Silahlı Tehdit Suçu ile Silahla Yaralamaya Teşebbüs Suçunun Mukayesesi
Giriş
Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında tehdit ve kasten yaralama suçları, korudukları hukuki değerler ve oluşum biçimleri bakımından farklı kategorilerde düzenlenmiştir. Özellikle bir silah kullanılarak gerçekleştirilen tehdit (TCK m.106) ile silahla işlenen kasten yaralamaya teşebbüs (TCK m.86, 87 ve genel hükümlerdeki teşebbüs hükümleri) arasındaki ayrım, uygulamada önemli tartışmalara yol açmaktadır. Bu makalede, silahlı tehdit suçu ile silahla yaralamaya teşebbüs suçu, manevi unsur, suçun oluşum koşulları, cezai sonuçlar, failin kastı ve mağdur üzerindeki etki gibi yönlerden karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Yargıtay kararları ışığında her iki suçun uygulamadaki değerlendirmeleri gösterilecek; bir örnek senaryo üzerinden bu suç tiplerinin farklı sonuçlara yol açtığı açıklanacaktır. Ayrıca uygulamada yaşanan sınır problemi ve suç vasfının yanlış belirlenmesinden kaynaklanan sorunlara değinilerek çözüm önerileri sunulacaktır. İnceleme, Ceza Hukuku’nun genel ilkeleri ve doktrindeki tartışmalar çerçevesinde derinleştirilecektir.
Silahlı Tehdit Suçu (TCK m.106)
Tanım ve Unsurlar
TCK md.106, tehdit suçunu düzenlemektedir. Tehdit, bir kişiye yönelik olarak ileride gerçekleştirilmesi haksız bir zarar verme vaadiyle korku salma davranışıdır. Kanunun 106. maddesi, tehdit suçunu iki temel halde tanımlamıştır.İlk fıkrada, bir başkasının hayatına, vücut ya da cinsel dokunulmazlığına saldırı yapılacağı tehdidi veya büyük bir maddi zarara uğratılacağı veya başka kötülük edileceği tehdidi olmak üzere iki durum belirtilmiştir.Tehdidin konusu, mağdurun kendisi veya yakınının fiziksel bütünlüğü ya da malvarlığı olabilir. Suçun oluşması için, failin söz veya davranışla mağduru ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kalacağına inandırması yeterlidir; tehdidin gerçekleşmesi veya fiilen zararın oluşması gerekmez. Nitekim doktrinde tehdit suçu bir soyut tehlike suçu olarak nitelendirilir; mağdurun gerçekten korkup korkmadığı değil, yapılan eylemin objektif olarak ciddi bir korku yaratmaya elverişli olup olmadığı önemlidir.
Silahlı tehdit suçu, TCK 106/2-a bendinde tehdit fiilinin nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. Kanun, tehdidin silahla gerçekleştirilmesini cezayı artıran bir neden saymıştır.TCK 6/1-f maddesi uyarınca silah kavramı geniş yorumlanmakta; ateşli silahlar ve patlayıcılar yanında, kesici-delici aletler veya bir eşyayı silah olarak kullanma da bu kapsama girmektedir. Örneğin ateşli tabanca, bıçak hatta demir bir çubuk bile suçta kullanıldığında “silahla” işlenmiş sayılabilir. Tehdit suçu, TCK’da Hürriyete Karşı Suçlar bölümünde düzenlenmiştir.Bu, suçun asıl koruduğu değerin bireyin karar ve hareket etme hürriyeti ve iç huzuru olduğunu gösterir. Failin tehdidi, mağdurun irade özgürlüğünü ve huzurunu hedef alır; silah kullanılması bu etkiyi ağırlaştırır.
Manevi Unsur (Kast)
Tehdit suçunun manevi unsuru kasttır. Fail, mağduru korkutacak, endişeye sevk edecek söz veya davranışı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir.Tehdidin gerçekleşeceğine dair ciddiyet taşıması gerekir; şaka, latife veya faili tarafından ciddiyet arz etmeyen sözler tehdit suçunu oluşturmaz. Kanunen tehdit suçunda özel kast aranmaz, genel kast yeterlidir.Yani failin amacı mağduru korkutarak belli bir şeyi yaptırmak ya da yapmamak olabileceği gibi, sırf korkutmak da olabilir; yeter ki bilerek ve isteyerek korkutucu beyan veya davranışta bulunsun. Tehditte söylenen zararın da haksız olması gerekir; örneğin mağdura karşı yasal yollara başvuracağını söylemek tehdit suçu kapsamına girmez. Failin kastı, yalnızca korkutmaya yönelmiş olmalıdır. Eğer failin aslında amacı fiziksel bir zarar vermek ise ve icra hareketlerine girişmişse, artık salt tehditten söz edilemeyecektir. Bu ayrım, failin kastının tespit edilmesini son derece önemli kılar. Aşağıda inceleneceği üzere, failin gerçekten zarar verme iradesi mi yoksa sadece korkutma iradesi mi taşıdığı, eylemin tehdit mi yoksa teşebbüs aşamasında kalan yaralama mı sayılacağını belirler.
Suçun Oluşum Koşulları
Tehdit suçunun oluşabilmesi için mağdurun algılayabileceği bir tehdit yöneltilmesi gerekir. Tehdidin mağdura iletilmesi şarttır; mağdurun haberdar olmadığı bir tehdit sözü (gıyapta tehdit olup da iletilmeyen) hukuken suç tamamlanmış sayılmaz. Tehdit, sözle (örneğin “Seni öldüreceğim” demek), yazıyla, işaretle veya davranışla olabilir. Silahla tehditte fail, silahı göstererek veya silahla mağduru hedef alarak tehdidi somutlaştırır. Silahlı tehdit, mağdurda yaratacağı korku bakımından daha ciddi görülür; bu nedenle kanun koyucu TCK 106/2’de silah kullanımını nitelikli hal saymıştır. Tehdidin gerçek bir araçla yapılması gerekmez; görünüşte silah niteliğinde bir araç (örneğin gerçek gibi görünen oyuncak tabanca) kullanılması da mağdur açısından aynı korkuyu yaratıyorsa, uygulamada “silahla tehdit” kapsamında değerlendirilebilir. Suçun oluşması için failin tehdidinin objektif olarak ciddiye alınabilir olması aranır. Mağdurun gerçekten korkup korkmaması, tepki verip vermemesi sonuca etkili değildir. Önemli olan, ortalama bir kişiyi korkutmaya elverişli bir tehdidin varlığıdır. Tehdit suçu, tek bir söz veya hareketle tamamlanır; neticesi harekete bitişik bir suçtur. Bu itibarla, zarar neticesinin gerçekleşmesi aranmaz. Hatta TCK 106/3, failin tehdit amacıyla ayrıca fiili saldırı (öldürme, yaralama, mala zarar) gerçekleştirmesi halinde, bu fiillerden ayrıca cezalandırılacağını düzenlemiştir. Örneğin tehdidi gerçekleştirmek için mağduru hafifçe yaralayan fail, hem tehditten hem yaralamadan ayrı ayrı ceza alır.
