülmüş, benzer yaklaşımlar ulusal mevzuata yansıtılmıştır.
Bu makalede, TCK m.227 kapsamında fuhşa teşvik etme, fuhuş için aracılık yapma, yer temin etme gibi suçun tüm halleri ve bunların unsurları incelenecek; suçun işlenişinde iştirak ilişkileri ele alınacaktır. Ayrıca suçun mağduru konumundaki özellikle yabancı uyruklu kişiler bakımından uygulanan sınır dışı etme süreçleri değerlendirilecek, konu örnek yargı kararları ve olaylar ışığında somutlaştırılacaktır. Yargıtay’ın en güncel içtihatları doğrultusunda uygulamada ortaya çıkan yorum farklılıkları ve sorunlar tartışılacak; suçun cezası, olası etkin pişmanlık durumları ve suçun mağdurlar üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde analiz edilecektir.
TCK 227 Maddesi Kapsamındaki Fiiller ve Suçun Halleri
TCK m.227, fuhuşla ilgili çeşitli fiilleri ayrı bentler halinde suç olarak tanımlamıştır. Maddenin getirdiği düzenlemeyi özetlemek gerekirse:
Çocuğun fuhuşu (TCK 227/1): Henüz 18 yaşını doldurmamış bir kişiyi fuhşa teşvik etmek, fuhuş yolunu kolaylaştırmak, fuhuş amacıyla tedarik etmek veya barındırmak ya da çocuğun fuhşuna aracılık etmek suç olarak tanımlanmıştır. Mağdurun çocuk olması nedeniyle bu fiiller daha ağır ceza ile cezalandırılmaktadır. Ayrıca çocukları fuhşa yönelik hazırlık hareketleri dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırılır (özel bir hüküm olarak, bu fiillerde teşebbüs hükümlerinin ötesinde hazırlık da suç sayılmıştır). Yetişkinlerin fuhuşu (TCK 227/2): 18 yaşından büyük bir kişiyi fuhşa teşvik etmek, fuhuşun yapılmasını kolaylaştırmak, fuhuş için aracılık etmek veya fuhuş yapması için yer temin etmek suçun temel halini oluşturur. Bu bent, halk tabiriyle “fuhuşa aracılık etme”, “fuhuş yaptırma” veya “pezevenklik” denilen davranışların tamamını kapsar. Kanun, ayrıca fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanarak geçimini sağlama fiilini de fuhşa teşvik kapsamında saymıştır. Yani bir kimse, bir başkasının fuhuş yapması sonucu kazandığı parayla kısmen veya tamamen geçimini sürdürüyor ise, bu durum fuhşa teşvik fiili sayılır ve aynı şekilde cezalandırılır. Fuhuş reklamı suçu (TCK 227/3): Kanunun 2016 yılında eklenen üçüncü fıkrası, fuhuş amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren, yayan veya dağıtan kişiyi cezalandırmaktadır. Bu düzenleme, fuhuş için müşteri veya mağdur temin etmeye yarayan ilan, kartvizit, broşür gibi materyallerin dağıtımını suç haline getirmiştir. Örneğin üzerinde bir fuhuş yapanın takma adı ve telefon numarası bulunan kartvizitleri etrafa bırakmak veya internet üzerinden fuhuş amaçlı reklam yapmak bu fıkraya girebilir. Bu hüküm, önceden TCK 227/2 kapsamına girebileceği tartışılan “fuhşa reklam yoluyla aracılık” fiilini ayrıca ve daha hafif bir ceza ile tanımlamıştır. Nitelikli (ağırlaştırılmış) haller (TCK 227/4, 5, 6): Suçun daha ağır cezayı gerektiren şekilleri dördüncü ve devamı fıkralarda düzenlenmiştir. Cebir veya tehdit kullanarak ya da hile ile veya mağdurun çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk etmek veya fuhuş yapmasını sağlamak, verilen cezanın yarısından iki katına kadar artırılmasına yol açar (TCK 227/4). Örneğin bir kimseyi şiddet kullanarak zorla fuhuş yaptırmak, ya da ciddi bir aldatmacayla (iş vaadi, evlenme vaadi gibi hilelerle) fuhşa zorlamak bu kapsamdadır. Mağdurun “çaresizliği”nden yararlanma ise mağdurun maddi veya manevi açıdan içinde bulunduğu çıkışsız durumun istismar edilmesi anlamına gelir (örneğin aşırı yoksulluk, evsiz kalma durumu, yaş veya akıl zayıflığı gibi çaresizlik hâlleri). Ayrıca suçun; mağdurun yakın aile fertleri (eş, anne-baba, kardeş vb.) veya mağdura bakmakla yükümlü kişiler (örneğin evlat edinen, vasi, eğitici, bakıcı) tarafından işlenmesi ya da kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi de ayrı bir ağırlaştırıcı nedendir (TCK 227/5). Bir diğer nitelikli hal, suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesidir; eğer fuhuş yaptırmak amacıyla bir organize yapı içinde hareket ediliyorsa ceza yarı oranında artırılır (TCK 227/6). Bu gibi durumlar, suçu bir nevi profesyonel ve planlı hale getirdiğinden kanun koyucu daha ağır yaptırım öngörmüştür. Tüzel kişiler hakkında tedbir (TCK 227/7): Suçun işlenmesi sırasında bir tüzel kişinin (şirket, işletme vb.) faaliyeti kullanılmışsa, tüzel kişi hakkında da güvenlik tedbirlerine hükmedilir. Örneğin bir otel işletmesi fuhuş için yer temin etmekte kullanılmışsa, işletme hakkında kapatma, ruhsat iptali veya para cezası gibi idari tedbirler uygulanabilir. Mağdurun tedavisi (TCK 227/8): Kanun, fuhşa sürüklenen kişi açısından da bir önlem öngörmektedir. Suç mağduru olan kişinin (fuhuş yaptırılan kişinin) gerekiyorsa tedaviye veya psikolojik terapiye tabi tutulabileceği hükme bağlanmıştır. Bu, özellikle insan ticareti mağduru olabilecek fuhuş mağdurlarının rehabilitasyonu ve toplum sağlığı açısından cinsel yolla bulaşan hastalık riskinin kontrolü amacını güder.
Yukarıdaki özet, TCK 227 maddesinin kapsamını ortaya koymaktadır. Görüldüğü üzere, fuhuş suçu tek bir fiil değil, birden fazla seçimlik hareketle işlenebilen kompleks bir suç tipidir. Aşağıda bu suçun unsurları ve uygulamadaki görünümü ayrıntılarıyla ele alınacaktır.
