Çocuğun Cinsel İstismarı Suçunun Maddi Unsurları ve Suçun Nitelikli Halleri
Giriş
Çocukların cinsel istismarı suçu, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar kapsamında en ağır ve hassas suç tiplerinden biridir. Bu suç, henüz 18 yaşını doldurmamış çocukların cinsel istismara maruz kalmasını ifade eder ve gerek toplumsal gerek hukuki açıdan ciddi yaptırımlarla karşılanır. Türk Ceza Hukuku, çocukların bedensel ve ruhsal bütünlüğünü korumak amacıyla bu alanda özel düzenlemeler getirmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesi, çocuğa yönelik her türlü cinsel davranışı suç sayarak yüksek hapis cezaları öngörmektedir. Bu madde, özellikle çocukların gelişimini olumsuz etkileyecek cinsel eylemleri hedef alır ve çocuğun rızası kavramını hukuken geçersiz sayar. Çocuğun rızası hukuken yok sayılır çünkü çocuk, yaş ve olgunluk itibarıyla böyle bir konuda sağlıklı karar verme yeterliliğine sahip kabul edilmez. Bu yaklaşım, çocukları koruma ve failin cezai sorumluluğunu artırma yönündeki toplumsal ihtiyacı yansıtmaktadır.
Çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları, ne yazık ki pratikte sanıldığından daha sık görülmekte ve adli mercilere yansıyan her cinsel suçtan önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Fail-mağdur ilişkisi çoğu zaman yakın çevre (akraba, üvey ebeveyn, öğretmen gibi) içinde olduğundan tespiti ve yargılanması zor olabilmektedir. Ayrıca bu suçların çoğu gizli gerçekleştiği, genellikle fiziksel delil bırakmadığı ve mağdurlar küçük yaşta olduğu için ceza muhakemesi sürecinde özel özen gerekmektedir. Bu makalede, Türk Ceza Kanunu m.103 çerçevesinde çocuğun cinsel istismarı suçu tüm yönleriyle ele alınacak; suçun yasal unsurları, türleri, fail ve mağdur özellikleri, cezai sorumluluk halleri, soruşturma ve yargılama süreçleri ile uygulamada yaşanan problemler ve yüksek yargı içtihatları ışığında detaylandırılacaktır.
TCK m.103 Kapsamında Yasal Düzenleme
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesi, “Çocuğun cinsel istismarı” başlığı altında çocuklara karşı cinsel davranışları cezalandırmaktadır. Kanunun 6/1-a maddesine göre “çocuk” henüz 18 yaşını doldurmamış kişidir. Bu tanım gereği, 18 yaş altındaki herkes bu suçun mağduru olabilir. Ancak TCK m.103, mağdurun yaşına ve durumuna göre bazı ayrımlar yapmıştır:
15 yaşın altındaki çocuklar: On beş yaşını tamamlamamış çocuklara yönelik gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar sayılır. Bu durumda fiilin cebir (zor kullanma), tehdit veya hile ile yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın sırf eylemin varlığı suç oluşmasına yeter. Yani 0-14 yaş aralığındaki bir çocukla rızası olsa bile cinsel içerikli bir temas veya davranış kurulması doğrudan çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturur. Çocuğun olası rızası hukuken geçersiz kabul edilir. 15-18 yaş arasındaki çocuklar: Kanun burada iki kategori belirlemiştir. Eğer mağdur 15 yaşını doldurmuş ancak 18’den küçük olup fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş durumdaysa (örneğin zihinsel engelli veya algılama yetisi zayıf), tıpkı 15 yaş altı gibi, maruz kaldığı her cinsel davranış istismar suçunu oluşturur. Diğer yandan, 15-18 yaş grubunda olup fiilin anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olan bir çocuk söz konusuysa, ancak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden ile gerçekleştirilen cinsel eylemler istismar suçu kapsamına girer. Yani ergenlik çağındaki bir çocuk kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girerse bu eylem TCK 103 kapsamında değil, ayrı bir suç olarak değerlendirilmektedir (bkz. TCK m.104, Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu). Kısacası, 15-17 yaş aralığındaki bir çocukla cinsel davranış zor veya hile olmaksızın gerçekleşmişse fail TCK 103’ten değil, şartları varsa TCK 104’ten sorumlu tutulur.
Bu yasal çerçeveyle, kanun koyucu çocukları yaşlarına göre koruma altına almıştır. On beş yaş altı çocukların cinsel dokunulmazlığı mutlak şekilde korunurken, daha büyük çocuklar da korunmakla birlikte, eylemin suç sayılması için iradelerinin etkilenmiş olması koşulu aranır. Her halükârda, kanun çocukların cinsel özgürlüğünü kısıtlayabilecek hiçbir eyleme göz yummamaktadır. Ayrıca TCK m.103’ün 1. fıkrasının son cümlesi, “cinsel istismar” terimini açıkça tanımlayarak farklı yaş gruplarına göre uygulama sınırlarını çizmiştir.
Benzer suç tipleriyle farkları: Çocuğun cinsel istismarı suçu, yetişkinlere yönelik cinsel saldırı suçundan (TCK m.102) ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan (TCK m.104) yapısal olarak ayrılır. Cinsel saldırı suçu, kural olarak yetişkin mağdurlara karşı rızaları olmaksızın cinsel davranışları cezalandırırken, çocuk söz konusu olduğunda rıza kavramı geçerli olmadığından eylem doğrudan istismar sayılır. Öte yandan, 15-18 yaş aralığındaki ergen bir çocuğun rızasına dayanan cinsel ilişki (penetrasyon) TCK 104 kapsamında ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, bedensel temas olmaksızın gerçekleşen cinsel içerikli tacizler TCK 105 (cinsel taciz) maddesi gereğince cezalandırılır. Bu bağlamda, örneğin sokakta bir çocuğa cinsel içerikli sözler söylemek veya müstehcen görüntüler göndermek fiilleri TCK 105 kapsamında değerlendirilebilir. Uygulamada bazen bu suç tipleri karıştırılsa da, TCK 103 esasen bedensel temas içeren ve çocuğun cinsel dokunulmazlığını ihlal eden davranışlara odaklanır. Aşağıda, çocuğa yönelik cinsel istismar eylemlerinin türleri ayrı başlıklar halinde incelenmiştir.
Cinsel İstismar Türleri
Çocuklara yönelik cinsel istismar farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Hukuken suçun oluşması için bedensel temas çoğu durumda aransa da, çocuğun cinsel amaçla istismar edilmesi sadece fiziksel temas ile sınırlı değildir. Uygulamada karşılaşılan istismar türleri şunlardır:
Bedensel Temas Yoluyla Cinsel İstismar
Çocuğa fiziksel olarak dokunmak suretiyle gerçekleştirilen tüm cinsel davranışlar bu kapsama girer. Örneğin çocuğun cinsel organlarına veya vücudunun mahrem bölgelerine dokunmak, öpmek, okşamak, sürtünmek gibi eylemler bedensel temaslı cinsel istismar oluşturur. Bu tür fiiller, gerçekleştirilme şekline göre kanunda basit cinsel istismar veya nitelikli cinsel istismar şeklinde ayrımlara tabi tutulur.
Sarkıntılık suretiyle istismar: Eğer failin cinsel amaçlı bedensel teması, ani gelişen ve sınırlı kalan bir taciz niteliğindeyse, bu durum sarkıntılık düzeyinde istismar sayılır. Sarkıntılık, Yargıtay içtihatlarında, ani ve kesintili şekilde gerçekleştirilen, süreklilik arz etmeyen ve tek seferlik denebilecek eylemleri ifade eder. Örneğin failin bir defaya mahsus şekilde çocuğu kısa süreliğine elle taciz edip bırakması sarkıntılık olarak değerlendirilebilir. Kanun, sarkıntılık düzeyinde kalan eylemlere daha hafif bir ceza öngörmüştür (TCK 103/1 ikinci cümle). Ancak burada “hafif” kavramı görecelidir; yine de 3 yıldan başlayan ciddi hapis cezaları söz konusudur. Eğer mağdur 12 yaşından küçük ise sarkıntılık halinde dahi cezada alt sınır 5 yıldan az olamaz. Basit cinsel istismar: Fiziksel temas içeren cinsel davranışlar sarkıntılık boyutunu aşıp daha yoğun veya süreklilik gösteren bir hal aldığında basit (temel) cinsel istismar suçu oluşur. Bu, çocuğun vücudu üzerinde cinsel arzuları tatmin amacına yönelik fakat cinsel ilişki düzeyine varmayan her türlü eylemi kapsar. Örneğin failin çocuğun bedenine birden fazla kez dokunması, daha uzun süreli okşama, cinsel organını çocuğun bedenine sürtme gibi eylemler artık sarkıntılık olarak değil, basit istismar olarak cezalandırılır. Kanunda bu fiiller için öngörülen temel ceza 8 yıldan 15 yıla kadar hapistir (TCK 103/1). Mağdur 12 yaşından küçükse cezanın tabanı 10 yıl olarak belirlenir. Yargıtay kararları, eylemin niteliğine göre sarkıntılık ile basit istismar arasını somut olaya göre belirlemektedir. Örneğin yüksek mahkeme, mağdura yönelik birden çok defa ve vücudun farklı bölgelerine dokunarak gerçekleşen fiilleri sarkıntılık düzeyini aşmış kabul etmektedir. Bir kararında, failin mağduru önce yanağından öpüp ardından kucağına oturtarak devamlı surette okşamasını sarkıntılığı aşan istismar saymış ve daha yüksek ceza verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Nitelikli cinsel istismar (Tecavüz): Çocuğa yönelik cinsel istismarın en ağır şekli, çocuğun vücuduna bir organ veya cisim sokulması suretiyle gerçekleşen eylemlerdir. Bu durum halk arasında tecavüz olarak da anılır. TCK 103/2’ye göre cinsel istismar fiili vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenirse ceza çok daha ağırdır (en az 16 yıl hapis). Mağdur 12 yaşından küçük ise bu durumda cezanın taban sınırı 18 yıl olarak uygulanır. Burada organ veya cisim sokulmasından kasıt, cinsel ilişki boyutuna ulaşan her türlü fiildir (penis-vajina birlikteliği, oral/anal penetrasyon veya herhangi bir cisimle yapılan benzer eylemler). Kanun bu hali nitelikli (ağır) cinsel istismar olarak ayırmıştır. Çocuğun bedeni üzerinde böylesi bir fiil, onun fiziksel bütünlüğüne ağır bir saldırı olduğu gibi ruh sağlığı üzerinde de derin hasar bırakabilmektedir. Yargı uygulamasında, böyle durumlarda mağdurun ruh sağlığının bozulup bozulmadığı yönünde adli tıp raporu alınması sıkça görülür. Eğer uzman raporu, maruz kalınan istismar sonucu çocuğun ruh sağlığının bozulduğunu tespit ederse mahkeme genellikle en üst sınırdan ceza vermekte; hatta netice itibarıyla mağdur yaşamını yitirmişse veya bitkisel hayata girmişse fail ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına kadar varan yaptırımlarla karşılaşmaktadır.