Cezai Sonuçlar (Yaptırımlar)
TCK 106, tehdit suçunun cezasını durumlara göre farklı öngörmüştür. Basit tehdit suçu (hayata, vücut dokunulmazlığına veya cinsel dokunulmazlığa yönelik tehdit) için ceza 6 aydan 2 yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir. Mağdurun kadın olması halinde alt sınır 9 ay olarak uygulanır. Eğer tehdit, mağdurun malvarlığına büyük zarar verme veya sair bir kötülük yapma yönündeyse (yani daha düşük önem derecesinde bir tehdit ise), bu halinde ceza mağdurun şikayeti üzerine 6 aya kadar hapis veya adli para cezasıdır. Tehdidin silahla gerçekleştirilmesi durumunda ise suç nitelikli hale gelir ve ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis olacaktır. Silahlı tehdit, yanı sıra diğer nitelikli haller (kendini tanınmaz hale koyma, birden fazla kişiyle birlikte, suç örgütü nüfuzu kullanarak) varsa yine 2–5 yıl arası ceza söz konusudur. Görüldüğü üzere silah kullanımı tehdidin cezasını ciddi oranda artırmaktadır.Tehdit suçu genelde re’sen kovuşturulan bir suçtur. Basit tehdit (hayat/vücut dokunulmazlığına yönelik) şikâyete tabi olmaksızın kovuşturulur; malvarlığına zarar verme tehdidi ise şikâyete bağlıdır. Silahlı tehdit, nitelikli hal olduğundan şikâyet aranmaksızın doğrudan soruşturulur. Ceza yargılamasında tehdit suçu ispatlandığında mahkûmiyet verilir; bazı durumlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya erteleme müesseseleri uygulanabilir. Örneğin bir Yargıtay kararında, failin silahlı tehdit suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilip HAGB uygulanabildiği görülmüştür. Ancak bu uygulamalar suçun cezasının miktarına ve failin sabıkasına göre değişir.
Tehdit fiili başka bir suçun unsuru veya nitelikli hali olarak ortaya çıkıyorsa, ayrıca tehditten ceza verilmez. Örneğin yağma (gasp) suçunda tehdit unsuru vardır; fail ayrıca tehditten cezalandırılmaz. Benzer şekilde, eğer failin eylemi aslında kasten yaralamaya teşebbüs boyutundaysa, sadece ilgili suçtan cezalandırılır ve tehdit ayrıca cezaya konu olmaz. Bu durum, içtima kuralları ve TCK m.44’teki farklı neviden fikri içtima ilkesi gereğidir. Kanun, aynı fiilin birden çok suçu oluşturması halinde sadece en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulacağını belirtir. Aşağıda ele alınacak Yargıtay kararlarında, bu prensibin somut olaylarda nasıl uygulandığı görülecektir.
Silahla Yaralamaya Teşebbüs Suçu (TCK m.86-87, 35)
Kasten Yaralama Suçu ve Nitelikli Hali
Kasten yaralama suçu, TCK md.86’da düzenlenmiştir. Bir kimsenin kasten başkasına acı vermesi veya sağlığını ya da algılama yeteneğini bozması bu suçu oluşturur.Suçun temel şeklinin cezası, neticenin ağırlığına göre iki ayrı seviyede öngörülmüştür: Eğer yaralama, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif ise ceza 4 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır (bu hafif yaralama hali şikâyete tabidir); yaralama bu düzeyde değilse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülür.Suçun nitelikli halleri TCK 86/3’te bentler halinde sayılmıştır.Buna göre yaralama fiili, örneğin üstsoy-altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenirse; mağdurun kendini savunamayacak durumda olmasından faydalanılarak işlenirse; kamu görevi nedeniyle veya kamu görevlisinin nüfuzu kötüye kullanılarak işlenirse ya da silahla işlenirse, ceza artırılır. Özellikle silahla kasten yaralama (TCK 86/3-e), konumuz açısından önemlidir. Kanun, suçun silahla işlenmesi halinde cezanın yarı oranında artırılacağını belirtmiştir. Örneğin temel ceza 2 yıl ise yarı oranında artırım ile 3 yıl olacaktır. Silahla yaralama eylemi, failin elindeki aletin öldürücü veya yaralayıcı potansiyeli nedeniyle daha tehlikeli görülür. Ayrıca bu halde fiil, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeyde hafif olsa bile şikâyete tabi olmaktan çıkar ve re’sen kovuşturulur(silah kullanımı nedeniyle). Yargıtay uygulamasında da, örneğin demir bir kaşıkla bile olsa yaralama silahla sayıldığından, mağdur hafif yaralansa dahi şikâyet aranmayacağı vurgulanmıştır.TCK md.87 ise kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerini düzenler. Eğer yaralama sonucunda mağdurda kemik kırılması, hayati tehlike, yüzde sabit iz, organ kaybı, konuşma duyularında bozulma gibi daha ağır sonuçlar meydana gelmişse ceza daha da ağırlaştırılır. Hatta mağdur ölebilecek iken kurtulmuşsa, netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama yerine olası kastla öldürme hükümleri gündeme gelebilir. Ancak bizim konumuz, teşebbüs aşamasında kalan yaralama olduğu için, genellikle netice gerçekleşmediği durumları içerir. Yaralamaya teşebbüste, mağdur ya hiç yaralanmamıştır ya da failin amaçladığı düzeyde bir netice oluşmamıştır.
Teşebbüsün Tanımı ve Uygulanması
Suça teşebbüs, failin suç işlemeye kastederek icra hareketlerine başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamaması halidir (TCK md.35). Teşebbüs, ceza hukukunda tamamlanmış suçtan daha az yaptırımı gerektiren bir durumdur, zira fail amacına ulaşamamıştır. Ancak failin tehlikeli iradesini ortaya koyması dolayısıyla tamamen cezasız da bırakılmaz. TCK md.35/2, teşebbüs halinde ceza belirlenirken meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre indirim yapılacağını düzenler. Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda ceza 13-20 yıl arası, müebbet gerektirenlerde 9-15 yıl arası olarak belirlenirken; diğer hallerde (yani daha hafif suçlarda) verilecek cezanın 1/4’ünden 3/4’üne kadarı indirilecektir. Bu çerçevede, kasten yaralamaya teşebbüste de ceza, failin gerçekleştirebildiği kısmın ağırlığına göre, normal cezasından belli oranda indirim yapılarak tayin edilir.
Kasten yaralamaya teşebbüs demek, failin bir kimseye kasten zarar verme kastıyla hareket edip, bu amacı doğrultusunda doğrudan icraya başlaması, fakat örneğin isabet kaydedememesi veya mağdurda yaralanma meydana getirememesi anlamına gelir. Teşebbüs hükümleri, sadece kasıtlı suçlara uygulanır; dolayısıyla taksirle yaralamaya teşebbüs diye bir kavram yoktur. Fail, mağdura yönelik eylemini kasten yapmış olmalı ve yaralama fiilini tam olarak gerçekleştirememelidir. Örneğin fail, silahla mağdura ateş etmiş ancak mermi isabet etmemişse, ya da bıçakla saldırıp mağdur son anda kaçmışsa, failin eylemi kasten yaralamaya teşebbüs olarak değerlendirilir (başka bir suç oluşmadığı takdirde). Burada kritik unsur, failin kastının yaralamaya yönelik olmasıdır. Eğer fail yalnızca korkutmak amacıyla hareket ettiyse (örneğin havaya ateş açtıysa), teşebbüs değil tehdit söz konusu olur. Bu nedenle, teşebbüs kapsamına girebilmesi için failde yaralama kastının varlığı, açık biçimde ortaya konmalıdır.