Suçun Unsurları ve Nitelikleri
Maddi Unsur (Fiil ve Fail)
Fiil (hareket unsuru): Fuhuş suçunun maddi unsuru, kanunda sayılan seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesidir. Yetişkinler bakımından fiiller dört başlıkta toplanmıştır: fuhşa teşvik etme, fuhuş yolunu kolaylaştırma, fuhuş için aracılık etme ve yer temin etme. Bu fiillerden herhangi biri tek başına suçun oluşumu için yeterlidir. Kanun bu fiilleri ayrı ayrı tanımlamıştır:
Fuhşa teşvik etmek: Fuhuş yapmayan veya yapma eğiliminde olmayan bir kişide fuhuş yapma iradesi oluşturmaya çalışmak demektir. Örneğin maddi kazanç vaadiyle bir kişiyi ilk kez para karşılığı cinsel ilişkiye girmeye ikna etmeye çalışmak teşvik fiiline girer. Aynı zamanda, bir süre fuhuş yapmış ancak bırakmış birini yeniden teşvik etmek de bu kapsamda düşünülebilir. Fuhşun yolunu kolaylaştırmak: Halihazırda fuhuş yapma niyetinde olan veya fuhuş faaliyeti içerisinde bulunan bir kişinin işini kolaylaştıracak her türlü imkânı sağlamaktır. Örneğin, fuhuş yapan kişinin müşterilerle bağlantısını kurmak, onu polise karşı uyarmak, ulaşımını sağlamak, sahte kimlik temin etmek gibi destekler “kolaylaştırma” sayılır. Yine, fuhuş arayan müşteriler bakımından da fuhuş yapacak kişiye ulaşmalarını kolaylaştıran eylemler bu kategoriye girer. Fuhuş için aracılık etmek: Bu fiil, fuhuş yapmak isteyen kişi (müşteri) ile fuhuş yapmaya razı olan kişi (mağdur) arasında köprü olmaktır. Bir anlamda “pezevenklik” olarak da bilinen bu davranış, tarafların bir araya gelmesini sağlama eylemidir. Örneğin, para karşılığı cinsel ilişki arayan birine, fuhuş yapan bir kişiyi ayarlamak veya telefonunu verip buluşturmak aracılık suçunu oluşturur. Aracılık eden kişi bu işlemden genellikle komisyon, ücret veya menfaat temin eder; ancak menfaat temin etmese bile iki tarafı bilinçli olarak buluşturması suç için yeterlidir. Fuhuş için yer temin etmek: Fuhuşa elverişli mekân sağlama fiilidir. Müşteri ile fuhuş yapanın buluşup ilişkiye girebilecekleri evi, odayı veya herhangi bir yeri sağlamak, kullanıma sunmak bu suçu oluşturur. Örneğin kendi evini veya kiraladığı bir daireyi fuhuş yapılması amacıyla tahsis eden kimse “yer temin etme” suçunu işlemiş olur. Bu fiil, çoğu zaman aracılık ile birlikte görülse de tek başına da gerçekleşebilir (sadece mekân sağlayıp tarafların buluşmasına karışmamak gibi).
Çocuklar söz konusu olduğunda (TCK 227/1) yukarıdaki fiillere ek olarak çocuğu fuhuş amacıyla tedarik etmek ve barındırmak fiilleri de sayılmıştır. “Tedarik etmek”, çocuğu fuhuş yaptırmak maksadıyla temin etmek, bir yere götürmek anlamına gelirken; “barındırmak” ise fuhuş yaptırmak üzere çocuğu himayesinde tutmak, saklamak demektir. Bu fiiller de çocuklara yönelik olması halinde suçu oluşturur.
Fail: Fuhuş suçunun faili bakımından kanun herhangi bir özel şart aramamıştır. Suç, herkes tarafından işlenebilir bir suçtur; bu yönüyle özgü suç değildir. Kadın-erkek fark etmeksizin herhangi bir kişi başkasını fuhşa teşvik edebilir veya aracılık yapabilir. Dolayısıyla hem kadınlar hem erkekler bu suçun faili olabilmektedir; uygulamada hem kadın organizatörler (örneğin bir genelev patroniçesi) hem erkek organizatörler (pezevenkler) bu suçtan yargılanabilmektedir. Kanun, yalnızca bazı fail sıfatlarını (yakın akraba, vasi, kamu görevlisi vs.) mevcutsa cezayı artırıcı neden olarak düzenlemiştir; ancak bu kişiler de yine fail olabilirler. Bir diğer deyişle, suç faili bakımından genel bir suçtur.
Mağdur: Suçun mağduru, fuhuş yaptırılan kişidir. Yani fuhşa teşvik edilen, fuhuş için kullanılan insan, mağdur olarak kabul edilir. Bu kişi kadın, erkek veya LGBTİ birey olabilir; cinsiyetin önemi yoktur. Kanun, mağdurun yaşına göre ayrım yapmıştır: Eğer mağdur 18 yaşından küçükse suç, birinci fıkraya girer ve “çocuğun fuhuşu” şeklinde değerlendirilir. Mağdur yetişkin ise suç ikinci fıkraya girer (temel hal). Yasa, fuhşa sürüklenen kişiyi mağdur olarak görmektedir; bu yaklaşım, fuhuş yapan kişi rızayla bu işe girse bile, onu bu yola sevk edenin hukuken onun özgürlüğünü ve vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği düşüncesine dayanır. Mağdurun rızası bu suç açısından suçu ortadan kaldırmaz; hatta maddenin gerekçesinde ve dayandığı uluslararası ilkelerde, suç kurbanının rızasının dahi cezalandırmaya engel olmadığı vurgulanmıştır. Bu nedenle uygulamada, mağdur konumundaki kişiler çoğu zaman soruşturma ve kovuşturmada şikâyetçi olmasalar bile, savcılık resen dava açar. Mağdurun “fuhuş yapmaya gönüllü olduğunu” beyan etmesi de failin sorumluluğunu bertaraf etmez. Ancak elbette ki mağdurun beyanı, teşvik veya cebir gibi unsurların varlığı konusunda delil değeri taşır; örneğin mağdur tamamen kendi isteğiyle bu işi yaptığını ve failin sadece müşteri bulmasına yardımcı olduğunu söylerse, bu durumda bazı fiillerin (örneğin teşvik veya cebir iddiasının) olmadığı sonucuna varılabilir. Yine de mağdurun “gönüllü” olması, failin en azından “aracılık” veya “yer temini” fiillerini gerçekleştirdiği gerçeğini değiştirmediğinden, suçun oluşumu devam edebilir.
Suçun konusu: Fuhuş suçunun konusu insan bedenidir. Mağdurun bedeni, maddi menfaat karşılığı cinsel amaçla kullanılmaktadır. Bu nedenle suç, genel olarak kişilerin vücut bütünlüğü ve cinsel dokunulmazlığı ile bağlantılı görünse de doğrudan bu hukuki değerleri hedef almayıp toplumsal ahlak düzenini hedef almaktadır. Yine de mağdur kişinin bedeni üzerinden gerçekleştiği için, mağdurun beden bütünlüğü ve cinsel özgürlüğü dolaylı biçimde etkilenir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında da fuhuş suçunda mağdurun, suça konu fiiller nedeniyle “dolaylı mağdur” konumunda olduğu ifade edilmiştir (çünkü kanunun asıl koruduğu menfaat genel ahlak olmakla birlikte, mağdurun özgürlüğü de ihlale uğramaktadır).
Manevi Unsur: Fuhuş suçu, kasıtlı bir suç olup taksirle (dikkatsizlikle) işlenemez. Failin, sayılan fiilleri bilerek ve isteyerek yapması gerekir. Örneğin evini kiraya veren kişi, kiracısının o evde fuhuş yapacağını biliyor ve bu amaçla veriyorsa kasıtlıdır; fakat kiraya verenin haberi olmadan evde fuhuş yapılırsa ev sahibine bu suç isnat edilemez. Aynı şekilde bir şahsı işe alıp garson olarak çalıştırdığını söyleyip gerçekte masaj salonunda fuhuş yaptırmaya zorlayan fail, doğrudan kastla hareket etmektedir. Failin amacı genellikle kazanç sağlamaktır; ancak maddede özel saik aranmaz. Yani failin para kazanma, çıkar sağlama amacı olmaksızın salt ahlaki saiklerle bile fuhuşa teşvik etmesi durumunda dahi suç oluşur (uygulamada çıkar amacı fiilen hep vardır, ancak kanunen şart değildir). Kısacası fail, yaptığı eylemin birini fuhşa yöneltmek veya fuhşa hizmet etmek olduğunu öngörmeli ve istemelidir. Yanılsama (hata) hallerinde kast oluşmayabilir: Örneğin fail, yanında çalıştırdığı kişinin müşterilere sadece konsomatrislik yaptığını sanıyor fakat gerçekte fuhuş yaptığını bilmiyorsa, bu suça kasıtlı iştirakinden söz edilemeyebilir. Bu durumda diğer delillere göre gerekirse taksirle başka bir suç (örneğin fuhşa aracılık edenleri bildirmeme gibi bir suç tipiyse) değerlendirilebilir; ancak TCK 227 bağlamında bilmeden yapılan eylemler cezalandırılmaz.