Sözlü Cinsel İstismar (Sözlü Taciz)
Fiziksel temas olmaksızın, çocuğa yönelik sözle veya sesle gerçekleştirilen cinsel taciz içerikli davranışlar bu başlık altında değerlendirilebilir. Örneğin çocuğa müstehcen tekliflerde bulunmak, cinsel içerikli sözler söylemek, telefon veya internet üzerinden cinsel konuşmalar yapmak sözlü istismar olarak nitelendirilebilir. Hukuki olarak bu tür eylemler, Türk Ceza Kanunu’nda cinsel taciz suçu (TCK m.105) kapsamında cezalandırılmaktadır. Mağdur çocuk olduğunda, failin cezası TCK 105 gereğince daha ağırlaştırılmış şekilde belirlenir. Her ne kadar TCK 103 doğrudan fiziksel temas içeren davranışları hedeflese de, çocuğun cinsel amaçla istismarı kavramına sözlü taciz de dahil edilebilir. Sonuçta burada da çocuk, fail tarafından cinsel amaçlı olarak istismar edilmektedir. Uygulamada bu fiiller için genelde ayrı bir suçtan dava açılsa da (cinsel taciz), yazın dilinde ve kriminolojik açıdan çocukların maruz kaldığı sözlü tacizler de bir istismar türü olarak görülür.
Sözlü istismarın ispatı genellikle zor olmakla birlikte, özellikle dijital iletişim araçlarıyla gerçekleşen tacizlerde yazışma kayıtları, ses kayıtları gibi deliller kullanılabilmektedir. Fail, çocukla yüz yüze olmasa bile ona müstehcen tekliflerde bulunduğu veya pornografik içerikler gönderdiği takdirde, çocuk üzerinde travmatik etkiler bırakabilir. Bu yüzden hukuken de bu eylemler ciddiye alınmakta ve yaptırıma tabi tutulmaktadır.
Teşhir ve Görüntülü İstismar
Çocuğa karşı beden teşhiri yapmak veya çocuğu cinsel içerikli görüntülere maruz bırakmak da bir çeşit cinsel istismar olarak kabul edilir. Örneğin, bir yetişkinin cinsel organını bir çocuğun önünde teşhir etmesi, mastürbasyon yaparak çocuğa izletmesi, çocuğu pornografik video/dergilere zorla baktırtması ya da cinsel birlikteliğini çocuğa göstermesi gibi fiiller bu kapsamdadır. Bu tür eylemlerde fail, çocuğa doğrudan dokunmamış olsa bile, onu cinsel bir davranışın parçası haline getirerek istismar etmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda bu tarz davranışlar çeşitli maddelerle suç sayılmaktadır. Örneğin müstehcenlik suçu (TCK m.226), küçükleri pornografik içeriklere maruz bırakmayı cezalandırır. Yine yetişkinin teşhircilik yaparak huzur ve sükunu bozması TCK 225 kapsamında değerlendirilebilir. Ancak olay özelinde, eğer failin teşhir eylemi, çocuğu hedef alan bir cinsel haz amacı taşıyorsa, yargı mercileri bunu cinsel istismar fiili olarak da yorumlayabilmektedir. Bu durumda TCK 103 devreye girebileceği gibi, eğer fiziksel temas yoksa TCK 105 (cinsel taciz) hükümleri de uygulanabilir. Uygulamada, mesela parkta oynayan bir çocuğa yönelik teşhircilik vakalarında failler genellikle cinsel taciz suçundan cezalandırılmaktadır.
Teşhir yoluyla istismarın tespiti genellikle tanık beyanlarına veya güvenlik kamera kayıtlarına dayanır. Çocuk, anlamasa bile rahatsız edici bir durumu ailesine anlatabilir ve böylece ortaya çıkabilir. Bu tarz davranışlar, çocuğun cinsel gelişimini olumsuz etkilediği için, hukuk düzenince engellenmeye çalışılır.
Dijital Ortamda Cinsel İstismar (Online İstismar)
Günümüzde internet ve sosyal medya kullanımı yaygınlaştıkça, çocukların dijital platformlar üzerinden de istismar edilmesi vakaları artmıştır. Dijital istismar, bir yetişkinin çevrimiçi iletişim araçlarını kullanarak bir çocuğu cinsel amaçla manipüle etmesi, taciz etmesi veya kandırması olarak tanımlanabilir. Örneğin bir yetişkinin sahte kimliklerle çocuklara yaklaşarak cinsel içerikli mesajlar göndermesi, müstehcen fotoğraflar talep etmesi veya kendi müstehcen görüntülerini yollaması; hatta çocuğu buluşmaya ikna edip cinsel suça zemin hazırlaması gibi eylemler bu kapsamdadır.
Hukuken, dijital istismar da sonuçta bir cinsel taciz veya istismar olarak değerlendirilir. Fail, çocuğu sadece internet üzerinden istismar etmişse TCK 105 kapsamında cezalandırılacaktır. Eğer dijital iletişim fiziksel buluşma ve istismar için bir araç olduysa (yani fail çevrimiçi ortamda çocuğu kandırıp sonra bir araya gelerek fiili istismarı gerçekleştirdiyse), asıl suç yine TCK 103 olur ve dijital iletişim süreci suçun hazırlık/planlama kısmı olarak dosyada yer alır. Özellikle son yıllarda “grooming” denilen, çocuğu duygusal olarak manipüle edip cinsel istismara hazırlama yöntemi de tartışılmaktadır. Türk hukukunda grooming ayrı bir suç olarak düzenlenmemişse de, failin bu amaçla yaptığı her hareket, nihai suçun delili olarak değerlendirilebilir veya teşebbüs aşamasında kalmışsa cezalandırılabilir.
Dijital istismarın önlenmesinde ve tespitinde, polis bilişim birimleri ve sosyal medya denetimleri önemli rol oynar. Çocukların internetteki hareketlerini ebeveynlerin izlemesi, şüpheli durumları yetkililere bildirmesi de bu suçların ortaya çıkarılmasını kolaylaştırır. Unutulmamalıdır ki dijital ortamda gerçekleşen cinsel içerikli her türlü taciz, gerçek hayattaki kadar ciddiye alınmakta ve kanunla korunmaktadır.
Failin Durumu ve Cezai Sorumluluk
Çocuğun cinsel istismarı suçunda failin durumu (kimliği, yaşı, konumu) ve mağdurla ilişkisi, suçun nitelendirilmesi ve cezanın belirlenmesi bakımından önem taşır.
Failin yaşına göre cezai sorumluluk: Fail eğer bir erişkin ise (18 yaşını doldurmuş biri), fiilinin bütün sonuçlarından tam cezai sorumlulukla sorumlu tutulur. Yetişkin failler için bu suçun cezası genellikle yüksek hapis cezalarıdır ve adli sicil açısından da ağır sonuçlar doğurur (örneğin memuriyetten men). Fail kendisi de çocuksa (18 yaşından küçük ise), Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesindeki yaş küçüklüğü hükümleri uygulanır. Kanun, 0-12 yaş arası çocukları hiç cezai ehliyeti yok sayarken, 12-15 yaş arasında suç işleyen bir çocuk için işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişip gelişmediğine bakar. Eğer 12-15 yaşındaki fail, fiilin yanlış olduğunu anlama yetisine sahipse mahkemece indirimli olarak cezalandırılabilir; değilse ceza verilemez. 15-18 yaş arasındaki fail ise azaltılmış sorumlulukla yargılanır: Yaptırıma tabi tutulur ancak cezasında belirli oranlarda indirim yapılır (örneğin ağırlaştırılmış müebbet yerine 18-24 yıl, müebbet yerine 12-15 yıl gibi; süreli hapislerde de yasal indirim uygulanır). Özetle, fail çocuk dahi olsa, çocuk mağdura yönelik cinsel istismar bir suçtur ve gerekli durumlarda fail çocuğa da ceza verilir. Bunun istisnası, failin 12 yaşından küçük olmasıdır ki bu durumda cezai işlem yapılmaz, daha çok eğitim/rehabilitasyon tedbirleri yoluna gidilir.