Manevi Unsur ve Failin Kastı
Kasten yaralamaya teşebbüs suçunun manevi unsuru da kasttır; fail, fiili bilerek ve isteyerek yapar. Teşebbüste failin kastı, hedef suç olan yaralama fiiline yönelmiştir. Fail doğrudan doğruya mağdurun vücut bütünlüğüne zarar vermek istemektedir. Bu zarar verme isteği, doğrudan kast olabileceği gibi olası kast (olursa olsun düşüncesi) şeklinde de ortaya çıkabilir. Örneğin fail, kalabalığa doğru bıçak savururken “isabet ederse etsin” diyorsa, olası kastla yaralamaya teşebbüs söz konusu olabilir. Ancak uygulamada genelde kasten yaralamaya teşebbüs bahsinde doğrudan kast örnekleri ele alınır. Failin kastının tespiti, bu suç açısından son derece kritiktir. Zira failin eylemi tehdit ile teşebbüs arasında sınır bir durumda kalmışsa, kastının hangi suça yöneldiği belirleyici olacaktır. Fail, mağduru yaralamak maksadıyla mı hareket etti, yoksa sadece korkutup kaçırmak mı istedi? Bu niyet, olaydaki davranışlardan, kullanılan araçtan, eylemin gerçekleşme biçiminden ve failin sözlerinden anlaşılmaya çalışılır. Doktrinde, icra hareketlerinin başlangıcı konusunda “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü benimsenmiştir; fail, suçun gerçekleştirilmesiyle hemen yakın bağ içinde hareketlere başlamışsa teşebbüs devreye girer. Failin kastı, bu eşiği belirleyen ana unsurdur. Özetle: Kasten yaralamaya teşebbüste failin kastı yaralama yönündedir, tehdit suçunda ise kast korkutmaya yöneliktir. İki suç tipi arasındaki en önemli fark, failin zihin dünyasındaki bu amaç farklılığıdır.
Suçun Oluşum Koşulları
Kasten yaralamaya teşebbüs suçu, işlenmek istenen suçun icra hareketlerinin tamamlanamaması durumunda oluşur. Burada suçun tipi kasten yaralamadır; icra hareketleri, failin yaralama fiiline başlamasıyla tezahür eder. Örneğin fail silahını doğrultup tetiği çekmiştir ancak mermi mağdura isabet etmemiştir. Ya da bıçak darbeleri savurmuştur fakat mağdur yaralanmadan kurtulmuştur. Fail elverişli hareketlerle suçu işlemeye başlamalıdır (örneğin boş bir tabancayla ateş etmek elverişli bir hareket olmadığından teşebbüs sayılmayabilir). Teşebbüs için gerekli bir diğer koşul, tamamlanmamanın failin elinde olmayan nedenlerden kaynaklanmasıdır. Eğer fail kendi isteğiyle suça devam etmekten vazgeçerse, bu gönüllü vazgeçme olur ve teşebbüsten sorumlu tutulmaz (TCK m.36). Silahla yaralamaya teşebbüste genellikle tamamlanmama nedeni, failin amacına ulaşamamasıdır: Mağdur kaçar, fail kötü nişan alır, silah tutukluk yapar veya üçüncü kişiler engel olur gibi. Sonuçta mağdur ya hiç yaralanmaz ya da failin kastettiği ölçüde yaralanmaz.
Teşebbüs halinde suçun neticesi gerçekleşmez veya eksik gerçekleşir. Kasten yaralamada netice, mağdurun vücudunda acı, yara veya sağlık bozukluğudur. Teşebbüste bu netice ya hiç yoktur ya da failin kastettiği boyutta değildir. Örneğin fail öldürmeye teşebbüs eder ama mağduru yaralar; bu durumda öldürmeye teşebbüs hükümleri uygulanır, yaralama neticesi ayrıca (farklı neviden içtima durumları hariç) cezalandırılmaz. Kasten yaralamaya teşebbüste ise mağdur yaralanmamıştır diyebiliriz. Eğer mağdur hafif bir yara almışsa, acaba teşebbüs mü var yoksa basit yaralama mı tamamlanmıştır? Bu durumda failin amacı daha ağır bir yaralama ise ve sadece hafif netice gerçekleşmişse, fail hem gerçekleşen basit yaralamadan hem de daha ağırına teşebbüsten sorumlu tutulmaz; uygulamada failin fiili genellikle tamamlanmış basit yaralama kabul edilir. Ancak failin kastı daha ağır neticeye (örneğin ağır yaralama veya öldürme) ise, ortaya çıkan hafif sonuç bir netice sebebiyle ağırlaşmış suç veya teşebbüs tartışması yaratabilir. Konumuz özgülünde, silahla yaralamaya teşebbüste, mağdurun ciddi bir yara almadığı (ya da hiç almadığı) durumlar incelenecektir.
Cezai Sonuçlar (Yaptırım ve Nitelik)
Silahla yaralamaya teşebbüs suçu, iki yönlü değerlendirme gerektirir: Hem kasten yaralamanın silahla işlenmesi halinin cezası, hem de teşebbüs indirimi dikkate alınır. Kasten yaralamanın silahla işlenmesi durumunda cezanın yarı oranında artırılacağı yukarıda belirtilmişti. Öncelikle, fail eğer eylemini tamamlasa idi alacağı ceza hesaplanır. Örneğin fail, fiili tamamlasa idi TCK 86 gereği 2 yıl hapis cezası alacak ise, silah kullanımı nedeniyle yarı artırımla 3 yıl olacaktı. Bu 3 yıl, tamamlanmış suç cezasıdır. Ancak suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. TCK 35/2 uyarınca hakîm, meydana gelen tehlikenin ağırlığına göre cezada indirim yapar. İndirim miktarı 1/4 ile 3/4 arası olabilecektir. Örneğimizde 3 yıl üzerinden, olayın somut şartlarına göre ceza 9 aya (3/4 indirim) kadar düşürülebilir veya 2 yıl 3 aya (1/4 indirim) kadar indirilebilir. Hakim, teşebbüs aşamasındaki fiilin ortaya çıkardığı somut tehlikeyi değerlendirerek uygun indirimi takdir eder. Tehlike ne kadar büyükse (örneğin mağdur ölümcül bir risk atlattıysa) indirim az uygulanır; tehlike daha sınırlıysa indirim fazla olabilir.Cezai sonuçlar bakımından ilginç bir nokta, silahlı tehdit suçu ile silahla yaralamaya teşebbüs suçunun yaptırım düzeylerinin zaman zaman kesişebilmesidir. Örneğin bir kimse, tabancayla mağduru tehdit edip havaya ateş açmışsa ve bu eylem silahlı tehdit sayılırsa 2 ila 5 yıl arası hapis alabilir. Aynı kişi, aslında mağduru yaralamak kastıyla ateş etmiş ancak isabet ettirememişse (yaralamaya teşebbüs), alacağı ceza teşebbüs indirimiyle belki de 1 yılın altına düşebilecektir. Bu durum, uygulamada hangi suçun oluştuğu tespitinin önemini göstermektedir. Daha ağır kast ve hareket içeren bir eylem (yaralamaya teşebbüs) sırf hedefe ulaşmadı diye daha hafif ceza alabilirken, sadece tehdit kastıyla yapılan eylem daha ağır ceza alabilir. Elbette bu her durum için geçerli değildir; teşebbüs indirim oranı ve tehdidin kapsamı somut olaya göre değişir. Genel olarak kasten yaralamaya teşebbüs, sonuç gerçekleşmediği için tehdit suçu ile kıyaslandığında eksik suç görünümündedir ve ceza belirlemede indirime tâbidir. Fakat bu suç vasfının belirlenmesinde yapılacak bir hata, fail lehine veya aleyhine önemli sonuçlar doğurabilir.Silahla yaralamaya teşebbüs suçu, teşebbüs aşamasında kaldığı için, teşebbüs edilen suç tipine bağlı olarak içtima kuralları da değerlendirilebilir. Fail aynı eylemle birden fazla kişiyi hedef almışsa zincirleme suç hükümleri (TCK 43) ya da birden fazla teşebbüs söz konusu olabilir. Ancak çoğunlukla, failin tek eylemi tek bir mağduru hedef alır. Bu halde, eğer eylem aynı zamanda mağduru korkutma unsuru da taşıyorsa (yani tehdit unsuru da varsa), mahkeme hangisinin daha ağır olduğuna bakarak sadece bir suçtan ceza vermelidir. TCK 44 gereğince aynı fiilden iki farklı suç hükmü çıkmamalıdır. Uygulamada bazen mahkemeler, bir eylemi hem tehdit hem yaralamaya teşebbüs sayıp ayrı ayrı ceza verebilmektedir. Bu tür durumlar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmaktadır. Dolayısıyla cezai sonuçların adil uygulanabilmesi için, eylemin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi gerekir.