Nitelikli Haller ve Ağırlaştırıcı Nedenler
Yukarıda açıklandığı gibi, TCK 227 suçu bazı ağırlaştırıcı hallere sahiptir. Bu nitelikli haller, suçun daha vahim koşullarda işlenmesini ifade eder ve cezada artışa yol açar:
Cebir, tehdit, hile veya çaresizlikten yararlanma (TCK 227/4): Fail, mağduru zor kullanarak, tehdit ederek fuhuşa zorlarsa veya mağduru aldatma yoluyla (örneğin iş bulma, evlenme vaadiyle kandırıp fuhuş batağına düşürerek) fuhuş yaptırırsa ya da mağdurun içinde bulunduğu çaresiz durumdan faydalanarak onu fuhşa sevk ederse, bu durumda temel ceza yarısından iki katına kadar artırılacaktır. Burada sayılan yöntemler insan iradesini sakatlayan veya özgür karar verme imkanını ortadan kaldıran yollardır. Örneğin, mağdurun borç batağında olmasını fırsat bilip “başka çaren yok” diyerek fuhuş yaptırmak veya sığınacak yeri olmayan birini evinde barındırıp fuhuşa mecbur etmek, çaresizlikten yararlanma haline girer. Bu gibi durumlar aynı zamanda insan ticareti suçunu da andırır; nitekim insan ticareti (TCK 80) suçunda da benzer araçlarla kişileri fuhuş gibi sömürü faaliyetlerine zorlamak söz konusudur. Uygulamada, eylemin niteliğine göre bazen hem TCK 80 (insan ticareti) hem de TCK 227 birlikte gündeme gelebilir. Ancak genellikle Yargıtay, eğer fiil esasen fuhuş yaptırma etrafında gerçekleşmişse ve mağdur rızası kısmen de olsa varsa TCK 227, tamamen irade sakatlayarak alıkoyma söz konusu ise TCK 80 üzerinden hüküm kurmaktadır. Yakın akrabalar ve yükümlülük sahiplerince işlenme (TCK 227/5): Suçun mağdurun eşi tarafından, üstsoyu veya altsoyu (anne-baba, büyükanne, dede, evlat), kardeşi, evlat edinen tarafından, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı gibi mağdur üzerinde koruma veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerce işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Burada fail ile mağdur arasındaki özel ilişki, suçu daha da ahlaksız ve güveni kötüye kullanır hale getirdiğinden cezayı ağırlaştırıcı bir sebep sayılmıştır. Örneğin, bir babanın öz kızını fuhşa zorlaması veya bir öğretmenin himayesindeki öğrenciyi bu yola sürüklemesi durumları bu kapsamda değerlendirilir. Ayrıca kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması da aynı fıkra kapsamında cezayı artırır; örneğin bir polis memurunun, yakaladığı kişiye işlem yapmamak karşılığında fuhuş yapmaya zorlaması, nüfuz kötüye kullanımıyla fuhuş suçunu oluşturur ve ceza yarı oranında artırılır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde (TCK 227/6): Suç, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında işleniyorsa ceza yarı oranında artırılır. Örgütlü fuhuş suçları, genellikle birçok mağdurun sistematik şekilde fuhşa sevk edildiği, hiyerarşik bir yapının (örneğin insan ticareti çetesinin) organize olarak bu suçu işlemesi durumlarıdır. Bu durumda failler hem TCK 227’den hem de ayrıca örgüt kurma/üyeliği suçlarından da sorumlu tutulabilir. Nitekim Yargıtay, fuhuş yaptırmak için örgüt kuran kişilerin hem 227. maddeye göre cezalandırılması hem de TCK 220 uyarınca ayrıca örgüt suçundan cezalandırılması gerektiğini çeşitli kararlarında ifade etmiştir. Ağırlaştırıcı hal olarak örgüt kapsamında işleme durumu, bireysel suç işlemeye göre daha planlı ve geniş çaplı bir faaliyet olduğundan cezayı artırmaktadır.
Belirtelim ki, bu nitelikli halleri düzenleyen 4, 5 ve 6. fıkralar birbirinden bağımsız şekilde uygulanabilir. Eğer birden fazla nitelikli hal aynı olayda mevcutsa, örneğin hem tehdit kullanılmış hem de fail mağdurun babasıysa, cezaya artırım her iki nedenle ayrı ayrı uygulanabilir (önce yarı oranında, sonra tekrar yarı oranında artırma gibi). Ağırlaştırıcı sebeplerin varlığı takdir edilirken mahkeme, eylemin koşullarını ve delilleri dikkate alarak karar verir.
Suçun Özel Görünüş Biçimleri (Teşebbüs, İştirak, İçtima)
Teşebbüs (Tamamlayıcı Hareketler ve Kalkışma)
Fuhuş suçu, bazı durumlarda teşebbüs aşamasında kalabilir. Genel kural olarak, suçun icra hareketlerine başlanıp elverişli nedenlerle tamamlanamadığı hallerde teşebbüs hükümleri uygulanır. Örneğin fail, bir kişiyi fuhşa teşvik etmeye çalışmış ancak ikna edememişse veya polis operasyonu nedeniyle eylem yarım kalmışsa teşebbüs söz konusu olabilir. Ancak TCK 227 bakımından özellikle çocuklar açısından önemli bir istisna bulunmaktadır: Kanun, çocuğun fuhşa sürüklenmesi suçunda hazırlık hareketlerinin dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağını belirtmiştir. Yani fail, bir çocuğu fuhşa teşvik etmek amacıyla daha plan yapma, çocukla ilk temasa geçme gibi hazırlık aşamasında yakalansa bile sanki suç işlenmiş gibi ceza verilir (TCK 227/1, cümlenin son kısmı). Bu hüküm, suçu önlemeye yönelik sert bir tedbirdir. Yetişkinler için olan fıkrada böyle bir ifade yoktur; bu durumda yetişkin mağdurlu fuhuş suçunda normal teşebbüs hükümleri uygulanır. Örneğin bir yetişkini fuhşa teşvik etmek isterken başarısız olan fail, teşebbüsten dolayı indirimli ceza alır.
İştirak (Birlikte Suç İşleme ve Yardım)
Fuhuş suçu, iştirak açısından bazı karmaşık senaryolar doğurabilir çünkü suçun yapısı gereği birden fazla kişi çoğu kez rol almaktadır. Suçun faili herkes olabildiği için birden fazla failin birlikte hareket etmesi halinde müşterek faillik hükümleri uygulanır (TCK 37). Örneğin iki kişi ortaklaşa bir ev açıp orada kadınlara fuhuş yaptırıyorsa, her ikisi de fail olarak sorumlu olur. Biri diğerine göre daha alt düzeyde yardım yaptıysa (mesela sadece telefonla müşteri bulma konusunda yardım ediyorsa) TCK 39’daki yardım eden sıfatıyla cezalandırılabilir. Yargıtay kararları, fuhuş suçunda rol alan her kişinin eylemine göre sorumluluğunu belirlemek gerektiğini vurgulamıştır. Örneğin bir Yargıtay kararında, bir otel işletmecisi, fuhuş yapanlara yer sağladığı ve karşılığında pay aldığı için fail kabul edilirken; otelde resepsiyon görevlisi olarak çalışan ve patronunun talimatıyla odaları ayarlayan kişi, suçun yardımcısı olarak nitelendirilmiştir.