Uygulamada, hem mağdurun hem failin çocuk olduğu vakalar tartışmalı olabilmektedir. Örneğin her ikisi de 14 yaşında olan iki çocuğun kendi rızalarıyla cinsel ilişkide bulunması durumunda, hukuken birbirlerine karşı cinsel istismar suçunu işlemiş sayılabilirler. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu konuda, her iki taraf çocuk da olsa 15 yaş altı cinsel ilişkide bulunanların cezai sorumluluğu olabileceğine hükmetmiştir. Hatta bir kararında, 14 yaşındaki erkek çocuğun 14 yaşındaki kız çocuğuyla rızaya dayalı cinsel ilişkiye girmesi olayında erkeği nitelikli istismar suçundan mahkum etmiştir. Bu yaklaşım, çocukların cinsel anlamda birbirlerini istismar etmesinin de kanun tarafından hoş görülmediğini gösterir. Ancak böyle durumlarda ceza tayini yapılırken failin çocuk oluşu nedeniyle oldukça yüksek indirime gidilmektedir.
Failin mağdurla ilişkisi ve sıfatı: Failin, mağdur çocuğun hayatındaki konumu suçu nitelikli hale getirebilir. TCK m.103/3, bazı durumlarda cezanın artırılacağını öngörür. Başlıca ağırlaştırıcı haller şunlardır:
Birden fazla fail ile işlenmesi: Suç birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilirse ceza artırılır (örneğin birden fazla failin topluca bir çocuğa tecavüz etmesi gibi). Birden fazla fail, mağdur üzerinde daha büyük korku ve baskı yaratacağı için kanun bunu ağırlaştırıcı neden saymıştır. Yakın akraba veya aile içinden fail: Fail, mağdurun öz annesi, babası, amcası, dayısı, abisi/ablası gibi kan bağı olan biriyse veya üvey baba, üvey anne, üvey kardeş, evlat edinen gibi hukukî olarak aile statüsünde olan biriyse ceza artırılır. Çocuğun en güvendiği ve bakımına emanet olduğu kişilerin istismarı, en ağır ihanet kabul edilir. Bu nedenle üvey ebeveynlerin ya da koruyucu aile bireylerinin işlediği cinsel istismar, “akraba tarafından istismar” olarak nitelendirilip cezayı ağırlaştırır. Yargıtay, öz babanın kızına cinsel istismarını ya da ağabeyin kardeşine tacizini en ağır biçimde cezalandırmaktadır. Vasi, eğitici, öğretmen, bakıcı gibi sorumluluk taşıyan kişiler: Mağdur çocuğun üzerinde gözetim, eğitim veya bakım yükümlülüğü bulunan (öğretmeni, antrenörü, bakıcısı, kreş görevlisi, doktoru vb.) kişilerin suçu işlemesi de ağırlaştırıcı nedendir. Çünkü bu kişiler çocuğun güvenle ilişki kurduğu ve itaat ettiği kimselerdir; bu konumun kötüye kullanılması cezayı yarı oranında artırır (TCK 103/3-d). Örneğin bir öğretmenin öğrencisine cinsel istismarda bulunması durumunda ceza, normal durumun en az yarı katı kadar artırılacaktır. Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması: Fail bir kamu görevlisi ise veya mağdura hizmet sunan (örneğin servis şoförü, hastane görevlisi vb.) biriyse, bu statünün getirdiği kolaylıkla suçu işlemesi halinde ceza artırılır (TCK 103/3-e). Örneğin rehabilitasyon merkezinde görevli bir görevlinin oradaki çocukları istismarı bu kapsamdadır. Cebir, şiddet veya silah kullanılması: Suçun işlenişinde ayrıca fiziksel zor kullanılmışsa veya mağdur tehdit edilmişse (silahla tehdit dahil) ceza ağırlaşır. Aslında çocuklara yönelik istismarda çoğu kez bir rıza aranmadığı için fail eylemini gerçekleştirmek adına tehdide başvurabilir. Kanun özellikle 15 yaş altı veya algı yeteneği zayıf çocuklara karşı ayrıca cebir/tehdit kullanılmışsa cezayı yarı oranında artırır (TCK 103/4). Bu durum, failin işlediği hem cinsel suç hem şiddet eylemi birlikte değerlendirildiği için daha ağır bir yaptırımı hak eder. Örneğin fail çocuğu bıçak zoruyla istismar etmişse, hem cinsel istismar cezası yükseltilir hem de ayrıca kasten yaralama neticeleri doğmuşsa onlar da ceza hesaplamasına eklenir.
Yukarıdaki ağırlaştırıcı nedenler, mahkeme tarafından tespit edildiğinde failin cezası kanundaki oranda yükseltilir. Örneğin nitelikli istismar suçunda (organ sokma) normalde 16 yıl olan asgari ceza, fail üvey baba ise ve aynı zamanda silah tehdidi kullanmışsa, önce yarı oranında (aile içi konum nedeniyle) sonra bir kez daha yarı oranında (tehdit nedeniyle) artırılarak çok daha yüksek bir hapis cezasına hükmedilecektir . Bunlar teorik hesaplamalar olmakla birlikte, pratikte yargı makamları da özellikle aile içi cinsel istismar vakalarında en üst hadden ceza vermeye yönelmektedir.
Failin psikolojik durumu ve ceza sorumluluğu: Failin akıl hastalığı veya algılama yeteneğini etkileyecek bir rahatsızlığı varsa, TCK genel hükümleri burada da uygulanır (TCK m.32). Örneğin fiil anında akli dengesi yerinde olmayan bir fail, ceza sorumluluğundan kısmen veya tamamen kurtulabilir; ancak bu durumda toplum güvenliği için akıl hastanesinde koruma tedbirine tabi tutulur. Bunlar çok istisnai durumlardır. Yine failin alkol veya uyuşturucu etkisinde olması da ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz (TCK m.34) – bilakis takdiri indirim uygulanmaması yönünde değerlendirilebilir. Mahkemeler çocuk istismarı faillerinin cezai ehliyet incelemesini gerektiğinde yaptırmakta, ama genellikle failin akıl sağlığı yerinde çıkmaktadır.
Şikâyet ve uzlaşma meselesi: Çocuğun cinsel istismarı suçu kural olarak şikâyete tabi değildir. Yani mağdurun veya ailesinin şikâyeti olmasa bile, bu suç öğrenildiğinde savcılık resen (kendiliğinden) soruşturma başlatır. Toplum düzenini ilgilendiren ve kamu davası niteliğinde bir suçtur. Sadece istisnai olarak, failin de çocuk olduğu ve eylemin sarkıntılık düzeyinde kaldığı durumlarda soruşturma mağdurun (veya velisinin) şikâyetine bağlanmıştır (TCK 103/1, son cümle) . Bu istisnanın sebebi, çocuklar arasındaki ufak tepiş tarzı cinsel davranışlarda adliyenin her vakayı kovuşturma kapsamına almamasıdır. Örneğin 13 yaşındaki bir çocuğun yine 13 yaşındaki bir arkadaşına laf atması gibi hafif durumlarda aile şikâyetçi olmazsa devlet zorla ceza davası yürütmez. Bunun dışında, çocuğa yönelik ciddi her istismar iddiası, şikâyet olmasa bile soruşturulur ve kovuşturulur. Ayrıca bu suç uzlaşma kapsamında değildir; fail ile mağdurun uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşması gibi bir yol kanunen kapalıdır. Toplum adına devlet, bu suçta uzlaşmayı ahlaken ve hukukî olarak uygun görmez.
Son olarak, istismar suçlarında etkin pişmanlık hükümleri (suç sonrası failin kendi isteğiyle telafiye çalışması) genelde uygulanabilir olsa da (TCK m. 110 atfıyla), uygulamada pek karşılık bulmaz; zira bu suçun telafisi mümkün olmadığı gibi mağdurun zararını gidermek kolay değildir. Ancak örneğin failin, suçu yetkililere ihbar etmesi veya mağdura tazminat ödemesi gibi durumlarda mahkeme hafifletici takdir uygulayabilmektedir.
Ceza Muhakemesi Süreci ve Deliller
Çocuğun cinsel istismarı suçunun soruşturulması ve kovuşturulması sürecinde, gerek mağdurun durumu gerek delillerin özelliği nedeniyle ceza muhakemesi hukukunda özel düzenlemeler ve uygulamalar bulunmaktadır.