İki Suçun Karşılaştırılması
Korunan Hukuki Değer ve Suçun Niteliği
Silahlı tehdit suçu ile silahla yaralamaya teşebbüs suçu, korudukları hukuki yarar bakımından ayrılır. Tehdit suçu, kişilerin iç huzurunu, irade özgürlüğünü ve karar alma hürriyetini korur; bu nedenle Hürriyete Karşı Suçlar arasında yer alır. Buna karşın kasten yaralama suçu, bireyin vücut dokunulmazlığını, fiziksel bütünlüğünü koruyan bir suçtur. Teşebbüs halinde de amaçlanan hukuki değer aynıdır: Fail, mağdurun bedenine zarar vermeye yönelmiş ancak muvaffak olamamıştır. Bu nedenle silahla yaralamaya teşebbüs suçu, vücut dokunulmazlığına karşı bir suç teşebbüsü olarak sınıflandırılır. Tehdidin silahla olması, suçun niteliğini hürriyete karşı suç olmaktan çıkarmaz; sadece daha tehlikeli yöntemle işlendiğini gösterir. Yaralamaya teşebbüste ise silah kullanımı suçun cebir şiddet boyutunu artıran bir faktördür ancak suçun özü yine beden dokunulmazlığına saldırıdır.
Bir diğer fark, tehdit suçunun soyut tehlike suçu iken yaralamaya teşebbüsün eksik icra suçu olmasıdır. Tehdidin gerçekleşmesi için tehlike yaratılmış olması yeterliyken, yaralamaya teşebbüste fail icra hareketlerine başlamış ancak başarıya ulaşamamıştır. Bu bakımdan, tehdit suçu tam anlamıyla oluşmuş bir suçken (tamamlanmış), yaralamaya teşebbüs, hedef suçun tamamlanmamış halidir.
Manevi Unsur ve Failin Kastı – Benzerlik ve Farklılıklar
Her iki suç tipi de kasten işlenebilen suçlardandır; taksirle işlendiği halleri yoktur. Bu bağlamda benzerlik, her iki suçun da fail tarafından bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesi zorunluluğudur. Ancak kastın yönelimi ve amacı bakımından ciddi bir farklılık vardır. Tehditte, failin kastı mağduru korkutmak, endişelendirmek yönündedir. Fail, çoğu zaman mağduru korkutarak ondan bir şey yapmasını veya yapmamasını sağlamak ya da intikam, yıldırma gibi saiklerle hareket eder. Failin asıl amacı fiziki bir zarar vermek değildir; hatta bazen hiç zarar vermeyi düşünmeden sadece tehdit sözleri sarf eder. Buna karşılık yaralamaya teşebbüste, failin kastı doğrudan mağdurun bedenine zarar vermeye yöneliktir. Fail, neticeyi istemektedir; sadece meydana getirememiştir. Bu nedenle failin suça ilişkin iradesi daha yoğun ve tehlikelidir.
Failin kastının tespiti, iki suçun ayrım noktasıdır. Eğer fail, mağdura silah doğrultmuş ancak iç dünyasında “onu vurmak niyetinde değil, sadece korksun istiyorum” düşüncesindeyse, eylem silahlı tehdit kabul edilir. Fail gerçekten tetiği çekip mağduru vurmak istemiş ancak başaramamışsa, eylem yaralamaya teşebbüstür. Elbette failin zihnini doğrudan bilemeyiz; bu durum delillerle anlaşılır. Olayın gelişimi, failin sözleri (“seni öldüreceğim” demesi örneğin kastını ortaya koyar), kullandığı silahı doğrultuş şekli, mesafe, ateş edip etmediği gibi unsurlar hep kastın yorumlanmasında kullanılır. Yargıtay kararları da bu kast ayırımına vurgu yapmaktadır. Fail, eğer mağdura hedef gözeterek ateş ettiyse, bu genellikle öldürme veya yaralama kastına işaret eder. Ancak bazı durumlarda Yargıtay, hedefe ateş edilse bile şartlara göre bunun tehdit kapsamında kalabileceğine hükmetmiştir. Örneğin bir kararda sanığın kısa mesafeden mağdurun işyerine doğru ateş etmesi eyleminde, mesafe yakın ve dükkâna zarar gelmiş olsa da fiilin tümüyle silahlı tehdit kapsamında olduğu, ayrıca yaralamaya teşebbüs oluşmadığı belirtilmiştir
. Burada muhtemelen failin amacı gözdağı vermek olarak değerlendirilmiştir. Buna karşılık başka bir olayda sanığın 30 metre mesafeden bir araca doğru pompalı tüfekle birkaç el ateş açması, silahla yaralamaya teşebbüs olarak nitelendirilmiştir
. Bu ikinci durumda failin eylemi, açıkça mağdurları yaralamaya yönelik kabul edilmiştir.
Özetle, manevi unsur yönünden tehdit ve teşebbüs suçları niyet farkıyla ayrılır. Her ikisinde de kast vardır, fakat tehdidin kastı korkutmaya, teşebbüsün kastı zarar vermeye yöneliktir. Failin kastındaki bu fark, suç vasfını temelden değiştirir. Ayrıca tehdit suçunda failin kasta dayalı olarak gerçekleşmesini istediği asıl sonuç korku yaratmak iken, yaralamaya teşebbüste fail asıl sonucu (yaralanma) elde edememiş, sadece bir tehlike yaratabilmiştir.
Suçun Oluşumu ve İcra Hareketleri
Tehdit suçu, icra hareketi olarak çoğunlukla söz veya tehdit içerikli bir davranışla oluşur ve fiil tamamlanmış sayılır. Mağdura yöneltilen “öldürürüm”, “seni vuracağım” gibi sözler ya da kesici/ateşli silah gösterip korkutma hareketi, tehdidin icrasıdır. Silahlı tehditte, fail silahı mağdura doğrultmak, silahla yakınında ateş etmek gibi davranışlarla tehdidi pekiştirebilir. Bu hareketler, henüz yaralama neticesini doğurmaya yönelik adımlar olarak değil, korkutma amacının parçası olarak değerlendirilir. Yaralamaya teşebbüs ise ancak failin eylemleri, fiziken yaralama fiilini gerçekleştirmeye başlamışsa söz konusu olur. Örneğin tetiğe basmak, bıçağı saplamak üzere hamle yapmak gibi eylemler, artık tehdit olmanın ötesine geçer. Bu noktada suçun oluşum süreci farklı bir yola girer: Tehdit suçu bakımından fail belki aynı anda tehdit sözleri de sarf ediyordur, ancak eylemin niteliği fiziksel saldırıya evrilmişse, hukuken yaralama suçu icrası başlamıştır. Bu nedenle, icra hareketlerinin varlığı ve mahiyeti iki suçu ayırt etmekta kullanılır.