Öte yandan, müşteri konumundaki kişiler kural olarak bu suçun faili veya ortağı sayılmazlar. Türk ceza hukukunda, para karşılığı cinsel ilişkiye giren kimse (müşteri) suç işlemiş sayılmamaktadır. Fuhuş eylemi tek başına suç olmadığı için, müşterinin de ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bazı hallerde müşteri gibi görünen kişi, gerçekte diğer müşterileri ayarlayan veya ortamı sağlayan konumdaysa, o zaman rolü itibariyle suç ortağı olabilir. Yargıtay, bir kararında bu ayrıma dikkat çekmiştir: Sanıkların, mağdurla kendileri para karşılığı birlikte olmuş fakat bundan bir menfaat temin etmeksizin sadece müşteri rolünde kalmış olmaları halinde, fuhuş suçundan mahkûmiyetlerine yeterli gerekçe olmayacağını belirtmiştir. Kısacası, suça iştirak eden herkes, ortaya koyduğu katkının suçun kanuni tanımındaki yerine göre cezalandırılır; müşteriler ise kural olarak suçun iştirakçisi olarak değerlendirilmez.
İçtima (Birleşme ve Zincirleme Suç)
Fuhuş suçu kapsamında içtima meseleleri, özellikle birden fazla mağdur veya tekrar eden fiiller olduğunda gündeme gelir:
Birden fazla mağdur: Fail aynı zamanda birden fazla kişiyi fuhşa teşvik etmiş veya birden fazla kişiye aracılık etmiş olabilir. Eğer bu mağdurlar farklı şahıslar ise, her mağdur yönünden ayrı bir suç oluştuğu kabul edilir. Örneğin bir kişi aynı dönemde iki kadını fuhuş amacıyla yönetiyor, onlara müşteri buluyorsa, kural olarak mağdur sayısı kadar suç vardır. Bu durumda her bir mağdur için ayrı bir ceza tayini gündeme gelir. Ancak eylemler aynı zamanda ve benzer şekilde işleniyorsa mahkeme TCK 43’teki zincirleme suç hükümlerini de uygulayabilir. Yargıtay’ın bazı kararlarında, farklı mağdurlara yönelik fuhuş fiillerinin birbirinden bağımsız olduğu, bu nedenle zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı ifade edilmiştir. Özellikle her bir mağdurun ayrı hukuki değer olduğu, dolayısıyla her mağdur için ayrı suç oluştuğu yönünde içtihatlar mevcuttur. Zincirleme suç (aynı mağdur veya benzer fiiller): Fail, aynı mağduru birden çok kez fuhşa teşvik etmiş veya bir mağdurla ilgili fiili değişik zamanlarda tekrarlamış olabilir. Örneğin fail, A isimli mağdura Ocak ayında ve sonra Mart ayında tekrar fuhuş yaptırdıysa ve arada bu fiiller ortaya çıkmadıysa, bunlar ortaya çıkarıldığında zincirleme suç kapsamında tek bir fuhuş suçu gibi değerlendirilebilir (ceza belirlenip %25 artırılır). Keza fail, aynı yöntemle birden fazla kez müşteri ayarlamışsa, eğer her bir eylem ayrı bir suç değil de tek bir fiilin devamı kabul edilirse zincirleme uygulama yapılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2014 tarihli bir kararında, failin aynı mağduru farklı tarihlerde fuhşa sürüklemesi durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini belirtmiştir. Zincirleme suç uygulaması, failin ceza almaktan kurtulmamasını sağlarken, her bir eylemi ayrı suç sayıp çoklu cezalandırmanın da önüne geçer; bu da işlenen fiillerin benzerliği ve sürekliliği dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir çözüm oluşturur. Fuhuş suçu ile diğer suçların birleşmesi: Fuhuş suçu işlenirken çoğunlukla başka suçlar da işlenebilmektedir. Örneğin mağdur, fuhuş yapmaya zorlanırken alıkonulmuşsa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK 109) da oluşabilir; mağdura dayak atılmışsa kasten yaralama suçları gündeme gelir. Bu gibi hallerde, eğer bu suçlar ayrı fiiller olarak gerçekleşmişse faile hem fuhuş suçundan hem de diğer suçlardan ayrı ayrı ceza verilir (gerçek içtima). Ancak bazen ceza yargılamasında, fuhuş suçunun nitelikli hali (örneğin cebir kullanarak fuhuşa zorlama) zaten olaya uygun düşüyorsa, ayrıca hürriyeti tahdit suçu yönünden mahkumiyet yoluna gidilmeyebiliyor; bu, nevi şahsına münhasır bir uygulama farkıdır. Yargı mercileri, aynı fiilin iki suçun da unsurunu oluşturması halinde, fikri içtima kurallarını değerlendirebilir. Örneğin birini silah zoruyla belli bir süre fuhuş yapmaya mecbur etmek, hem tehditli fuhuş suçu hem kişiyi alıkoyma suçu unsurlarını içeriyorsa, daha ağır cezayı gerektiren veya özel norm niteliğinde olan suçtan hüküm kurulması yoluna gidilebilir. Uygulamada bu konuda farklı yaklaşımlar görülebilmektedir; bazı mahkemeler ayrı ayrı ceza verirken, bazıları yalnızca fuhuş suçundan (nitelikli halini uygulayarak) ceza verip diğer suçu içtima ettirmektedir.
Sonuç olarak, fuhuş suçu ile ilgili içtima meseleleri, somut olayın özelliklerine göre çözülür. Mağdur sayısı, fiil sayısı ve diğer suçların varlığı dikkatlice değerlendirilerek ya ayrı ayrı cezalandırma ya da zincirleme/fikri içtima yoluna gidilir. Yargıtay kararları bu noktada yol göstericidir ve uygulamada birliğin sağlanması açısından önem taşır.
Yabancı Uyruklu Mağdurların Durumu ve Sınır Dışı Edilme
Fuhuş suçunda mağdur sıklıkla sosyal açıdan kırılgan gruplardan olabilmektedir. Bu gruplar arasında yabancı uyruklu kadınlar önemli bir yer tutar. Özellikle insan ticareti vakalarında, yurt dışından ekonomik vaadlerle getirilen kadınların Türkiye’de pasaportlarına el konularak fuhuşa zorlandıkları bilinmektedir. Bunun yanı sıra, kendi rızası ile çalışmak üzere Türkiye’ye gelip kanuna aykırı biçimde seks işçiliği yapan yabancı uyruklu kişiler de bulunmaktadır. Türk hukuku, yabancıların fuhuş yapmasını veya yaptırılmasını önlemek için bir dizi idari ve cezai tedbir öngörmüştür.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, fuhuş suçu bakımından yabancı uyruklu mağdur da Türk vatandaşı mağdur ile aynı korumadan yararlanır. Fail, yabancı birini fuhşa teşvik etmişse aynı TCK 227 hükümlerine göre yargılanır. Hatta yabancı mağdurlar çoğu zaman dil, sosyal çevre, maddi olanaksızlık gibi nedenlerle daha korunaksız olduklarından, bu mağdurların çaresizliğinden yararlanma hali sıkça görülebilir ve cezayı artırıcı neden uygulanabilir.
Yabancı mağdurlar konusunda en önemli husus, mağdurun ülkedeki hukuki statüsü ve akıbetidir. Türkiye’de fuhuş yapmak yasal bir meslek veya çalışma izni kapsamı değildir; sadece devlet denetimindeki hayat kadınları (Türk vatandaşları) genelevlerde çalışabilmektedir. Bunun dışında, fuhuş faaliyeti gayriresmi olarak yürütülür ve yakalanan yabancı uyruklular için genel uygulama sınır dışı edilme kararıdır. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m.54, “Türkiye’de bulunduğu süre içinde geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar”ın sınır dışı edilmesini öngörür. Fuhuş yaparak kazanç temin etmek de bu kapsamda değerlendirildiğinden, güvenlik birimleri tarafından tespit edilen yabancı uyruklu seks işçileri hakkında valiliklerce deport (sınır dışı) işlemi başlatılır. Çoğu durumda bu kişiler, idari gözetim altında sınır dışı edilmek üzere Geri Gönderme Merkezleri’ne alınırlar.