İhbar ve soruşturma aşaması: Bu tür suçlar çoğu kez aile bireyleri veya yakın çevre tarafından fark edilip adli mercilere ihbar edilir. İhbar, polis/jandarma veya doğrudan savcılığa yapılabilir. Çocuk izlenerek anlaşılabilir (örneğin davranış değişiklikleri, korku, bedensel yara izi, gebelik gibi bulgular) ya da çocuk bir öğretmenine/ailesine anlatabilir. İhbar alındığında savcılık derhal soruşturma açar. Bu aşamada çocuk mağdur olduğu için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve ilgili yönetmelikler özel yöntemler öngörür. Öncelikle, çocuğun beyanının alınması kritik bir süreçtir (aşağıda ayrıca ele alınacaktır). Soruşturma sırasında savcılık, çocuğun ifadesinin uzman eşliğinde ve mümkünse tek seferde alınmasını sağlamaya çalışır. Adli Görüşme Odaları (AGO) veya Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM) adı verilen özel ortamlar kullanılır.
Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM), Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı işbirliğiyle hastaneler bünyesinde kurulmuş merkezlerdir. Cinsel istismar mağduru çocukların tüm adli işlemlerinin (ifade alma, muayene, psikolojik değerlendirme) tek bir yerde ve uzman ekip eliyle yapılmasını amaçlar. Örneğin ihbar üzerine çocuk, ÇİM’e getirilir; burada pedagog, psikolog, adli tıp uzmanı ve savcı hazır bulunur. Çocukla sadece eğitimli bir uzman görüşürken, savcı ve gerekirse avukatlar başka bir odadan kamera ile görüşmeyi izler ve sorularını uzmana iletir. Bu sayede çocuk tek bir kez konuşarak hem ifadesini vermiş hem de muayenesi yapılmış olur. CMK m.236, cinsel suç mağduru çocukların ifadesinin özel ortamda ve uzman aracılığıyla alınabileceğini hükme bağlamıştır . Hatta 2017’de yapılan değişikliklerle (CMK 236/5), nitelikli cinsel istismar mağduru çocukların soruşturma evresinde beyanlarının bir Çocuk İzlem Merkezi gibi özel merkezlerde uzmanlar aracılığıyla alınması zorunlu hale getirilmiştir . Bu hüküm uygulamada büyük oranda ÇİM’lerin faaliyete geçirilmesiyle hayata geçmiştir.
Adli muayene ve delil toplama: Soruşturmanın erken safhalarında, mağdur çocuk adli muayeneye tabi tutulur. Bu muayene, adli tıp uzmanı veya hekimin çocuğun bedeninde suçun izlerini araştırmasıdır. Genital muayene ve gerektiğinde anal muayene yapılır; kız çocuklarında himen (kızlık zarı) durumu kontrol edilir, yırtık veya zedelenme bulguları kaydedilir. Erkek çocuklarda veya anal istismarlarda makatta yırtık, tahriş, yara izi gibi bulgular aranır. Ayrıca vücuttaki morluk, sıyrık gibi şiddet izleri raporlanır. Eğer olay yakın geçmişte gerçekleşmişse, çocuktan veya olay mahallinden biyolojik örnekler toplanır: Kıyafetler, çarşaf, iç çamaşırı gibi materyallerde meni, sperm, tükürük gibi DNA bırakabilecek örnekler araştırılır. DNA analizi, failin tespitinde çok güçlü bir delildir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2020 tarihli bir kararında, mağdur çocuğun tişörtü ile failin evinden alınan çarşafta failin meni örneklerinin tespit edilmesi, faili suçla ilişkilendiren kesin delil kabul edilmiştir . Bu sayede failin inkar savunması çürütülmüş ve mahkumiyet sonucu doğrulanmıştır.
Bununla beraber, çocuk istismarı vakalarında fiziksel deliller her zaman bulunamayabilir. Olay üzerinden zaman geçmişse beden bulguları iyileşmiş olabilir; temas sadece okşama gibi hafif kaldıysa genelde geride iz kalmaz; failin korunma önlemi alması (örneğin kondom kullanması) sebebiyle DNA örnekleri bulunamayabilir. Bu gibi durumlarda en kritik delil mağdurun beyanıdır. Ceza Muhakemesi hukuku uyarınca, bir suç her türlü delille ispat edilebilir ve belirli delil aranmaksızın vicdani kanaatle hüküm verilebilir (CMK m.217). Bu nedenle, özellikle tanık yok, kamera yok gibi durumlarda mağdur çocuğun tutarlı, samimi ve detaylı anlatımı tek başına mahkumiyet için yeterli görülebilir. Yargıtay uygulaması, cinsel suçlarda mağdur beyanını en önemli delillerden biri olarak kabul etmektedir . Ancak mağdur beyanının tek delil olduğu hallerde, beyanın doğruluğunu destekleyen olgular araştırılır: Çocuğun ilk anlattığı kişilere beyanı, psikolog değerlendirmesi, fail ile mağdur arasında husumet olup olmadığı gibi unsurlar incelenir.
Koruyucu ve destekleyici önlemler: Soruşturma aşamasında mağdur çocuk için bazı koruma tedbirleri uygulanır. Örneğin fail tutuklanabilir (özellikle aynı evde yaşayan biriyse tutuklama sıklıkla yapılır) ki çocuğa baskı yapmasın. Çocuk, gerektiğinde sosyal hizmetler gözetimine alınabilir veya devlet korumasına verilebilir (aile içi istismarlarda). Ayrıca mağdur çocuk için baro tarafından ücretsiz avukat (vekil) tayin edilmesi mümkündür; genelde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da bu davalara katılan sıfatıyla müdahil olur ve mağdurun haklarını savunur. Nitekim bir çok davada bakanlık avukatlarının bulunduğu görülmektedir .
Kovuşturma (yargılama) aşaması: Dava açıldıktan sonra yargılama Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülür (çünkü öngörülen ceza üst sınırı yüksektir). Kovuşturma sürecinde de çocuğun ifadesinin bir kez alınmış olması esastır. CMK m.236/2’ye göre, mağdur çocuklar kural olarak tanık olarak yalnızca bir kez dinlenebilirler . Bu, çocuğun defalarca aynı travmayı hatırlayıp anlatmasını önlemek içindir (ikincil örselenmenin önlenmesi ilkesi). Eğer soruşturma sırasında ÇİM’de çocuğun ayrıntılı beyanı kamera kaydına alındıysa, bu kayıt kovuşturma sırasında mahkemeye izlettirilir ve çoğu zaman çocuk duruşmaya getirtilmez. CMK 236/6-7, alınan ses ve görüntü kaydının dava dosyasında saklanmasını, duruşmada gerekli görülürse bu kaydın izlenebileceğini düzenlemektedir . Hâkim, çocuğun adliyeye gelmeden ifadesinin kullanılabilmesini böylece sağlamış olur. Uygulamada da mahkemeler, Çocuk İzlem Merkezi raporu ve video kaydı varsa, bunu duruşmada inceler ve genellikle yeniden küçük yaştaki mağduru dinlemez. Ancak bazı durumlarda hakim, beyan arasında çelişki görürse veya ek soru sormayı zorunlu bulursa, çocuğun tekrar ifadesine başvurmak isteyebilir. Böyle hallerde de CMK 236/3 gereğince yine bir uzman eşliğinde duruşma salonu yerine Adli Görüşme Odası’nda ifade alınması sağlanır .
Kovuşturma aşamasında tanıklar ve uzmanlar da dinlenir. Mağdurun ilk olayı anlattığı kişi(ler) (örneğin anne, öğretmen) tanık olarak ifade verebilir; onların beyanları, çocuğun tutarlılığını değerlendirmede önem taşır. Olayı doğrudan gören tanık genelde olmaz, ancak bazen kardeşler veya çevreden duyanlar olabilir. Ayrıca adli tıp uzmanları, doktorlar, psikologlar raporlarını sunar ve gerektiğinde duruşmada görüşlerini açıklar. Özellikle psikolojik değerlendirme raporları, çocuğun ruh halini, travma belirtilerini ortaya koyarak beyanının güvenilirliği konusunda mahkemeye ışık tutar. Yargıtay, cinsel istismar davalarında mağdur beyanı, doktor raporları ve psikolojik inceleme sonuçlarını birlikte değerlendirerek sonuca gidilmesini salık verir .
Delillerin değerlendirilmesi ve ispat: Mahkeme, tüm delilleri serbestçe takdir eder. Eğer mağdurun anlatımı baştan sona tutarlı, ayrıntılı ve hayatın olağan akışına uygunsa ve bunu destekleyen herhangi bir rapor/bulgu da varsa, genellikle mahkumiyet kararı verilir. Örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.02.2020 tarihli kararında, mağdurun istikrarlı ifadeleri, evdeki eşyalara kadar tarif edebilmesi, adli muayenede tespit edilen anal yaralanma bulguları ve olay sonrası davranış değişiklikleri bir bütün olarak değerlendirilerek failin suçu işlediğine kanaat getirilmiştir . Bu kararda, somut bulgular (örneğin anal bölgedeki tıbbi bulgu ve DNA delili) mağdur beyanını desteklemiş ve şüpheye yer bırakmamıştır.