Belirtmek gerekir ki, salt silah çekme veya gösterme, tek başına yaralamaya teşebbüs sayılmaz; genellikle tehdit kapsamında değerlendirilir. Yargıtay bir kararında “kavgada silah çekme” eyleminin doğru vasfının yaralamaya teşebbüs olabileceğini tartışmış, eğer fail silahı kullanma aşamasına geçmişse teşebbüs hükümlerinin uygulanabileceğine işaret etmiştir
. Yani fail silahı sadece gösterip bırakmışsa tehdit; fakat silahı fiilen kullanmaya girişmiş (örneğin ateş etmeye teşebbüs etmiş) ise yaralama suçu yönünde nitelendirme yapılabilecektir.
Sonuçta, suçun oluşum koşulları bakımından fark: Tehdit suçu, zarar verme tehlikesini ifade eden hareketlerle tamamlanır; yaralamaya teşebbüs ise zarar vermeye yönelik fiili saldırının başladığı durumda söz konusu olur. Tehdidin oluşması için mağdura ulaşan bir korkutma yeterliyken, yaralamaya teşebbüste mağdura yönelmiş fiziksel bir saldırı girişimi gerekir. Bu açıdan bakıldığında, yaralamaya teşebbüs suçu işlemiş bir fail aynı zamanda mağduru tehdit de etmiş olabilir, ancak hukuk düzeni eylemi bir bütün olarak değerlendirip tek bir suç sayacaktır. Özellikle aynı fiilin hem tehdit hem teşebbüs kapsamına girdiği durumlarda, uygulamada suçun doğru vasfını belirlemek zor olabilir. Mahkemelerin burada fiilin ağırlığına, icra hareketlerinin niteliğine bakması, failin kastıyla birlikte değerlendirerek ya tehdit ya teşebbüs sonucuna varması gerekir.
Netice ve Mağdur Üzerindeki Etki
Tehdit suçunda netice aranmadığından, mağdur fiili bir zarara uğramaz; ancak ciddi bir korku, endişe duygusu yaşayabilir. Mağdur üzerinde psikolojik etki bırakması muhtemeldir. Silahlı tehdit, mağdurun can güvenliğine ilişkin endişesini daha da yükseltir; çoğu zaman mağdur, hayatına veya vücuduna yönelik bir saldırı olacağı endişesiyle uzun süre psikolojik travma yaşayabilir. Bu etkinin kanun önünde doğrudan ölçülmesi zor olsa da, tehdit suçunun cezalandırılmasındaki amaçlardan biri de mağduru bu tür korkutmalardan korumaktır.
Yaralamaya teşebbüste ise mağdur, failin fiili saldırısına maruz kalmış fakat şans eseri veya başka nedenlerle bedensel zarar görmemiştir. Bunun mağdur üzerindeki etkisi, bir bakıma hem fiziksel hem psikolojik tehdit yaşamış olmasıdır. Mağdur belki yara almamıştır ama ölümle veya yaralanmayla burun buruna gelmiştir. Bu ciddi bir travma olabilir. Bazı durumlarda mağdur küçük bir yara almış olabilir (örneğin kurşun sıyırıp geçti, hafif bir çizik oluştu). Fiili bir saldırı gerçekleştiği için mağdurun yaşadığı korku, tehdit suçundaki korkudan genellikle daha somut bir tehlikeye dayalıdır. Yine de tehdit suçunda da mağdur, failin tehdidini gerçek sanıp hayatının tehlikede olduğunu düşünebilir.
Hukuken, tehdit suçunda mağdurun irade serbestisi hedef alınırken, yaralamaya teşebbüste mağdurun beden bütünlüğü hedef alınmıştır. Mağdur üzerindeki etki de bu doğrultuda farklılaşır. Tehdit edilen mağdur, failin dediklerini yapmazsa veya bir şekilde engel olmazsa gelecekte zarar göreceği endişesi taşır. Teşebbüse maruz kalan mağdur ise, failin eylemi anında kendisine zarar vereceği için ani bir dehşet ve panik yaşamıştır. Tehditte korku süreci belki daha uzun süreli bir tedirginlik haline dönüşürken, saldırı teşebbüsünde korku çok yoğun ve anlıktır, sonrasında da sürebilir. Her iki halde de mağdur cephesinde psikolojik bir zarar mevcuttur.
Hukuk sistemi, tehdit suçunda doğrudan mağdurun korkusunu ölçmez; ancak objektif korku yaratma yeterliliği aranır. Yaralamaya teşebbüste ise mağdurun korkusu değil, failin fiilî hareketi odak noktasıdır. Bununla birlikte, yukarıda bahsedildiği üzere, aynı eylem her iki etkiyi birden yaratmışsa (hem korku hem fiili saldırı tehlikesi), daha somut tehlike değerlendirilir ve genellikle bedensel suç lehine (teşebbüs) değerlendirme yapılır. Çünkü mağdurun beden bütünlüğüne yönelen fiil, sadece psikolojik tehdide göre daha ağır kabul edilir.
Cezai Sonuçlar ve Yaptırım Farklılıkları
Cezai yaptırımlar bakımından iki suç arasında belirgin farklılıklar vardır. Silahlı tehdit için yasa koyucu 2-5 yıl arası hapis cezası öngörmüştür (TCK 106/2-a). Silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçunda ise önce kasten yaralamanın cezasına bakılır: Basit yaralama düzeyinde kalabilecek bir teşebbüsse 1 yıla kadar (yarının arttırılmışı 1.5 yıla kadar) ceza söz konusu olabilir; daha ağır neticeye yönelik teşebbüslerde 1 yıldan 3 yıla kadar ceza yarı artışla 1.5 yıldan 4.5 yıla kadar çıkabilir. Sonra teşebbüs indirimi uygulanır ve bu ceza 1/4 ila 3/4 oranında düşürülür. Dolayısıyla ortaya çıkabilecek ceza, somut olaya göre oldukça değişkendir. Kimi zaman 2-3 yıl civarı bir hapis cezası, kimi zaman ise 1 yılın altına inen bir ceza veya hatta adli para cezasına çevrilebilen bir kısa hapis cezası söz konusu olabilir. Örneğin Yargıtay’ın incelediği bir davada, failin kavgada silah çekme eylemi yaralamaya teşebbüs sayılmış; mahkeme fail hakkında TCK 86/2, 86/3-e maddeleri (silahla basit yaralama) ve 35 (teşebbüs) uyarınca 600 YTL adli para cezası vermiştir. Bu karar, silahla yaralamaya teşebbüsün cezasının bazı durumlarda para cezasına bile çevrilebilecek kadar düşük belirlenebildiğini gösterir (muhtemelen olayda tehlikenin hafifliği gözetilmiştir).
Tehdit suçunda ise ceza genellikle hapis olup, TCK 106/2 kapsamında verilen ceza 2 yılın üstünde olmadıkça paraya çevrilme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi seçenek yaptırımlara konu olabilir. Yaptırım farkları, suçun adlandırılmasının fail için ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösterir. Aynı fiil, tehdit sayılırsa fail belki 3 yıl hapis alacakken, teşebbüs sayılırsa 1 yıl alıp hükmü ertelenebilecektir veya tam tersi. Bu nedenle yargılamada suç vasfının tayini adil olmalıdır. Yargıtay, sıkça “eylemin tümüyle silahlı tehdit mi, yoksa yaralamaya teşebbüs mü olduğuna” dair değerlendirmelerde bulunarak yerel mahkemelerin nitelendirme hatalarını düzeltmektedir.