Sınır dışı kararı, yabancı mağdur açısından ikinci bir mağduriyet gibi görünse de Türk hukukunda kamusal sağlık ve düzenin korunması gerekçesiyle uygulanmaktadır. Genellikle fuhuş nedeniyle deport edilen kişilere 5 yıl Türkiye’ye giriş yasağı konulur. Bu süre, şartlara göre artabilmekte veya azaltılabilmektedir; eğer kişi bir suç örgütü üyesi olarak fuhuş yaptırmakla bağlantılıysa veya kamu düzenine ciddi tehdit sayılıyorsa bu süre 5 yılın da üzerine (10 yıla kadar) çıkarılabilmektedir. Pratikte, örneğin turist vizesiyle gelip yasa dışı yollardan fuhuş yapan yabancı bir kadın yakalandığında, hakkında birkaç gün içinde sınır dışı kararı alınmakta ve ülkesine gönderilmektedir.
Öte yandan, eğer söz konusu yabancı uyruklu kişi insan ticareti mağduru ise – yani kendi rızası olmaksızın kandırılarak, zorla fuhuşa itilmişse – hukuken farklı bir statüye tabi tutulur. Kanun, insan ticareti mağduru yabancılara belirli hallerde ikamet izni ve rehabilitasyon imkânı tanımaktadır. 6458 sayılı Kanun m.55’e göre, insan ticareti mağdurları, mağdur destek sürecinden yararlanırken sınır dışı edilmezler. Bu kişilere İçişleri Bakanlığı tarafından insani ikamet izni veya kısa süreli insan ticareti mağduru ikamet izni verilebilir. Amaç, mağduru korumak ve failleri yargı önüne çıkarmaktır. Uygulamada, kolluk kuvvetleri ve Göç İdaresi, fuhuş yaptırılan yabancıların durumunu değerlendirip, eğer kişinin zorla çalıştırıldığına dair emareler varsa onu sınır dışı etmek yerine mağdur koruma programına alabilmektedir. Bu program dahilinde mağdur güvenli bir sığınma evine yerleştirilir, tıbbi ve psikolojik destek alır, kendi ülkesine gönüllü dönüşü için hazırlık yapılır veya isterse Türkiye’de kalıp failler hakkında davaya katılması sağlanır.
Yabancı mağdurlar bakımından bir diğer husus, bu kişilerin dava süreçlerine katılımıdır. Çoğu yabancı mağdur, deport edildiği için Türkiye’deki ceza davasına fiilen katılamaz, ifadesi sınır dışı edilmeden önce alınarak dosyaya konulur. Bu da yargılamalarda bazı zorluklara yol açar; zira mağdur duruşmada bulunmadığında beyanlarının güvenilirliği, çelişkilerin giderilmesi güçleşir. Ancak bunun çözümü için Adli Yardım ve uluslararası adli iş birliği mekanizmaları devreye girebilir (istisnai olarak SEGBİS ile uzaktan ifade alma veya ülkesindeki Türk konsolosluğunda ifade sağlama gibi yöntemler).
Sonuç itibarıyla, yabancı uyruklu mağdurlar, fuhuş suçunun hem hedefinde yer alan hem de suça bağlı olarak sınır dışı uygulamasına maruz kalan özel bir gruptur. Kanunlarımız onları koruma altına alsa da, fiilen sınır dışı edilmeleri bir politika tercihi olarak sıkça uygulanır. Bu durumda önemli olan, zorla fuhuş yaptırılanların insan ticareti mağduru olarak tespit edilip korunması, kendi rızasıyla fuhuş yapan yabancıların ise ülke dışına çıkarılırken temel haklarına saygı gösterilmesidir (örneğin barınma, sağlık hizmeti, memleketine güvenli dönüş). Ayrıca, bu alanda uluslararası iş birliği de şarttır; zira çoğu zaman suç örgütleri sınır aşırı faaliyet göstermektedir.
Uygulamada Yorum Farklılıkları ve Yargıtay Kararları
Fuhuş suçu, uygulamada pek çok davaya konu olmakta ve Yargıtay’ın içtihatlarıyla şekillenmektedir. Yargıtay kararları, kanun maddesinin uygulanmasında karşılaşılan bazı tartışmaları aydınlatmıştır. Bu bölümde, en güncel ve önemli Yargıtay kararları ışığında bazı meseleler ele alınacaktır:
1. Mağdurun rızasının önemi ve suçun ispatı: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021 tarihli bir kararında, fuhuş suçunun ispatında mağdur beyanlarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Birçok davada mağdureler (özellikle yetişkin kadınlar), fuhuşu kendi istekleriyle yaptıklarını, sanığın kendilerini zorlamadığını ifade etmektedir. Bu durumda sanığın “fuhşa teşvik” fiilini işleyip işlemediği tartışılır hale gelebilir. Yargıtay, mağdurun tamamen kendi rızasıyla fuhuş yaptığını söylemesinin, sanıkların eylemini meşru kılmayacağını ancak sanıkların hangi fiili gerçekleştirdiğinin doğru nitelendirilmesi bakımından önemli olduğunu belirtmiştir. Örneğin, mağdur ifadelerinde “Ben zaten uzun süredir kendi isteğimle fuhuş yapıyorum, sanık sadece bana müşteri buldu” diyorsa; bu durumda sanığın “fuhşa teşvik” değil “fuhşa aracılık” fiilini gerçekleştirdiği sonucuna varılabilir. Nitekim Yargıtay, mağdurun daha önce de başkalarının yanında fuhuş yaptığı bir olayda, sanık hakkında teşvikten hüküm kurulmasının isabetsiz olduğunu, esasen yapılanın aracılık veya yer temini olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca yukarıda değinildiği gibi, mağdurun rızasıyla para karşılığı ilişkiye girmesi halinde, fuhşa zorlanmadığından cebir/tehdit unsurları uygulanamaz; fakat sanık eğer bu ilişkilerden pay aldıysa veya organize ettiyse, suç yine oluşur. Bu çerçevede delillerin bütün olarak değerlendirilmesi şarttır: iletişim kayıtları, fiziki takip tutanakları, para transferleri, operasyonlarda elde edilen materyaller (ilanlar, ajandalar vb.) suçun ispatında kritik rol oynar. Yeterli delil olmadan sadece mağdurun “zorlandım” demesiyle mahkumiyet verilmediği gibi, mağdur “zorlanmadım” derse de diğer delillerle sabitse sanık aklanmaz. Yargıtay, 2016/841 Esas, 2021/71 Karar sayılı kararında, fuhuş suçunda çelişkili ifadeler olması halinde maddi bulgularla desteklenmeyen iddialara temkinli yaklaşmak gerektiğine işaret etmiştir.