Buna karşılık, eğer mağdur ifadesinde önemli çelişkiler varsa, olay somut delillerle hiç desteklenmiyorsa ve başka hiçbir kanıt yoksa, mahkeme şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verebilir. Örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2023 tarihli bir kararında, 15 yaşından küçük mağdurun aşamalardaki beyanlarının çelişkili ve tutarsız oluşu, dosyada başka kanıt bulunmayışı nedeniyle istismar suçundan mahkumiyet için yeterli delil olmadığı sonucuna varılmıştır . Yargıtay, bu tür durumlarda mahkumiyet kurulmasını doğru bulmamış ve yerel mahkemenin aksi yöndeki direnme kararını bozmuştur. Dolayısıyla, tek başına mağdur beyanı bile çoğu zaman mahkumiyete götürse de, beyan güvenilir görülmediğinde sanığın cezalandırılması mümkün olmayabilir.
Duruşmada çocuğun korunması: Kovuşturma sürecinde mağdur çocuğun sanıkla yüz yüze gelmesi istenmez. CMK 236/4, eğer çocuğun sanıkla yüzleşmesi ruhsal açıdan sakıncalı ise ifadesinin özel ortamda alınmasını hükme bağlamıştır . Uygulamada, çocuklar duruşma salonuna getirilecekse genelde sanık içeri alınmadan ifadesi alınır veya SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi) yoluyla ayrı mekandan ifade verdirilir. Adliyelerdeki Adli Görüşme Odaları, duruşma salonundan farklıdır; çocuk burada uzman eşliğinde konuşurken, hakim, savcı, avukatlar bitişik odadan kamerayla izler. Bu sayede çocuk resmi ağır atmosferden uzak, samimi bir odada görüşür ve sanıkla aynı ortamda bulunmaz. Adalet Bakanlığı’nın 2020’lerde yayımladığı Adli Görüşme Odaları yönetmeliği de kırılgan grupların (çocuklar, engelliler, cinsel suç mağdurları vb.) bu odalardan öncelikli yararlanacağını belirtmiştir . Bu yöntemler, sekonder travmayı azaltmayı ve çocuğun ifadesinin daha sağlıklı alınmasını sağlar.
Mahkeme sürecinde ayrıca mağdurun kimliğinin gizliliği korunabilir. Basına kapalı duruşma yapılması, karar metinlerinde mağdur adının açık yazılmaması gibi önlemler alınabilir. Türk Ceza Kanunu’na göre de mağdurun kimliğinin ifşa edilmesi ayrıca suçtur (TCK m. privacy ilgili düzenlemeler).
Hüküm ve sonrası: Mahkeme, tüm yargılama sonunda kararını verir. Mahkumiyet halinde genelde uzun süreli hapis cezaları söz konusu olduğundan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi gibi müesseseler pratikte uygulanamaz (çünkü bunlar ancak 2 yıl ve altı cezalarda mümkündür, istismar cezaları ise bunun çok üstündedir). Beraat halinde ise fail hakkındaki kısıtlayıcı tedbirler kaldırılır. Mağdur çocuk ve ailesi beraat kararına karşı, veya mahkumiyet kararı çok düşükse bu yönüyle, istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurabilir. Özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilleri, kararı yüksek mahkemeye taşıyabilmektedir . Yargıtay incelemesinde usul ve delil değerlendirmesi denetlenir; gerekli görülürse karar bozulup yeniden yargılama yapılabilir.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar
Çocuğun cinsel istismarı suçu, niteliği gereği uygulamada pek çok zorluk ve sorun barındırmaktadır. Bu sorunlar hem adli makamlar hem de mağdur açısından büyük önem arz eder:
Gizlilik ve Geç Bildirim: Bu suçlar genellikle kapalı kapılar ardında işlenir ve fail çoğunlukla çocuğun tanıdığı bir kişidir. Mağdur çocuk, korku, utanç veya failin tehditleri nedeniyle yaşadıklarını uzun süre gizleyebilir. Birçok vaka, yıllar sonra ortaya çıkmakta veya hiç ortaya çıkmamaktadır. Bu gecikme, delil elde etmeyi zorlaştırır. Fiziksel bulgular kaybolabilir, tanık ifadesi yoksa sadece mağdurun beyanı kalır. Geç bildirim durumlarında savcılar olayı ispatlamakta güçlük çeker. Ancak geç bildirim, tek başına iftira anlamına gelmez; travma yaşayan çocukların çoğu hemen açıklamak yerine zaman geçtikten sonra uygun bir ortam bulduğunda anlatabilmektedir. Bu nedenle Yargıtay, sırf olay hemen bildirilmeyip zaman geçti diye mağdur beyanını değersiz saymanın yanlış olduğunu belirtmiştir. Mağdurun Beyanındaki Tutarsızlıklar: Çocuklar, özellikle küçük yaştakiler, ifade verirken zaman kavramını karıştırabilir, ayrıntıları unutabilir veya psikolojik etkilerle farklı anlatabilir. Travma altında kalan bir çocuğun ifadesinde bazı çelişkiler olması doğaldır. Ancak ceza yargılamasında sanık hakları gereği, ciddi çelişkiler ortaya çıkınca mahkumiyet zorlaşır. Örneğin çocuk bir seferinde olayın yatak odasında olduğunu, başka bir sefer salonda olduğunu söylerse veya failin kıyafetini farklı tarif ederse savunma bunu kullanacaktır. Uzmanlar, çocukların belleğinin farklı çalıştığını, travmatik anıları parça parça hatırlayabildiklerini, sorgulama şekline göre cevabın değişebileceğini vurgular. Bu yüzden ifade alma tekniklerinin doğru uygulanması çok önemlidir. Doğru sorularla desteklenmeyen, korkutularak veya yönlendirilerek alınan bir ifade çelişkili olabilir. Bu da uygulamada sık rastlanan bir sorundur. Ailenin ve Çevrenin Baskısı: İstismar vakalarının önemli bir kısmı aile içinde veya yakın akraba çevresinde gerçekleşir. Böyle durumlarda aile üyeleri olayı örtbas etmeye çalışabilir. Özellikle fail baba, abi, amca gibi biri ise, diğer aile fertleri skandal korkusuyla veya ekonomik/sosyal sebeplerle çocuğa baskı uygulayarak şikayetten vazgeçirmeye uğraşabilirler. Mağdurun ifadesini geri çekmesi, “uydurmuştum” demesi için telkin yapılabilir. Uygulamada ne yazık ki bu tür baskılar görülmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki ceza yargılamasında bir kez dava açıldıktan sonra mağdurun ifadesini değiştirmesi otomatik olarak davayı düşürmez; mahkeme tüm delillere bakar, eğer başkaca kanıtlar ve önceki beyan güçlü ise vazgeçmeye rağmen mahkumiyet kararı verebilir. Yine de aile baskısı, mağdurun psikolojisini olumsuz etkilediği gibi adli süreci de sekteye uğratan bir sorundur. Adli Tıp Raporlarının Yorumu: Cinsel istismar davalarında adli tıp raporları kilit rol oynar. Ancak bazen rapor sonuçlarının yorumlanmasında zorluklar çıkar. Örneğin kız çocuğunun himeni esnek ise cinsel ilişki yaşansa bile yırtık saptanamayabilir; raporda “himen bozulmamış” ifadesi geçince, sanki istismar olmamış gibi yanlış bir kanı oluşabilir. Oysa himen sağlam olsa da çocuk istismara uğramış olabilir. Benzer şekilde, ruh sağlığı değerlendirmesi de tartışmalıdır. Adli Tıp Kurumu, maruz kaldığı istismar nedeniyle çocuğun ruh sağlığının bozulup bozulmadığını raporlar. Burada “bozulma” kavramı bir psikiyatrik tanı eşiği gerektirir. Her istismar mağdurunun travma yaşadığı açıktır; ancak ATK genellikle ağır travma belirtisi (örn. travma sonrası stres bozukluğu) varsa “bozulmuştur” şeklinde rapor verir. Eğer “bozulmamıştır” denirse ceza biraz daha düşük verilebilir. Bu durum eleştirilir çünkü bir çocuğun cinsel istismara uğraması başlı başına onun sağlığını olumsuz etkiler; “bozulma” olup olmaması cezada farklılık yaratmamalıdır görüşü vardır. Yine de yürürlükteki uygulamada bu raporlar istenir ve ceza tayininde dikkate alınır. Uzman Eksikliği ve İfade Kalitesi: Her adliyede veya her soruşturmada çocukla görüşmeyi iyi bilen uzman bulunmayabilir. Bazı bölgelerde Çocuk İzlem Merkezi yoksa, çocuğun ifadesi kollukta veya savcı tarafından alelade alınabilir. Bu ise çocuğun kendini ifade edememesine veya yanlış anlaşılmasına yol açabilir. Nitelikli ve eğitimli uzman eksikliği önemli bir sorun olarak görülmektedir. Son yıllarda bu açığı kapatmak için eğitimler verilse de ülke genelinde standart sağlanması zaman almaktadır. Yargılamanın Uzun Sürmesi: Ağır ceza mahkemelerinin iş yükü nedeniyle bu tür davalar bazen uzun sürebilir. Yargılama süreci birkaç yıl devam ederse çocuk üzerinde stres yaratır. Çocuk büyüdükçe olayı tekrar tekrar hatırlamak zorlaşır, hayatına devam etmesi engellenir. Ayrıca temyiz süreçleri de eklenince nihai kararın kesinleşmesi yıllar alabilir. Bu gecikme, adaletin gecikmesine yol açmakta ve tarafları yıpratmaktadır. Özellikle beraat çıkması halinde boş yere yıllarca yargılanmış olma durumu da ayrı bir sorundur; keza mahkumiyet halinde de cezanın infazına geç intikal edebilir. Adli sistemin bu tür hassas davalarda mümkün olduğunca hızla sonuç alması ideal olandır. Toplumsal Önyargılar: Çocuk istismarı davalarında zaman zaman toplumda veya yargılama sürecinde yanlış inanışlar devreye girebilir. Örneğin kız çocuklarının yalan söylediğine dair önyargılar, özellikle ergenlik çağındaysa “gönüllü olmuştur” gibi yaklaşımlar görülebilir. Bu tür önyargılar adil yargılamayı bulandırabilir. Oysa bilimsel araştırmalar, küçük çocukların cinsel konularda böyle ayrıntılı yalanlar uydurmasının nadir olduğunu, genelde istismarı gerçekten yaşadıkları için anlattıklarını göstermektedir. Yine de her vaka kendi içinde titizlikle değerlendirilmeli, ne otomatik olarak tüm beyanlar doğru kabul edilmeli ne de önyargıyla yalan denilerek göz ardı edilmelidir.