Bir diğer sonuç farkı, tehdit suçunun bazı hallerde uzlaştırma veya şikayete bağlılık rejimine tabi olabilmesidir (malvarlığına tehdit şikayete bağlıdır). Kasten yaralamaya teşebbüs suçu ise, kural olarak uzlaştırma kapsamında değildir (kasten yaralama suçu uzlaştırmaya tabidir ancak teşebbüs aşaması için Yargıtay, teşebbüste netice oluşmadığı için uzlaştırma aranmaz şeklinde görüşler ortaya koymuştur) ve silah kullanımı varsa şikayet aranmadan kovuşturulur. Bu usuli farklar da uygulamada önem taşır.
Yargıtay Kararları Işığında Sınır Ayrımı ve Uygulama
Teori kısmında değinilen ayrımlar, uygulamada her zaman kolaylıkla çizilememektedir. Bu yüzden Yargıtay’ın içtihatları, silahlı tehdit ile silahla yaralamaya teşebbüs arasındaki sınırın belirlenmesinde yol gösterici olmaktadır. Aşağıda bazı Yargıtay kararları özetlenerek, mahkemelerin hangi ölçütlerle sonuca vardıkları incelenmiştir.
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2011/4806 E., 2011/4935 K. (12.04.2011): Bu olayda sanık, daha önce tartıştığı mağdurların evinin önüne gelerek “bu gece seni öldüreceğim, hepinizi temizleyeceğim” diye bağırmış, tüfeği mağdura doğrultmuş ve ardından havaya iki el ateş etmiştir. Yargıtay, sanığın eyleminin bir suç işleme kararı kapsamında birden fazla kişiye karşı zincirleme silahlı tehdit oluşturduğunu, aynı fiilin ayrıca genel güvenliği tehlikeye sokma (korku, panik yaratacak şekilde ateş etme) suçunu da oluşturduğu görünse bile TCK 44 gereği sadece en ağır cezayı gerektiren silahlı tehdit suçundan mahkumiyet verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yerel mahkemenin hem silahlı tehdit hem genel tehlike suçundan ayrı ayrı ceza vermesi bu nedenle bozulmuştur. Bu karar, bir fiilin farklı suçlara vücut vermesi halinde içtima hükümlerinin uygulanacağını ve silahlı tehdit suçunun ağırlığı nedeniyle tercih edilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca sanığın havaya ateş etmesi, somut olayda tehdit kapsamında kalmıştır; zira Yargıtay, öldürme kastıyla doğrudan mağdura ateş edilmediğini, korkutma amaçlı ateş edildiğini değerlendirmiştir.
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/18167 E., 2020/13383 K.: Bu kararda sanığın, müştekiyi hedef alarak kısa mesafeden ruhsatsız silahla ateş ettiği, kurşunların müştekinin işyerine isabet ettiği bir eylem söz konusudur. Yargıtay, ateş edilen mesafenin yakın olmasını ve işyerine zarar gelmesini dikkate almıştır. Ancak buna rağmen sonucun tümüyle silahlı tehdit kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yerel mahkeme, bu eylem nedeniyle hem silahlı tehdit hem de yaralamaya teşebbüs suçlarından hüküm kurmuşsa da Yargıtay, sanığın eyleminin bir bütün halinde silahlı tehdit suçunu oluşturduğunu, ayrıca kasten yaralamaya teşebbüs hükmü kurulmasının isabetsiz olduğunu belirterek kararı bozmuştur
. Bu içtihat, bazı durumlarda mağduru hedef alarak ateş etmek gibi tehlikeli bir fiilin dahi, eğer kast öldürmeye/yaralamaya değil de korkutmaya yönelik görülürse, tehdit olarak nitelendirilebileceğini göstermektedir. Yargıtay burada failin kastını, belki de isabet ettirmemek üzerine kurulu gördüğü için, teşebbüs değil tehdit demiştir. Bu karar uygulamada tartışma yaratmıştır; zira kısa mesafeden hedef gözeterek ateş etmek çoğunlukla öldürme veya yaralama teşebbüsü olarak anlaşılabilir. Ancak somut olayda failin niyeti konusunda Yargıtay’ın bir takdiri söz konusudur.
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2016/12307 E., 2016/19374 K.: Bu kararda ise tam tersi bir durum söz konusudur. Sanık, mağdurlarla aralarındaki bir anlaşmazlık nedeniyle dükkânından aldığı av tüfeğiyle yaklaşık 30 metre mesafeden, mağdurların bulunduğu araca doğru 3-4 el ateş etmiştir. Yargıtay, bu eylemin mağdurları hedef alarak gerçekleştirildiğini ve silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçunu oluşturduğunu belirtmiştir. Yerel mahkeme belki olayı tehdit olarak değerlendirmiş olabilir; ancak Yargıtay, bu denli tehlikeli bir fiilin teşebbüs kapsamında ele alınması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, failin eyleminin meydana getirdiği somut tehlikenin büyüklüğüne (birden fazla atış, aracın hedef alınması) dikkat çekerek tehdit sınırını aştığını vurgular niteliktedir. Kısacası, fiilin ciddi bir yaralama/öldürme teşebbüsü potansiyeli taşıdığı durumlarda Yargıtay’ın bunu yaralamaya teşebbüs olarak nitelendirdiği görülmektedir.
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/24162 E., 2022/3248 K.: Bu yakın tarihli kararda Yargıtay, aynı fiilden dolayı hem tehdit hem de kasten yaralamaya teşebbüs suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulmasını bozma nedeni yapmıştır. Kararda, failin eyleminin aslında bir bütün halinde tek bir suça vücut verdiği halde iki ayrı hüküm tesis edilmesinin isabetsizliği vurgulanmıştır. Bu, TCK 44’teki fikri içtima kuralının altını çizen bir örnektir ve uygulamada bazı mahkemelerin failin tek fiilini çifte cezalandırma eğilimine karşı Yargıtay’ın duruşunu gösterir.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları: Yargıtay’ın farklı dairelerce verilen çelişkili kararları olduğunda veya ilkesel bir mesele görüldüğünde Ceza Genel Kurulu devreye girer. Ceza Genel Kurulu’nun da silahlı tehdit ve yaralamaya teşebbüs konularında bazı kararları bulunmaktadır. Örneğin YCGK 2010/4-199 E., 2010/249 K. sayılı kararında, iddianamede sadece “kavgada silah çekme” suçu ithamı varken mahkemenin bunu tehdit ve yaralamaya teşebbüs şeklinde iki farklı hükme konu etmesi usulsüz bulunmuştur. Bu kararda, iddianamede unsurları gösterilmeyen bir suçtan hüküm kurulamayacağı belirtilerek usul yönünden bozma yapılmıştır. Esasen bu olayda da fiilin vasfı sorunu vardır: “Kavgada silah çekme” eyleminin neye tekabül ettiği (tehdit mi teşebbüs mü) tartışılmıştır. Genel Kurul, esasa girmeden usulden bozsa da alt mesaj olarak suç niteliğinin doğru saptanmasının önemine değinmiştir.
Yargıtay içtihatlarından çıkan genel sonuçlar şunlardır:
- Failin eylemi eğer sadece korkutma amaçlı kalmış ve fiziki saldırı boyutuna ulaşmamışsa silahlı tehdit olarak değerlendirilmelidir.
- Failin eylemi mağduru yaralamaya elverişli bir icraya geçmişse ve koşullar ciddi tehlike yaratmışsa yaralamaya teşebbüs olarak kabul edilmelidir.
- Aynı fiil nedeniyle fail, hem tehditten hem yaralamaya teşebbüsten iki ayrı ceza almamalıdır; içtima kuralları gereği en uygun tek suçtan ceza verilmelidir. Hangi suçun daha uygun olduğunu belirlerken, fiilin bütünselliği bozulmadan bir nitelendirme yapılmalıdır.