2. Reklam amacıyla kartvizit dağıtma ve yeni yasal düzenleme: Fuhuşun ilanlar ve kartvizitlerle teşvik edilmesi, uygulamada uzun süre 227/2 (fuhşu kolaylaştırma veya aracılık) kapsamında değerlendirilmişti. Ancak 2016’da 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, TCK 227/3 fıkrası eklendi ve bu tür eylemler müstakil suç haline getirildi. Bu değişiklik, devam eden bazı davalarda lehe kanun tartışması doğurdu. Örneğin bir davada sanık, üzerinde fuhuş yapan bir kadının telefon numarasının yazılı olduğu kartları motosikletten etrafa saçtığı için yargılanmıştı. İlk derece mahkemesi, değişiklik sonrası sanığa 227/3 uyarınca daha düşük ceza vermişti. Yargıtay 4. Ceza Dairesi ise 2021’de, suç tarihinde 227/3 yürürlükte olmadığı ve sanığın eyleminin o tarihte suç sayılmadığı gerekçesiyle mahkumiyeti bozup beraat kararı istemişti. Burada bir tereddüt oluştu: Eylem eski yasaya göre suç değilse ama yeni yasa suç haline getirdiyse ve daha lehe ise, fail cezalandırılabilir mi? Konu Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşındı. Ceza Genel Kurulu 2022 yılında verdiği kararla, lehe kanun ilkesini geniş yorumlayarak sanığın eyleminin, o dönemde yürürlükte olan kanunlar açısından açıkça suç sayılmıyor olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren ve daha düşük ceza öngören 227/3 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etti. Bu içtihat uyarınca, benzer fiillerde fail tamamen cezasız kalmamakta, fakat aleyhe olan eski hüküm (eğer 227/2’den cezalandırılması söz konusu idiyse) yerine lehe olan yeni hüküm uygulanmaktadır. Bu kritik karar, ceza hukuku prensipleri açısından “failin lehine kanunun geriye yürümesi”nin sınırlarını göstermiş oldu. Nihayetinde, artık güncel uygulamada fuhuş amaçlı kartvizit, broşür dağıtmak gibi eylemler doğrudan 227/3’e göre değerlendirilmektedir. Yine Yargıtay CGK’nın 2024 tarihli bir diğer kararında, mağdurlara ait takma isimler bulunan kartvizitleri bastırıp sokakta dağıtmanın fuhuş suçunu oluşturduğu ve bu eylemlerin 227/3 kapsamında cezalandırılmasının gerektiği vurgulanmıştır. Bu daire içtihatları arasındaki uyuşmazlığı gidermiş, 2016 sonrası dönemde bu tür eylemlere daha düşük ceza uygulanmasının önünü açmıştır.
3. Birden fazla mağdur ve zincirleme suç uygulaması: Fuhuş suçunda bir sanığın birden fazla kadına sistemli olarak fuhuş yaptırdığı durumlar sık görülür. Yargıtay, bu hallerde her mağdurun ayrı suç olduğunu vurgulayan kararlar vermiştir. Örneğin Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2014/7152 sayılı kararında, sanığın aynı otelde birden fazla kadına yer temin ederek fuhuş yaptırması durumunda, mağdur sayısı kadar ayrı suç oluştuğunu belirtmiştir. Bu ilke, mağdurların farklı bireyler olması ve her birinin hukuki değerinin ayrı olması prensibine dayanır. Bununla birlikte Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2014/60 sayılı kararında, aynı mağdura yönelik tekrarlanan eylemler konusunda zincirleme suçun göz ardı edilmemesi gerektiği ifade edilmiştir. Uygulamada bazen ilk derece mahkemeleri, bir sanığın birden çok mağdura dönük eylemlerini zincirleme sayıp tek ceza verebilmektedir; ancak Yargıtay genellikle bunu bozup mağdur bazında ayrı ceza verilmesini istemektedir. Bu durum uygulamada yorum farkı yaratabildiğinden, savcıların ve yargıçların iddianame ve hüküm kurarken buna dikkat etmesi gerekir. Ayrıca bir sanığın aynı mağdurla ilgili fiili birden fazla kez devam ettirmesi halinde, mahkemeler zincirleme suçu uygulamalı ve bu hususu kararda açıkça belirtmelidir. Aksi takdirde hükümde gerekçesizlik sorunu ortaya çıkabilir.
4. Örnek bir senaryo – evlenme vaadiyle kandırma: Yargıtay’ın dikkat çektiği olaylardan biri de, yabancı uyruklu bir kadının evlenme vaadiyle Türkiye’ye getirilip fuhuşa zorlanması senaryosudur. Bu tipik olayda fail, yurt dışından irtibat kurduğu bir kadını evlilik veya iyi bir iş vaadiyle Türkiye’ye davet etmekte, geldikten sonra kadının pasaportuna el koyup onu aldatmayla ve çaresiz bırakmayla fuhuş yapmaya mecbur etmektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2010/5953 sayılı kararında bu eylemin hile ile fuhuşa sevk etme kapsamında nitelikli fuhuş suçu oluşturduğunu ve failin ağır cezalandırılması gerektiğini belirtmiştir. Burada fail çoğu zaman aynı zamanda insan ticareti suçunu da işlemektedir, fakat mahkemeler bazen yalnızca TCK 227/4’ü uygulamakla yetinebilmektedir. Kararda, sanığın evlenme vaadiyle kandırmasının TCK 227/4’te düzenlenen hile kavramına uyduğu, dolayısıyla cezanın yarı oranında artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu tür kararlar, fuhuş suçunun sınırlarının insan ticaretiyle nasıl örtüşebildiğini ve mahkemelerin seçim yaparken hangi ölçütlere baktığını göstermektedir.
5. Cezanın takdiri ve ertelenmesi konusunda yaklaşım: Fuhuş suçunda verilecek cezanın miktarı ve ertelenip ertelenmeyeceği de uygulamada farklı kararlar doğurmuştur. Bu suçun temel hali (227/2) için öngörülen ceza 2 ila 4 yıl arası hapis olduğundan, mahkemelerin çoğu alt sınıra yakın ceza verip seçenek yaptırımları tartışabilmektedir. Yargıtay, 2011 tarihli bazı kararlarında (5. Ceza Dairesi, 2011/3055 E. gibi) üst sınırdan ceza verilmesinin hukuka aykırı olabileceğine değinmiştir. Failin sabıkasız oluşu, suçun nispeten az sayıda fiille işlenmiş olması gibi hafifletici yönler varsa, hakimin keyfi olarak en üst sınırdan ceza vermesi bozma sebebi olmuştur. Öte yandan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ve cezanın ertelenmesi gibi müesseselerin fuhuş suçu için uygulanıp uygulanmayacağı konusunda da bazı çekinceler yaşanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013/274 sayılı kararında, şartları oluştuğunda fuhuş suçunda HAGB kararı verilebileceğini ancak burada mağdurun korunması ve suçun tekrarı riskinin de gözetilmesi gerektiğini belirtmiştir. Nitekim uygulamada ilk kez suç işleyen ve pişmanlık gösteren bazı failler hakkında, mağdurun da zararının olmadığı durumlarda HAGB verildiği görülmektedir. Kanunen fuhuş suçu uzlaşma kapsamına girmez ve şikayete tabi değildir; bu nedenle mağdurun şikayetini çekmesi davayı düşürmez. Bu durum, failin cezadan kurtulmak için mağdura baskı yapmasının önüne geçmek amacıyla düzenlenmiştir. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi, özel bir etkin pişmanlık hükmü TCK 227 için öngörülmemiştir; yani suç tamamlandıktan sonra failin pişmanlık gösterip mağdura yardım etmesi cezada indirim sebebi olmayacaktır (insan ticareti suçunda etkin pişmanlık imkanı varken fuhuş suçunda yoktur). Sadece, ceza genel hükümlerine göre takdiri indirim (TCK 62) gibi uygulamalar yapılabilir.
Yargıtay’ın bu ve benzeri kararları, fuhuş suçu yargılamalarında izlenecek yolu büyük ölçüde belirlemiştir. Özellikle delil standardı, eylemin doğru nitelendirilmesi, yasa değişikliklerinin geriye yürümesi, birden çok fiilin değerlendirilmesi gibi konularda Yargıtay içtihatları hukuki istikrarı sağlar niteliktedir. Ancak uygulamada halen bazı mahkemeler arasında farklı yorumlar olabildiği de bir gerçektir. Bu yüzden Ceza Genel Kurulu kararları yol gösterici olup, son yıllarda bu alanda verilen CGK kararları (2021/71, 2022/284, 2024/14 gibi) uygulamadaki tereddütleri gidermeye devam etmektedir.