Mağdurun İfadesinin Alınma Teknikleri
Çocuk istismarı soruşturmalarında mağdurdan ifade alma, en kritik ve özen gerektiren işlemlerden biridir. Yanlış yapılırsa geri dönülmez zararlara yol açabilir; doğru yapıldığında ise hem gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlar hem de çocuğun daha az zarar görmesine yardımcı olur.
Uzman eşliğinde ifade: Yukarıda da değinildiği gibi, CMK 236 uyarınca mağdur çocuğun ifadesi alınırken psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulunması zorunludur . Bu uzman, genelde psikolog veya pedagog olur. Bu kişinin rolü, çocuğun anlayabileceği dilde sorular sorulmasına yardımcı olmak, ihtiyaç halinde araya girip çocuğu rahatlatmak ve beyanın sağlıklı alınmasını sağlamaktır. Uzmanın bulunmadığı durumlarda alınan ifade hukuka aykırı kabul edilebilir. Çocuk ifade verirken yanında güvendiği bir kişi (anne gibi) bulundurulması da düşünülebilir; ancak bu, çoğu zaman soruşturmanın gizliliği ve etki altında kalmaması için tercih edilmez. Onun yerine, çocuk dostu yaklaşım bilen bir uzmanın varlığı yeterlidir.
İfade alma ortamı: İfade kesinlikle çocuk için korkutucu olmayan, güvenli bir odada alınmalıdır. Çocuğun seviyesine inmek için odada oyuncaklar, sıcak bir atmosfer sağlanması yararlı olur. Adliye koridorunda veya karakolda, üniformalı görevliler arasında çocuğun ifadesini almaya çalışmak travmayı artırır. Bu nedenle Adli Görüşme Odaları veya Çocuk İzlem Merkezleri gibi mekanlar tercih edilir. Türkiye’de son yıllarda birçok adliyede bu odalar kurulmuştur. Bu odalarda görüşmeyi yapacak kişi (örneğin pedagog), çocukla tek başına veya bir refakatçiyle bulunur; diğer ilgililer (hakim, savcı, avukat, failin avukatı) kamerayla izler. Bu düzene tek görüşmeci modeli denir. Hem çocukla görüşme konusunda eğitimli sadece bir kişi tarafından görüşme yapılır, hem de savcı, avukatlar, hatta gerekirse sanık bile farklı bir odadan takip edebilir. Bu yöntem, çocuğun birden fazla otorite figürü önünde gerilmesini önler . Nitekim uzmanlar, çocuğun yabancı kişiler kalabalığı önünde konuşmakta zorlanacağını, ama bire bir diyalog kurarsa kendini daha iyi ifade edeceğini belirtmektedir.
Görüşme tekniği: Çocuklarla adli görüşmede açık uçlu ve yönlendirme içermeyen sorular sorulması esastır. Önce çocuk rahatlatılır, genel konulardan bahsedilir ve güven kazanılır. Ardından yavaşça olayla ilgili konuşmaya geçilir. “Bana o gün ne olduğunu anlatmak ister misin?” gibi açık uçlu bir soru ile çocuk kendi kelimeleriyle anlatmaya teşvik edilir. Çocuk anlatırken sözü kesilmez, detay vermesi için cesaretlendirilir. Anlatılanları netleştirmek için gerektiğinde “sonra ne oldu?”, “bu dediğin yeri elinle gösterebilir misin?” gibi sorular yöneltilir. Kesinlikle yönlendirici sorular sorulmamalıdır. Örneğin “Amcan sana dokundu mu?” gibi bir soru, çocuğun hayır dese bile şüphe altında kalmasına, evet derse de yönlendirmeyle söylediği iddiasına yol açabilir. Bunun yerine “Neden üzgün görünüyorsun, bir şey mi oldu?” gibi üstü kapalı başlayıp çocuğun açılım yapmasına fırsat veren sorular tercih edilmelidir.
Küçük yaştaki çocuklar soyut kavramları anlamayabilir. Bu nedenle basit ve somut dil kullanılır. Cinsel organlar için çocuk hangi kelimeyi kullanıyorsa (ayıp karşılanmadan) onun diliyle konuşulur. Bazı çocuklar utandığı için dolaylı anlatabilir; uzman bunun anlamını çözmeye çalışır ama yine çocuğa doğrulatır. Örneğin çocuk “kaka yapılan yerden kötü bir şey oldu” diyorsa, uzmanın “anladığım kadarıyla biri sana kötü bir şey yapmış, bana anlatır mısın?” diye çocuğun sözcükleriyle devam etmesi uygun olur.
Kayıt altına alma: CMK 52/3, mağdur çocukların tanık olarak dinlenmesinde ses ve görüntü kaydı yapılmasını zorunlu kılmıştır . Bu, hem çocuğun ifadesinin sonraki aşamalarda tekrar tekrar alınmasını önlemek hem de beyanın tam olarak ne olduğunu tespit etmek içindir. Kayıt alınırken çocuk farkında olsa bile bunun onun doğal akışını bozmayacağı şekilde yapılır. Kayıtlar daha sonra sadece dava kapsamında kullanılabilir, gizliliğe riayet edilir.
Tekrar ifade almaktan kaçınma: İyi bir teknikle alınan ilk ifade, mümkünse son olmalıdır. Bu hem çocuğun yararına hem de ifadenin tutarlılığı açısından iyidir. Çocuğa aynı travmayı tekrar tekrar anlattırmak, onun ruh sağlığını ikinci kez bozar. Ayrıca her tekrar, anlatımda farklılık doğurabilir. Bu yüzden, soruşturma aşamasında beyanı alınan bir çocuğun, kovuşturmada yeniden dinlenmesi ancak çok zaruri hallerde yapılır. Mahkeme, ilk ifadenin yeterli olduğunu düşünürse çocuğu çağırmaz ve o kayıt/tutanak üzerinden karar verir. Bu yaklaşım, istismar davalarında artık genel kabul görmüştür.
Çocuğun ifadesini değerlendirme: Görüşmeyi yapan uzman, görüşme sonunda genelde bir rapor hazırlar. Bu raporda çocuğun anlatımı özetlenir, ayrıca çocuğun duygusal durumu, anlatım sırasında dikkat çeken noktalar belirtilir. Örneğin “çocuk olayı anlatırken korkuya kapıldı ve konuşmayı kesti, beden dilinden travmatik etki gözlemlendi” gibi saptamalar olabilir. Bu rapor, yargılamada beyanın güvenilirliğini değerlendirmede yardımcı olur. Uzman, çocuğun hayal ürünü söylemediğini, yaşına göre böyle bir cinsel bilgiyi ancak yaşamışsa bilebileceğini vb. belirtebilir. Mahkeme elbette nihai kararı kendisi verecektir, ama uzman raporlarını dikkate alır.
Tüm bu teknikler sayesinde, istismar mağduru çocuğun adalet sürecinde yeniden mağdur olması önlenmeye çalışılır. Türkiye’de özellikle 2010’lardan itibaren bu alanda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Çocuk dostu adli görüşme teknikleri yaygınlaşmış, yüzlerce uzman bu konuda eğitim almıştır. Çocuğun üstün yararı gözetilerek gerçekleştirilen ifade alma usulleri hem adil bir yargılama hem de çocuğun rehabilitasyonu açısından vazgeçilmezdir.
Tanıkların ve Uzmanların Rolü
Çocuğun cinsel istismarı suçunda olay genelde gizli gerçekleştiği için doğrudan olayı gören tanık bulmak çok zordur. Yine de dolaylı tanıklar ve uzman kişiler davanın aydınlanmasında kritik rol oynarlar:
Dolaylı tanıklar: Bu kategoriye, mağdurun olay sonrası durumu hakkında bilgi veren veya mağdurdan olayı duyan kişiler girer. Örneğin anne-baba, öğretmen, komşu gibi yakın çevre, çocuktaki ani değişiklikleri fark etmiş olabilir. “Çocuk o gün korkmuş haldeydi, ağlayarak bana sarıldı” şeklindeki ifadeler, olayın ciddiyetini gösterir. Ayrıca çocuk ilk kez kime anlatmışsa (çoğunlukla anne veya güvendiği bir akraba), bu kişi duyulanı aktaran tanık olarak dinlenir. Ceza muhakemesinde kural olarak tanıklar kendi duyup gördüklerini anlatır; dolayısıyla “çocuk bana böyle böyle söyledi” diyen kişi de bu beyanı mahkemeye taşımış olur. Bu bir nevi ikinci el tanıklık olsa da, çocuk beyanının tutarlılığını pekiştiren önemli bir unsurdur. Örneğin anne, “kızım bana odasına amcasının girdiğini ve canını acıttığını söyledi” diye tanıklık ederse, mahkeme çocuğun ilk fırsatta bunu annesine açtığını görür ve beyanının spontane olduğuna kanaat getirebilir. Tanıklar ayrıca fail ve mağdurun ilişkisi hakkında da bilgi verebilir (geçimsizlik, husumet, normalde nasıllar gibi). Bu bilgiler, iftira ihtimali varsa ortaya koyabilir ya da failin güven ilişkisini kötüye kullanıp kullanmadığını gösterebilir.