- Silah kullanımı her iki suç açısından da önemli bir ağırlık sebebidir; Yargıtay, çoğu kararında failin silahlı eylemlerini değerlendirirken kamusal güvenliği tehlikeye sokma, zincirleme suç, neticeye etkisi gibi boyutları da göz önüne almaktadır.
Örnek Olay Senaryosu ve Farklı Sonuçların Analizi
Teorik ve yargısal çerçevenin somut olarak anlaşılması için bir örnek senaryo ele alalım:
Senaryo:
A ile B arasında kişisel bir husumet bulunmaktadır. A, bir tartışma sonrası öfkeyle evindeki ruhsatsız tabancasını alarak B’nin evine gider. B’yi evin önünde görür ve tabancayı çıkarıp B’ye doğrultarak “Seni vuracağım, elimdeki silahla şimdi geberteceğim!” diye bağırır. Bu sırada B korku ile yere çömelir. A, B’nin korktuğunu görünce tabancayı havaya doğru ateşler ve “Bir dahaki sefere kafana sıkarım!” diyerek olay yerinden uzaklaşır.
Bu senaryoda A’nın gerçekleştirdiği fiilleri analiz edelim. A’nın davranışları iki safhalıdır: (1) B’ye silah doğrultup öldürme tehdidi içeren sözler söylemesi; (2) havaya ateş etmesi. Bu eylem bütünlüğü içinde A’nın amacı B’yi korkutmak ve sindirmektir. Failin kastı, intikama ve korkutmaya yöneliktir; B’yi öldürmek veya yaralamak için tetiği doğrudan B’ye doğrultup çekmemiştir. Bu durumda A’nın fiili hukuken silahla tehdit suçunu oluşturur. Tehdit, B’nin hayatına kast edeceğinden bahisle yapılmış, üstelik silahla pekiştirilmiştir. A’nın havaya ateş etmesi de B’ye yönelik tehdidin ciddiyetini göstermeye yöneliktir (ayrıca genel güvenliği tehlikeye atacak şekilde ateş etme suçu açısından tartışmalı olsa da, Yargıtay içtihadı uyarınca bu fiil tehdit suçunun bir parçası olarak değerlendirilmelidir). Sonuç olarak A, TCK 106/2-a kapsamında silahlı tehdit suçundan 2 ila 5 yıl arası hapis cezası ile yargılanacaktır.
Şimdi aynı senaryoyu biraz değiştirelim: A, B’ye silah doğrultup “Seni öldüreceğim” dedikten sonra gerçekten de B’yi nişan alarak ateş etsin. Ancak B son anda kendini yana atar ve kurşun isabet etmez. A, panikleyip kaçar. Bu değişiklikle olayın seyri ve A’nın kastı farklılaşmıştır. Artık A, havaya değil B’nin bulunduğu yere doğru ateş etmiştir. Failin kastı bu durumda B’yi vurup yaralamak (belki öldürmek) yönündedir. Eylem teşebbüs aşamasında kalmıştır, zira B vurulmamıştır. Dolayısıyla bu ikinci senaryoda A’nın fiili kasten yaralamaya (hatta muhtemelen kasten öldürmeye) teşebbüs olarak nitelendirilecektir. Eğer A’nın öldürme kastıyla ateş ettiği kabul edilirse suç TCK 81-82 kapsamında adam öldürmeye teşebbüs olur ki bu bizim konumuzun da ötesinde daha ağır bir suçtur. Farz edelim ki öldürme kastı değil de sadece yaralama kastı vardı (öldürücü bir noktaya değil de bacağına hedef aldı diyelim). Bu durumda silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçundan A sorumlu olacaktır. TCK 86/1’e göre bu fiil neticesinde bir yaralanma olsaydı 1-3 yıl hapis alacaktı, silah sebebiyle yarı artırımla 1.5-4.5 yıl arası ceza söz konusu olacaktı; şimdi teşebbüs nedeniyle bu ceza indirime tabi olacaktır. Mahkeme, B’nin hiç yaralanmamış olması sebebiyle oluşan tehlikenin boyutunu değerlendirip, örneğin 4.5 yıl üzerinden yarı indirimle 2 yıl 3 ay hapis cezası verebilir. Bu ceza şartlara göre ertelenebilir veya başka sonuçlar doğurabilir.
Görüldüğü gibi, aynı başlangıç şartlarına sahip iki senaryo, failin fiili uygulama biçimine (havaya vs. hedefe ateş) ve kastına bağlı olarak tamamen farklı suçlar olarak değerlendirilmekte ve farklı sonuçlar doğurmaktadır. İlk durumda B sadece korku yaşamış, ikincisinde B ölüm tehlikesi atlatmıştır. İlk durumda A’nın eylemi hürriyete karşı bir suç, ikinci durumda vücut dokunulmazlığına karşı bir suç teşebbüsüdür. Birinci durumda ceza 2-5 yıl arası değişebilecek bir aralıktayken, ikinci durumda teorik olarak benzer veya daha yüksek bir ceza aralığı söz konusu olsa da somut indirimlerle daha düşük bir ceza çıkması bile mümkündür. Bu örnek, uygulamadaki önemli bir sorunu da ortaya koymaktadır: Suç vasfının belirlenmesi, hem adalet duygusu hem de taraflar (mağdur ve fail) açısından ciddi farklar yaratır. Yanlış vasıflandırma, ya faili hak ettiğinden fazla cezalandırmak ya da mağdurun maruz kaldığı eylemi hafif cezayla geçiştirmek sonucunu doğurabilir.
Uygulamada Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Sınır ayrımı sorunları: Silahlı tehdit ile silahla yaralamaya teşebbüs arasındaki sınır, özellikle eylem silahla gerçekleştirildiğinde ve netice meydana gelmediğinde flulaşabilmektedir. Uygulamada soruşturma mercileri ve mahkemeler, aynı olayı farklı nitelendirebilmektedir. Örneğin bazı hakimler, failin silahla ateş ettiği her olayı neticeye bakmaksızın bir teşebbüs olarak değerlendirirken, bazıları kast unsuruna daha çok önem verip aynı olayı tehdit sayabilmektedir. Bu durum hukukun öngörülebilirliğini zedeleyebilmektedir. Ayrıca, iddianamelerin hatalı düzenlenmesi sonucu mahkemelerin suç niteliğinde değişiklik yapma gereğiyle karşılaştıkları, bu esnada usuli sorunların doğduğu görülmektedir. Yargıtay’ın birçok bozma kararı, alt mahkemelerin ya tehditle teşebbüsü ayıran çizgiyi yanlış yorumlamasından ya da tek fiilden çift hüküm kurma hatasından kaynaklanmaktadır. Bu, pratikte hem yargı yükünü artırmakta (bozulan dosyalar, yeniden yargılamalar) hem de adaletin geç tecelli etmesine yol açmaktadır.
Suç vasfının yanlış belirlenmesi: Özellikle olayın sıcak anında toplanan deliller ve ifadeler, failin kastını tam ortaya koyamayabilir. Fail, yakalandığında “Korkutmak için yaptım, vurmak istemedim” diyebilir. Mağdur ise “öldürmek istedi” diye beyan verebilir. Soruşturma makamı bazen failin beyanına itibar edip olayı tehdit olarak değerlendirebilir, oysa belki de şartlar teşebbüse işaret etmektedir. Veya tam tersi, kamuoyu baskısı veya mağdurun durumu gözetilerek failin eylemine teşebbüs denilip ağır ceza istenirken, deliller aslında failin vurmaya niyetlenmediğini gösteriyor olabilir. Yanlış vasıflandırma, yargılama sonunda mahkumiyetin de hatalı olmasına sebebiyet verebilir. Örneğin fail aslında korkutmak istemiş ama mahkeme teşebbüsten ceza vermişse, fail hak etmediği ölçüde bir damgaya (beden dokunulmazlığına saldırı suçu) sahip olur. Tersi durumda ise mağdur adalet duygusu zedelenir, canına kasteden biri sadece tehditten ceza almış olur.