Cezası ve Yaptırımlar
Hapis cezası ve adli para cezası: TCK 227 suçunun cezası, işlenen fiilin kapsamına ve nitelikli hal olup olmamasına göre değişir. Yetişkin mağdur için temel ceza 2 yıldan 4 yıla kadar hapis ve 3000 güne kadar adlî para cezasıdır (TCK 227/2). Çocuk mağdur söz konusuysa ceza 4 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adlî para cezasıdır (TCK 227/1). Fuhuş amaçlı reklam suçu (227/3) için öngörülen ceza 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 200 günden 2000 güne kadar adli para cezasıdır, yani bu fiil diğerlerine göre daha düşük bir ceza aralığına sahiptir. Nitelikli hallerde bu cezalara belli oranlarda artırım yapılır (yukarıda belirtildiği gibi, cebir/tehdit/hile/çaresizlik hallerinde yarıdan iki katına, akraba veya kamu görevlisi tarafından işlenirse yarısına, örgütlü ise yarısına kadar artırılabilir).
Mahkeme somut olayın özelliklerine göre bu aralıklarda bir ceza belirler. Suçun alt sınırı 2 yıl olduğu için, hükmedilen hapis cezası 2 yıl veya biraz üzerinde kaldığı müddetçe kanunen erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi seçenekler mümkündür (şartlar uygunsa). Nitekim uygulamada, ilk kez bu suçu işlemiş ve suçun basit şeklinden 2 yıl civarı ceza alan sanıklar hakkında bazen HAGB kararı verilmektedir. Ancak eğer suç nitelikli halleri içeriyorsa veya birden fazla mağdura karşı işlenmişse ceza miktarı yükseldiğinden bu tür seçenekler devre dışı kalabilir. Ayrıca failin sabıkalı oluşu, suçun profesyonelce işlenmesi gibi durumlar da yargıcın takdirini etkiler. Adli para cezası, TCK 227’de hapis cezasına ek olarak öngörülmüştür ve genellikle mahkeme hapis cezasıyla birlikte sanığa kazanç elde etmiş olmasından hareketle para cezası da verir. Bu para cezası gün üzerinden hesaplanır ve ekonomik durumuna göre sanığa ağır gelebilecek meblağlara ulaşabilir (örneğin 1000 gün adli para cezası asgari 30.000 TL gibi). Para cezası, hapis cezasının yerine geçmez, ayrıca verilir; ancak mahkeme, kısa süreli hapis cezalarını adli para cezasına çevirebilir. Fuhuş suçunda 2 yılın altına düşen cezalarda teorik olarak bu mümkün olsa da, 2 yıl asgari sınır olduğu için temel halde dahi doğrudan para cezasına çevrilemiyor (çünkü alt sınır 2 yıl).
Etkin pişmanlık: Kanunda fuhuş suçu için özel bir etkin pişmanlık hükmü bulunmamaktadır. Bu nedenle fail, suç ortaya çıktıktan sonra örneğin mağduru kurtarmaya çalışsa bile, cezada kanunen bir indirim sebebi yoktur. Bazı suç tiplerinde (örneğin hırsızlık, örgüt suçu) etkin pişmanlıkla cezasızlık veya indirim imkanı varken, fuhuş suçunda kanun böyle bir düzenleme yapmamıştır. Dolayısıyla, pişman olup teslim olma veya mağdura yardım etme, sadece hakimin takdirinde bir hafifletici etken olabilir ama otomatik bir indirim sağlamaz.
Diğer yaptırımlar: TCK 227/7 uyarınca tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmedilebileceğini yukarıda belirttik. Özellikle fuhuş yapılan mekan mühürlenebilir, kapatılabilir. Kabahatler Kanunu’na göre de fuhuş yapılan yerler için idari para cezaları ve idari yaptırımlar söz konusudur (örneğin Zührevi Hastalıklar ve Fuhuşla Mücadele Tüzüğü uyarınca işyerlerinin kapatılması gibi). Suçu işleyen yabancı ise TCK 59 uyarınca cezasını çektikten sonra sınır dışı edilme güvenlik tedbiri kararı verilebilir ki, bu ceza yargılaması sonucunda hakimin takdiridir (ayrıca idari makamlar da 6458 sayılı Kanun gereği deport işlemini yaparlar).
Zamanaşımı ve şikayet: Fuhuş suçu, şikayete tabi olmayan suçlardandır; bu nedenle herhangi bir kişi şikayetçi olmasa bile soruşturma ve kovuşturma yürütülür. Mağdurun sonradan şikayetinden vazgeçmesi de davayı düşürmez. Suç için öngörülen ceza üst sınırı 10 yıl (çocuk mağdurda) olduğundan, TCK 66’ya göre dava zamanaşımı süresi de göreceli olarak uzundur (temel halinde 15 yıl, nitelikli halinde 15 veya 20 yıl olabilir). Bu da, suç yıllar sonra ortaya çıkmış olsa dahi kovuşturma yapılabilmesini sağlar.
Suçun Mağdur Üzerindeki Etkileri
Fuhuşa teşvik veya zorlanma suçu, mağdur konumundaki kişiler üzerinde derin izler bırakabilmektedir. Özellikle çocuklar ve insan ticareti mağdurları için fuhuşa sürüklenme, bir travma nedenidir. Mağdurlar çoğu kez fiziksel şiddet, cinsel saldırı, tehditle yüz yüze kalmakta; bunların sonucunda ciddi psikolojik rahatsızlıklar (travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete gibi) geliştirebilmektedir. Henüz reşit olmadan fuhuş bataklığına itilen çocuklar, normal cinsel ve psikososyal gelişimleri sekteye uğradığı için ileriki hayatlarında uyum sorunları yaşayabilirler. Yetişkin mağdurlar dahi, rızayla bu işe başlamış olsalar bile zamanla şiddet sarmalına girip uyuşturucu bağımlılığı gibi sorunlara duçar olabilmektedir. Pek çok mağdur, toplum tarafından damgalanma korkusuyla yaşadıklarını gizler, adli makamlara başvurmaktan çekinir. Bu da onları faillere karşı korunmasız hale getirir ve istismarın devamını kolaylaştırır.
Mağdurların sağlıkları da ciddi risk altındadır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, fuhuş mağdurları arasında yaygın görülebilir; düzenli sağlık kontrolü olmayan ve zorla çalıştırılan kişiler HIV, hepatit, frengi gibi hastalıklara yakalanabilir. Bu durum, sadece mağduru değil, genel halk sağlığını da etkileyen bir sorundur. Kanun koyucunun 227/8’de mağduru tedavi ve terapilere tabi tutma imkanı tanıması bu yüzdendir. Uygulamada, fuhuş operasyonlarında kurtarılan mağdurlar, sağlık taramasından geçirilmekte, gerekirse hastanede tedavi altına alınmaktadır. Psikolojik destek ise ne yazık ki her zaman sistematik sunulmamaktadır; ancak bazı sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumları işbirliğiyle rehabilitasyon programları yapılmaktadır.
Yabancı mağdurlar için ise ayrı bir zorluk, kendi ülkelerine gönderildiklerinde orada da dışlanma veya tekrar insan ticareti çetelerinin eline düşme riskidir. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar, insan ticareti mağduru olarak tespit edilen kişilerin ülkelerinde destek alabilmeleri için çalışmaktadır. Türk makamları da Interpol ve ilgili ülkelerin birimleriyle temas kurarak bu kişilerin güvenli şekilde ailelerine veya yardım organizasyonlarına teslimini sağlamaya gayret eder.
Mağdurun suçtan etkilenme derecesi, failin alacağı cezayı doğrudan belirlemese de yargılama sürecinde dikkate alınır. Örneğin mahkeme, mağdurun ruhsal durumuna ilişkin bir rapor alarak failin verdiği zararın boyutunu ortaya koyabilir ve ceza takdirinde bunu göz önüne alabilir. Ayrıca mağdur, ceza davasında olmasa bile fail aleyhine tazminat davası açarak uğradığı manevi ve maddi zararların karşılanmasını talep edebilir. Fuhuşa zorlanan kişi, uğradığı bedensel zararlar (örneğin şiddet izleri, hastalıklar) ve ruhsal acılar için manevi tazminat hakkına sahiptir.