Bilimsel ve teknik uzmanlar: İstismar davalarında genellikle çeşitli uzman raporları sunulur. Bunlar arasında adli tıp uzmanlarının raporları (beden muayenesi, ruh sağlığı raporu), çocuk psikologlarının değerlendirme raporları, gerekirse sosyal hizmet uzmanlarının aile ortamına dair raporları sayılabilir. Bu uzmanlar, raporları yeterli görülmezse duruşmada da dinlenebilir. Mesela Adli Tıp Kurumu uzmanı mahkemede “himen eski esnek yapıda, bu nedenle ilişki olsa da iz bırakmayabilir” diye açıklama yapabilir; veya çocuk psikoloğu “çocuğun oyun çizimlerinde istismar izleri görülmüştür” şeklinde görüş bildirebilir. Uzman görüşleri, mahkemenin çocuk davranışlarını doğru yorumlamasına yardımcı olur. Hakimler ve savcılar her ne kadar tecrübeli olsa da, çocuk psikolojisi ayrı bir uzmanlık alanıdır; bu yüzden bu konudaki mütalaalar değer taşır.
Kurumların rolü: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, istismar vakalarında mağdur çocuk adına davaya katılarak hem hukuki destek sağlar hem de çocuğun korunması için girişimlerde bulunur. Örneğin aile içi istismarda çocuk devlet korumasına alınmışsa, bakanlık bu süreci takip eder, çocuğa danışmanlık verir. Ayrıca bakanlık avukatları, hükmü temyiz ederek emsal içtihat oluşmasına da katkı sağlayabilir. Emniyetin çocuk şube birimleri de özellikle ifadenin ilk alınmasında ve failin yakalanmasında etkin rol oynar. Okullar ve rehberlik servisleri ise istismar belirtileri fark ettiklerinde yasal bildirim yükümlülüğü ile olayı ortaya çıkarabilirler.
Yargıtay kararları ışığında tanık ve uzman değerlendirmesi: Yüksek mahkeme içtihatları, mağdur beyanının yanısıra destekleyici delillerin önemini vurgular. Örneğin Yargıtay, sırf mağdur ifadesine itibar edilirken dahi, “mağdurun bulunduğu çevre, aradaki ilişkiler, husumet iddiaları, doktor ve psikolog raporları birlikte değerlendirilmelidir” demektedir . Bu yaklaşım, tanık-uzman katkısının ne denli gerekli olduğunun altını çizer. Bir Yargıtay kararında, sadece mağdur beyanına dayanarak verilen mahkumiyetin, mağdurun annesiyle fail arasındaki husumet göz ardı edilerek kurulduğu belirtilerek bozma yapılmıştır. Yani çocuğun velisi ile sanık arasında kavga, miras, boşanma gibi bir husumet varsa, olası iftira ihtimali titizlikle değerlendirilmeli, bu konuda tanıklar dinlenmelidir.
Öte yandan, güçlü bilimsel deliller varsa tanık eksiği çok sorun teşkil etmeyebilir. Misal, adli tıp raporu failin DNA’sını ortaya koymuşsa, tanığın görgüsünün olmaması davayı engellemez. Ancak tam tersi durumda, yani somut delil olmadığında, tanıkların ve uzmanların rolü daha da belirleyici hale gelir. Bir psikiyatri uzmanının “çocukta travma sonrası stres bozukluğu gelişmiştir, bu genellikle cinsel istismar sonrası görülür” şeklindeki tespiti dahi mahkumiyete katkıda bulunabilir.
Tanıkların korunması: İstismar davalarında bazı tanıklar da korunmaya ihtiyaç duyabilir. Özellikle aile içi vakalarda, örneğin annenin kendi eşine karşı tanıklık yapması durumunda baskı altında kalması muhtemeldir. Gerekirse tanık koruma tedbirleri veya duruşmada sanıkla yüzleştirmeme gibi yöntemler kullanılabilir.
Özetle, doğrudan tanık olmasa bile, çevresel ve uzman tanıkları etkin kullanmak, gerçeğin ortaya çıkarılmasında kilit faktördür. Ceza yargılaması bir bütün olarak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Çocuğun beyanı merkezde olsa da, etrafındaki bu destekleyici unsurlar gerçeğe ulaştıran ışıklar gibidir. Adil bir karar için hakim, hepsini bir arada değerlendirerek sonuca varır.
Yargıtay İçtihatlarından Örnekler
Türk yargısının en üst dereceli mahkemesi olan Yargıtay, çocukların cinsel istismarı konusunda son yıllarda önemli kararlar vermiştir. Bu içtihatlar, alt mahkemeler için yol gösterici olduğu gibi, kanunun yorumlanmasında da bazı ilkeleri ortaya koymuştur. Güncel Ceza Genel Kurulu kararlarından ve daire kararlarından birkaç örnek şöyle özetlenebilir:
YCGK, 18.02.2020 T., E.2018/15-488 K.2020/105: Bu kararda fail, komşu çocuğunu evine götürerek nitelikli cinsel istismarda bulunmakla suçlanmıştır. Olayın delilleri arasında mağdurun detaylı ve tutarlı anlatımları, failin evini tarif edebilmesi, devlet hastanesinden alınan raporda mağdurun anal bölgesinde tespit edilen travmatik bulgular ve failin yatak çarşafında tespit edilen sperm örneği yer almıştır . Yerel mahkeme, bu güçlü delillere dayanarak sanığı çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkum etmiştir. Sanık temyiz edince dosya Ceza Genel Kurulu’na gelmiştir. Genel Kurul, mağdur beyanının istikrarlı oluşu ve maddi delillerle desteklenmiş bulunmasını vurgulayarak mahkumiyeti onamıştır. Bu kararda öne çıkan ilke, mağdurun ifadelerinin, olay sonrası davranışlarının ve bilimsel delillerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğidir. Ayrıca failin inkâr savunmasının, somut deliller karşısında geçersiz kaldığı belirtilmiştir. Bu içtihat, cinsel istismar suçlarında delil yetersizliği savunmalarına karşı, yeterli delil standardının nasıl oluşabileceğini göstermektedir. YCGK, 05.07.2023 T., E.2022/301 K.2023/386: Bu karar, özellikle mağdur beyanının tutarsızlığı ve usul eksiklikleri üzerine yoğunlaşmıştır. 15 yaşından küçük bir mağdurun istismarı iddiasıyla yargılanan sanık, ilk derece ve istinaf aşamalarında mahkum edilmişse de Yargıtay ilgili ceza dairesi, mağdurun anlatımlarındaki çelişkiler ve delil yetersizliği nedeniyle hükmü bozmuştur . Yerel mahkeme direnme kararı vererek yine mahkumiyet hükmetmiş, konu Ceza Genel Kurulu’na taşınmıştır. Genel Kurul, öncelikle direnme hükmünün usulen doğru verilip verilmediğini, savcının son mütalaasının alınıp alınmadığını irdelemiş; ardından esasa girerek mağdurun çelişkili ifadeleri, olay bildirimindeki gecikme ve dosyadaki eksik soruşturma hususlarına dikkat çekmiştir. Sonuçta CGK, delillerin makul şüpheyi gidermeye yetmediği kanaatine vararak mahkumiyeti bozmuştur. Bu karar, mağdur beyanı tek delilse dahi, bunun çelişkisiz ve güvenilir olması gerektiği ilkesini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda soruşturma sürecinde savcının usul işlemlerini eksiksiz yapmasının önemi de vurgulanmıştır. Bu içtihada göre, istismar gibi hassas davalarda bile, eğer “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil” standardı sağlanmamışsa sanık cezalandırılmamalıdır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 12.04.2023 T., 2023/2269 K.: Bu karar, failin hataya düşmesi kavramını işlemiştir. Sanık, mağdurun yaşını 18’den büyük sanarak rızaya dayalı cinsel ilişkiye girdiğini iddia etmiştir. Dosyada mağdurun 14 yaşında olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay, failin mağdurun gerçek yaşını bilmemesinin bu suçu ortadan kaldırmayacağını ancak fail lehine takdiri indirim sebebi olabileceğini belirtmiştir. Çünkü kanunen 15 yaş altı çocuğun rızası geçersizdir; fail “ben rüşt olduğunu sandım” diyerek sorumluluktan kaçamaz. Ancak bu iyi niyetli hatanın derecesine göre hakim cezada alt sınıra yakın bir belirleme yapabilir. Bu karar, pratiğe özgü bir duruma ışık tutar: Bazı istismar vakalarında ergen mağdur daha büyük gösterip fail üzerinde yanlış bir izlenim bırakabilir; fakat hukuk düzeni çocuk korunmasını öncelik saydığı için failin yanılgısını tamamen mazur görmez. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.01.2021 T., 2016/7603 E., 2021/160 K.: Bu emsal kararda, iki çocuk arasında yaşanan cinsel eylemlerde cezai sorumluluk tartışılmıştır. Olayda, ikisi de 15 yaşından küçük olan çocuklar kendi rızalarıyla cinsel ilişkiye girmişlerdir. Yerel mahkeme her iki çocuğu da istismar suçundan mahkum etmiş, dosya Yargıtay’a gelmiştir. Yargıtay çoğunluk kararı, mevcut kanun hükümleri gereği, her iki çocuğun da fail kabul edilebileceğini, özellikle penatrasyon eylemini gerçekleştiren çocuğun nitelikli istismar suçundan sorumlu olduğuna hükmetmiştir . Kararda, 15 yaşını doldurmamış çocukların cinsel eylemlerinde birbirlerine rıza gösterseler bile hukuken bu rızanın geçerli olmayacağı vurgulanmıştır. Ancak aynı kararın karşı oy yazısında, bu durumun suç tanımına tam uymadığı, iki küçük çocuğun karşılıklı eylemlerinin istismar kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği ileri sürülmüştür . Bu içtihat, öğretide de tartışma yaratmış bir konudur. Sonuç olarak, Yargıtay’ın yaklaşımı, kanunun lafzına uygun biçimde, çocuk dahi olsa fail olarak kabul edilmesi yönündedir. Buradan çıkarılan ders, cezai sorumluluk yaşına yaklaşan çocukların da bu tür davranışlardan kaçınmaları ve ailelerin çocuklarını bilinçlendirmesi gerekliliğidir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 04.05.2023 T., 2023/12860 K.: Bu karar, sarkıntılık seviyesinde kalan fiiller ve zincirleme suç konusunu ele almıştır. Fail, aynı aileden iki farklı küçük kıza yönelik farklı zamanlarda cinsel tacizlerde bulunmuş, birine karşı eylemleri sarkıntılık düzeyini aşmış, diğerine karşı ise nispeten daha hafif kalmıştır. İlk derece mahkemesi fail hakkında her iki mağdur için de ceza vermiş, bölge adliye mahkemesi bir kısmını kesin nitelikte görerek istinafı reddetmiştir. Dosya temyize geldiğinde Yargıtay, mağdurlardan birine yönelik eylemlerin birden fazla gerçekleştiğini ve sarkıntılık boyutunu aştığını belirterek bu kısımda cezanın az tayin edildiğini, diğer mağdura yönelik sarkıntılık suçundan ise istinafın kesin olması nedeniyle temyiz incelemesi yapamadığını not etmiştir . Bu kararın önemi, sarkıntılık ile basit istismar ayrımının somut olayın özelliklerine göre yapılması gerektiğini vurgulamasıdır. Yargıtay burada, mağdurun beşinci sınıfa başlayacağı yaz tatilinden itibaren yaklaşık iki yıl boyunca süren tekrar eden fiillerin, ani ve kısa süreli taciz niteliğinde olmadığına dikkat çekmiş; süreklilik ve yoğunluk gösteren bu eylemlerin sarkıntılığı aşıp zincirleme şekilde işlenen basit cinsel istismar suçunu oluşturduğunu değerlendirmiştir . Bu içtihat, bir failin aynı mağdura farklı zamanlarda tekrarlanan istismarları olduğunda zincirleme suç hükümlerinin (TCK m.43) uygulanabileceğine işaret eder. Neticede fail, en ağır fiil olan basit cinsel istismar suçundan, zincirleme hal nedeniyle artırılmış bir ceza ile cezalandırılmalıdır.
Bu örnekler göstermektedir ki, Yargıtay son yıllarda hem usul hem esas konusunda önemli prensip kararları almakta, alt mahkemelerin uygulamalarını şekillendirmektedir. En güncel Yargıtay kararları, çocukların beyanının alınışından delillerin değerlendirilmesine, failin konumundan suç vasfının belirlenmesine kadar pek çok noktada kılavuz işlevi görür. Özellikle Ceza Genel Kurulu kararları, hukuki belirlilik ve içtihat birliği sağlama açısından büyük önem taşır. Hukukçuların ve uygulayıcıların bu içtihatları yakından takip etmesi, çocuk istismarı davalarında hatalı uygulamaları azaltacak ve mağdur haklarını daha etkin koruyacaktır.
Sonuç
Çocuğun cinsel istismarı suçu, Türk Ceza Hukuku’nda en ağır biçimde cezalandırılan, toplumu derinden yaralayan bir suç tipidir. 5237 sayılı TCK m.103 çerçevesinde, çocukların cinsel dokunulmazlığı kapsamlı şekilde korunmakta; failin kim olduğuna, mağdurun yaşına ve eylemin niteliğine göre farklı senaryolar ayrıntılı düzenlenmektedir. Bu suçta çocuğun rızası kavramının hukuken kabul görmemesi, yasa koyucunun çocuğu her koşulda koruma iradesini yansıtır. Ceza yargılaması pratiğinde ise mağdur çocukların ifadesinin özel yöntemlerle alınması, tek seferle sınırlandırılması ve uzman desteği sağlanması, adil ve duyarlı bir yargı süreci açısından elzemdir.
Her ne kadar kanunlar ve içtihatlar yoluyla güçlü bir koruma mekanizması kurulmuş olsa da, uygulamada pek çok zorluk devam etmektedir. Delil yetersizliği, bildirimlerin geç yapılması, aile içi vakalarda baskı ve korku unsurları yargılamayı güçleştirebilir. Buna karşın, adli makamların uzmanlardan ve mevcut teknik imkanlardan yararlanarak maddi gerçeği ortaya çıkarma çabası sayesinde çoğu dosyada tatmin edici sonuçlar alınabilmektedir. Yargıtay’ın son yıllardaki kararları da, adeta her vaka tipine dair yol gösterici prensipler oluşturarak alt mahkemelerin önünü aydınlatmaktadır.
Unutulmamalıdır ki, çocuğun yüksek yararı her durumda birinci önceliktir. Cinsel istismar gibi çocuk üzerinde derin izler bırakan bir suçta, çocuğun tekrar örselenmeden adaletin tesis edilmesi, toplum vicdanı açısından da büyük önem taşır. Bu nedenle, soruşturma evresinden infaz evresine kadar tüm süreçlerde çocuk haklarına duyarlı, özenli ve kararlı bir yaklaşım şarttır. Hukuk sistemimiz, ailelere düşen sorumluluklar (bilinçlendirme, koruma) ve eğitim/önleme çalışmalarıyla desteklendiğinde, çocukların cinsel istismardan korunması hedefine daha da yaklaşabiliriz. Sonuç olarak, çocuğun cinsel istismarı suçu, sadece ceza normlarıyla değil, toplumsal bilinçle de mücadele edilmesi gereken, asla taviz verilmemesi gereken bir insanlık sorunudur.
Kaynakça
Kaynakça
1- Türk Ceza Kanunu (5237 sayılı), m.103 (Çocuğun cinsel istismarı suçu tanımı ve cezaları)
2-Türk Ceza Kanunu (5237 sayılı), m.6/1-a (Çocuk tanımı) ve m.31 (Yaş küçüklüğünde cezai sorumluluk)
3-Türk Ceza Kanunu (5237 sayılı), m.104 (Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu) ve m.105 (Cinsel taciz suçu)
4-Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı), m.236 (Mağdur çocukların dinlenme usulüne dair hükümler) ve m.52/3 (Çocuk tanık ifadesinde sesli görüntülü kayıt zorunluluğu)
5/Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18.02.2020 tarihli, E.2018/15-488 K.2020/105 sayılı Karar (Çocuğun nitelikli cinsel istismarı – delillerin değerlendirilmesi)
6-Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 05.07.2023 tarihli, E.2022/301 K.2023/386 sayılı Karar (Çocuğun cinsel istismarı – mağdur beyanı tutarsızlığı ve şüphe prensibi)
7-Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 04.05.2023 tarihli, 2023/12860 sayılı Karar (Sarkıntılık düzeyinde kalan eylemler ve zincirleme suç uygulaması)
8-Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.01.2021 tarihli, 2016/7603 E. 2021/160 K. sayılı Karar (İki 15 yaş altı çocuğun rızaya dayalı eyleminde cezai sorumluluk)
9-Meryem DUACI, “Cinsel İstismar Mağduru Çocuğun İfadesinin Alınması Usulleri”, Hukuki Haber Makalesi, 11.03.2020 (güncellenmiş 27.12.2022).
10-Prof. Dr. Ersan ŞEN & Av. Cem SERDAR, “Çocuğun Cinsel İstismarı ve Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçlarının Maddi Unsurları”, Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık Blogu, 16.04.2024.
11-Umur YILDIRIM, “Çocukların Cinsel İstismarı Suçu ve Cezası – TCK 103. Madde”, Kadim Hukuk Makalesi, 26.03.2025.
12-Baran DOĞAN, “Cinsel İstismar Suçu ve Cezası (TCK 103)”, Baran Doğan Blog.