Çözüm önerileri:
- Delillerin titiz incelenmesi: Silahla işlenen bu tip eylemlerde, balistik raporlar, mesafe tespitleri, kamera kayıtları, tanık ifadeleri gibi her türlü delil dikkatle değerlendirilmelidir. Failin ateş ettiği yön, mesafe, kaç el ateş edildiği gibi fiziki bulgular kastın tespitinde kullanılmalıdır. Örneğin mesafe çok yakın ve doğrudan mağdura yönelikse, fail “sadece korkutmak istemiştim” dese bile bu beyan eleştirel yaklaşılmalıdır. Zira objektif durum öldürmeye/yaralamaya elverişli bir icra hareketini gösterir. Delillerin tutarlı şekilde analiz edilmesi, keyfi değerlendirmelerin önüne geçer.
- Yargı içtihatlarının birleştirilmesi: Eğer daireler arasında yaklaşım farkı söz konusuysa, bu konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ilke kararı niteliğinde bir kararına ihtiyaç olabilir. Örneğin “silahla ateş etme eylemlerinde tehdit-teşebbüs ayrımı” konusunda genel kriterler belirlenebilir. CGK veya İBK (İçtihadı Birleştirme Kararı) düzeyinde, failin kastının belirlenmesinde objektif ve subjektif ölçütlerin neler olacağı ortaya konulmalıdır. Bu, alt mahkemelere kılavuzluk edecek ve uygulamada birliği sağlayacaktır.
- Eğitim ve farkındalık: Ceza hakimleri ve savcılar için tehdit ve teşebbüs suçlarının sınırları konusunda eğitim seminerleri düzenlenebilir. Örneğin Yargıtay’dan gelen bozma kararları ışığında örnek olaylar tartışılarak hangi durumlarda ne şekilde hüküm kurulacağı pratiği geliştirilebilir. Bu sayede, benzer vakalarda önden bir sağlıklı sınıflandırma yapılabilir.
- Kanuni düzenleme ihtiyacı: Aslında TCK mevcut haliyle yeterli araçları sunmaktadır (nitelikli tehdit, teşebbüs indirimi vs.). Ancak doktrinde bazı yazarlar, “silahla gerçekleştirilen ve sonuç doğurmayan saldırılar” için ayrı bir suç tipi düşünülmesini de önermektedir. Örneğin “silahla korkutarak ateş etme” fiili, genel güvenliği tehlikeye sokma ile tehdit arasında bir yerde durmaktadır. Kanun koyucu, eğer uygulamada büyük bir boşluk olduğunu görürse, bu tür eylemleri daha net cezalandıracak bir düzenleme yapmayı değerlendirebilir. Ancak çoğunluk, mevcut hükümlerle doğru nitelendirmenin mümkün olduğu ve yeni bir suç tipine gerek olmadığı görüşündedir.
- İçtima hükümlerine riayet: Mahkemelerin, tek bir fiili birden fazla suça gitmeden doğru vasıflandırması gerekir. Bu hem TCK 44 kuralının gereğidir hem de hakkaniyete uygundur. Bu nedenle mahkemeler, iddianamede birden fazla suç isnadı olsa bile fiilin tek olduğunu tespit ettiklerinde, TCK 44’ü uygulamaktan çekinmemelidir. Yargıtay da bu konuda rehberliğini sürdürmelidir.
Sonuç olarak, uygulamadaki sorunların çözümü büyük ölçüde doğru değerlendirme ve birlikte uygulama ile mümkündür. Failin kastını ortaya koyan olgular somutlaştırılmalı, kuşkular güçlü delillerle giderilmelidir. Şüphe durumunda, ceza hukukunun genel ilkesi olan “şüpheden sanık yararlanır” prensibi göz önüne alınır ancak bu, gelişi güzel tehdit saymak anlamına gelmemelidir. Aynı zamanda mağdurun beyanına aşırı itibar edilip her olay teşebbüs gibi de görülmemelidir. Orantılılık ilkesi de düşünülerek, failin eylemine uygun düşen suç tipi belirlenmelidir.
Sonuç
Silahlı tehdit suçu ile silahla yaralamaya teşebbüs suçu arasındaki karşılaştırma, ceza hukukunda niyet ve icra ayrımının ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Silahlı tehdit, mağdurun korkutulmasına yönelik, neticesiz bir suç iken; silahla yaralamaya teşebbüs, mağdurun beden bütünlüğüne saldırı maksadının yarım kalmış halidir. Her iki suç da görünüşte benzer davranış biçimlerinden (örneğin silahla tehditvari hareketler) kaynaklanabildiği için, hukuk uygulayıcıları failin kastını ve fiilin niteliğini dikkatlice değerlendirmek durumundadır. Makalemizde manevi unsur, oluşum koşulları, netice, mağdur etkisi ve cezai sonuçlar bakımından iki suç tipi arasındaki benzerlik ve farklılıklar ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Silahlı tehditte korkutma kastı varken, yaralamaya teşebbüste yaralama kastı vardır. Tehdidin oluşması için fiili bir saldırı gerekmezken, teşebbüste fail fiilen saldırıya geçmiş ancak başarıya ulaşamamıştır. Mağdur yönünden tehdit, psikolojik bir travma yaratır; teşebbüs ise hem psikolojik hem fiziksel açıdan tehlike barındıran bir deneyimdir. Cezai yaptırımlar da buna uygun olarak tehditte farklı, teşebbüste farklı şekilde düzenlenmiştir. Yargıtay kararları, bazı sınır vakalarında yol gösterici olmuş; bir fiilin tehdit mi yoksa teşebbüs mü sayılması gerektiğine dair kriterler içtihatlarda şekillenmiştir. Bu kriterler incelendiğinde, failin amacı, eylemin icra tarzı ve tehlikenin derecesi öne çıkan ölçütlerdir.
Uygulamada, özellikle silahla gerçekleştirilen ve sonuçsuz kalan eylemlerde yanlış suç vasfı belirlenmesi sıkça sorun olmaktadır. Bu sorunların aşılması için öneriler sunulmuştur. Nihai hedef, adaletin maddi gerçeğe uygun ve hakkaniyetli bir şekilde tecelli etmesidir. Doğru suç tipiyle yargılama yapmak, hem mağdurun gördüğü haksızlığın tam karşılığını bulmasını sağlar, hem de failin eyleğine uygun bir ceza alarak ıslah olmasına hizmet eder. Ceza hukukunun genel ilkelerine uygun bir değerlendirmeyle, silahlı tehdit ile silahla yaralamaya teşebbüs arasındaki her somut olayı kendi bağlamında doğru yere oturtmak mümkündür. Bu sayede ne suç cezasız kalır ne de bir fiile birden fazla ceza verilerek adalet duygusu zedelenir.
Av. Arb. Mehmet Sami UZUN
Kaynaklar:
- Türk Ceza Kanunu m.106, 86, 87 ve 35 hükümleri
- İlgili Yargıtay kararları ve gerekçeleri (Yargıtay 4. CD 2011/4935, YCGK 2010/249, Yargıtay 4. CD 2020/13383, Yargıtay 3. CD 2016/19374 vb.)
- Doktriner görüşler ve avukatlık kaynakları (örn. Av. Baran Doğan, Av. Başak Ozen, Av. Çağrı Ayboğa tarafından tehdit ve yaralama suçlarına ilişkin makaleler)