Netice itibarıyla, fuhuşa aracılık etme suçu sadece topluma karşı bir suç gibi görünse de, gerçek hayatta insan onurunu ağır biçimde zedeleyen bir fiildir. Mağdurların hayatında onarılması güç yaralar açar. Bu nedenle ceza adaleti sistemi, mağdura sadece bir “delil” gözüyle bakmayıp onu destekleyici bir yaklaşım sergilemelidir. Kanunun öngördüğü tedavi ve terapi imkanları etkin uygulanmalı, mağdurların yeniden topluma kazandırılması için sosyal politikalar geliştirilmelidir.
Sonuç
TCK m.227’de düzenlenen fuhşa teşvik, aracılık ve yer temini suçları, kapsam ve içerik itibarıyla çok boyutlu bir suç tipi oluşturmaktadır. Kanun koyucu, bir yandan genel ahlak ve toplumsal değerleri korumayı hedeflemiş, diğer yandan fuhşa itilen bireyleri koruma altına almıştır. Bu suç tipinde failin eylemleri farklı şekillerde ortaya çıkabilir: ekonomik çıkar için birini fuhşa sürükleme, organize bir suç şebekesi kurarak onlarca kişiye bu işi yaptırma, veya sadece bir defaya mahsus bir tanıdığa müşteri bulma gibi geniş bir yelpazede fiiller söz konusudur. Türk ceza hukukunun yaklaşımı, bu fiillerin hepsini cezalandırmak yönündedir. Bunun istisnası olarak, fiili gerçekleştirenin yalnızca fuhuş müşteri konumunda olması cezai sorumluluk doğurmamaktadır; zira hukuk sistemi ahlaken eleştirilebilir olsa da sadece cinsel hizmet satın almayı suç kapsamında görmemiştir.
İştirak hükümleri, suçun çok failli yapısına uygun şekilde uygulanmalı; asıl düzenleyiciler ile sadece ufak yardımlarda bulunanlar arasında adil bir ayrım yapılmalıdır. Yargıtay içtihatları da bu minvalde, her sanığın eylemine göre hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Suçun zincirleme işlenmesi veya birden fazla mağdura karşı işlenmesi halleri, doğru şekilde değerlendirildiğinde failin hak ettiği oranda ceza almasını sağlayacaktır.
Özellikle son yıllarda verilen Yargıtay kararları, bu suçun uygulamasında bazı sorunlu alanları netleştirmiştir. Reklam amacıyla aracılık konusunda yaşanan kanun boşluğu doldurulmuş; mağdur rızası tartışmaları ele alınmış; ceza artırıcı sebeplerin yorumu açıklığa kavuşturulmuştur. Ancak hala uygulamada birlik sağlanması gereken noktalar olabilmektedir. Bu nedenle ceza yargılamasında görev alan hukukçuların güncel içtihatları takip etmesi önem arz etmektedir.
Fuhuş suçunun önlenmesi, tek başına cezai yaptırımlarla mümkün değildir. Toplumsal ve ekonomik boyutları olan bu olguya karşı, eğitim, sosyal destek, yoksullukla mücadele, kadınların güçlendirilmesi, göç politikaları gibi geniş bir perspektiften yaklaşılmalıdır. Yabancı mağdurların durumu uluslararası iş birliğini gerektirirken, ülke içinde de kolluk kuvvetleri ile sosyal hizmetlerin koordinasyonu şarttır. Kanun, fuhşa sürüklenen kişiye terapi ve tedavi imkanı vermişse de bunun hayata geçirilmesi, mağdurun gerçekten yeniden sağlıklı bir birey olabilmesi için elzemdir.
Sonuçta, Türk Ceza Kanunu’nda fuhuşa aracılık etme suçu, insan onurunu ve toplum düzenini korumak maksadıyla düzenlenmiş, kapsamlı bir suç tipidir. Uygulamada bu suçtan verilen cezalar kadar, mağdurların kurtarılıp rehabilite edilmesi de başarı ölçütü olmalıdır. Yargı kararları, sürekli gelişen sosyal koşullara göre bu suçun yorumunu şekillendirmeye devam edecektir. Güncel Yargıtay kararlarının da gösterdiği üzere, kanun hükümleri titizlikle uygulanmakta ve suçun her hali yargı denetimine tabi tutulmaktadır. Böylece hem failler hukuk önünde hesap vermekte, hem de mağdurların uğradığı haksızlık bir nebze de olsa giderilmeye çalışılmaktadır.
Kaynakça
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.227 ve gerekçesi (Genel Ahlaka Karşı Suçlar başlığı altında fuhuş suçunun tanımı ve kapsamı). Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı, E.2016/841 K.2021/71 (04.02.2021 tarihli karar) – Fuhuşa teşvik suçu ve ispat ölçütleri üzerine. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı, E.2021/347 K.2022/284 (21.04.2022 tarihli karar) – Fuhuş amaçlı kartvizit dağıtılması fiilinin TCK 227/3 kapsamında değerlendirilmesi ve lehe kanun uygulaması. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı, E.2021/431 K.2024/14 (2024 tarihli karar) – Fuhuş yapılmasını kolaylaştırmak amacıyla mağdura ait bilgiler içeren kartların dağıtılmasına ilişkin güncel içtihat. Yargıtay 18. Ceza Dairesi Kararı, E.2016/17775 K.2019/934 (09.01.2019) – Birden fazla yabancı mağduru tehdit ile fuhuşa zorlama eyleminde sanığın beraatine dair yerel mahkeme kararının bozulması (tehdit unsurunun uygulanması gereği). Yargıtay 14. Ceza Dairesi Kararları: 2014/7152 ve 2014/2070 sayılı kararlar – Mağdur sayısınca ayrı fuhuş suçları oluşacağı ve zincirleme suç hükümlerinin hangi hallerde uygulanabileceğine dair örnekler. Yargıtay 8. Ceza Dairesi Kararı, 2010/5953 (11.10.2010) – Evlenme vaadiyle yurtdışından getirilen kadına hile ile fuhuş yaptırılması fiilinin nitelikli fuhuş suçu olarak değerlendirilmesi. Hamide ZAFER, “Fuhuş Suçu (TCK m.227) Üzerine Değerlendirmeler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 19, Özel Sayı (2017) – Fuhuş suçunun teorik temelleri, mağdurun rızasının etkisi ve karşılaştırmalı hukuk üzerine akademik çalışma. Kadim Avukatlık Bürosu (Umur Yıldırım), “Fuhuş Suçu ve Cezası – TCK 227. Madde” (Makale, Mart 2025) – TCK 227 suçunun unsurları, özel görünüş şekilleri ve Yargıtay kararları ile ilgili derleme. Baran Doğan, “TCK Madde 227 Fuhuş Suçu” (Hukuki Blog Yazısı) – Fuhuş suçunun kanuni düzenlemesi, seçimlik hareketlerin açıklanması ve emsal Yargıtay kararlarının özetleri. Ozan Soylu, “Deportation Decision from Turkey” (2023) – Yabancıların fuhuş nedeniyle sınır dışı edilmeleri, yasal süreç ve giriş yasağı süreleri hakkında bilgilendirici avukat makalesi. 5237 sayılı TCK m.59 ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m.54-55 – Yabancı hükümlülerin sınır dışı edilmesi ve insan ticareti mağduru yabancıların korunmasına ilişkin mevzuat hükümleri. İstanbul Barosu Yayını, “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar Kapsamında Mevzuat Değişiklikleri” (2020) – TCK 227/3’ün getirilmesi ve diğer ilgili yasal değişikliklerin değerlendirilmesi. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi – “Sınır Dışı Etme” konulu bilgilendirme metinleri (Göç İdaresi Başkanlığı web sitesi, 2022) – Yabancıların sınır dışı edilme sebepleri ve süreçlerine dair resmi açıklamalar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı, 2013/274 (16.04.2013) – Fuhuş suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme uygulamalarına dair değerlendirme içeren karar.


