Öldürmeye Teşebbüs Suçu ile Kasten Yaralama Suçunun Mukayesesi
Giriş
Ceza hukukunda kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten yaralama suçu, sonuçları bakımından birbirine yakın olabilen ancak hukuki nitelikleri ve cezai yaptırımları açısından çok farklı değerlendirilen iki ayrı fiildir. Her iki suç tipi de insan vücuduna yönelik saldırıları konu alır; ancak korunan hukuki yarar, aranan netice unsuru ve özellikle failin kastının niteliği bakımından önemli yapı farkları bulunmaktadır. Örneğin, failin gerçekleştirdiği eylem sonucunda mağdur hayatta kalmış olsa bile, failin öldürme kastıyla mı yoksa sadece yaralama kastıyla mı hareket ettiği cezanın türünü ve süresini kökten değiştirmektedir. Bu makalede Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde (TCK m.81-82, m.86-87 ve m.35), kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten yaralama suçu detaylı olarak incelenecek; her iki suçun kanuni unsurları, teşebbüs hükümleri ve uygulamadaki ayrımları kapsamlı biçimde karşılaştırılacaktır. Ayrıca Yargıtay kararları ışığında, failin kastının doğru belirlenmesinin sonuç üzerindeki kritik etkisi tartışılacak ve özgün bir örnek olay senaryosu üzerinden her iki suç açısından farklı hukuki sonuçların nasıl doğabileceği gösterilecektir.
Kasten Öldürme Suçu ve Teşebbüs Hükümleri
Kasten öldürme suçu (TCK m.81), bir insanın hayatına son verme fiilini ifade eder. Suçun kanuni tanımına göre fail, bir başkasının ölümüne bilerek ve isteyerek neden olursa kasten öldürme suçunu işlemiş olur. Kasten öldürme, insanın yaşam hakkını hedef aldığı için hukuk düzeninin en ağır yaptırımlarla koruduğu fiillerden biridir. Temel şekli TCK 81’de düzenlenmiş olup müebbet hapis cezası öngörülmüştür. Nitelikli haller (TCK m.82) söz konusu olduğunda suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaktadır (örneğin canavarca hisle öldürme, tasarlayarak öldürme gibi durumlar).
Öldürmeye teşebbüs, failin öldürme kastıyla hareket edip mağdurun ölüm neticesini elde edememesi durumunda gündeme gelir. TCK m.35’te düzenlenen suça teşebbüs hükümleri, yalnızca kasten işlenen suçlar bakımından uygulanır ve failin elinde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasını şart koşar. Bir fiilin öldürmeye teşebbüs sayılabilmesi için:
- Failin ölüm neticesini gerçekleştirmeyi kastetmiş olması (yani öldürme iradesiyle hareket etmesi),
- Bu kast doğrultusunda doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış olması (öldürme amacına yönelik icrai davranışlar yapması),
- Ancak elinde olmayan nedenlerle ölüm sonucunun gerçekleşmemesi (örneğin, silahın tutukluk yapması, mağdurun kaçması, tıbbi müdahale sayesinde hayata tutunması gibi dış etkenler),
gerekmektedir. Bu şartlar gerçekleştiğinde fail, kasten öldürme suçuna teşebbüsten sorumlu olur. Öldürmeye teşebbüs suçu, tamamlanmış öldürmeden daha az cezayla cezalandırılır; zira netice gerçekleşmemiştir. TCK m.35/2’ye göre, öldürme suçu müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa teşebbüs halinde ceza 12 yıldan 18 yıla kadar hapis; eğer ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa teşebbüs halinde 18 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası öngörülür. Diğer suçlarda ise teşebbüs nedeniyle verilecek ceza, tamamlanmış suça göre belirlenen cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilerek belirlenir. Dolayısıyla öldürmeye teşebbüs fiilinde fail, çoğu zaman uzun süreli hapis cezasıyla karşılaşır ancak ceza, ölüm neticesinin gerçekleştiği duruma nazaran daha hafif kalır.
Kasten öldürme suçu açısından teşebbüs sınırı, failin öldürme amacıyla yaptığı eylemlerin hangi noktada icra hareketi sayılacağı ve hangi noktada tamamlanmış suça dönüşeceğiyle ilgilidir. Örneğin, fail öldürme kastıyla silahını mağdura doğrultup tetiği çektiği anda icra hareketine başlamıştır; eğer kurşun isabet etmez veya isabet ettiği halde mağdur ölmezse, dış nedenlere bağlı olarak ölüm gerçekleşmediği takdirde bu fiil teşebbüs aşamasında kalır. Ancak mağdurun ölümü gerçekleşirse artık teşebbüs değil tamamlanmış öldürme söz konusudur. Burada netice unsuru (ölüm) gerçekleşip gerçekleşmediği suçu teşebbüs seviyesinde bırakmakla tamamlamak arasındaki farkı belirler.
TCK m.81’deki suçun manevi unsuru doğrudan kasttır. Failin, mağdurun ölümünü istemesi gerekir. Bunun yanı sıra, olası kast (muhtemel kast) altında işlenen fiillerde de sonuç ölüm olursa kasten öldürme suçu oluşabilir; ancak olası kast ile işlenmiş ve ölüm neticesi gerçekleşmiş fiiller yargılama pratiğinde genellikle TCK m.83 (olası kastla öldürme) kapsamında değerlendirilir. Öldürme suçunda teşebbüs hükümleri ise pratikte doğrudan kast durumlarında uygulanır; zira olası kast durumunda failin suçu tamamlamaya yönelik kesin iradesinden söz edilemediği için, netice gerçekleşmediğinde eylem çoğunlukla başka bir suça (örn. yaralama) dönüşmektedir. Bu önemli bir noktadır: Failin ölüm neticesine yönelik kastının derecesi, teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağını etkiler.
Son olarak, kasten öldürme suçunda teşebbüsün gönüllü vazgeçme hali (TCK m.36) de değinilmelidir. Fail, öldürme fiilini gerçekleştirmeye başlamış fakat kendi isteğiyle devam etmekten vazgeçmiş ve ölüm neticesi meydana gelmemişse, gönüllü vazgeçmeden yararlanabilir. Bu durumda fail, meydana getirdiği başka bir suç varsa (örneğin yaralanmaya sebep olduysa) sadece ondan sorumlu tutulur; ancak öldürmeye teşebbüsten cezalandırılmaz. Gönüllü vazgeçme kurumu, failin kendi iradesiyle suçun tamamlanmasını engellemesini teşvik eden ve cezadan kısmen kurtulma imkânı veren bir mekanizmadır. Kasten öldürme teşebbüsünde gönüllü vazgeçme, failin aslında öldürme yönündeki kastının kesin olmadığını veya pişmanlık duyduğunu gösterebilir ki bu da suç niteliğinin değerlendirilmesinde önem taşır.
Kasten Yaralama Suçunun Unsurları (TCK m.86-87)
Kasten yaralama suçu (TCK m.86), bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal ederek ona acı veren, sağlığını veya algılama yeteneğini bozan her türlü kasıtlı eylemi ifade eder. Bu suçta korunan hukuki değer, mağdurun vücut bütünlüğü ve sağlığıdır. TCK m.86/1, kasten yaralamanın temel şeklini düzenler: Failin, bir başkasının vücuduna acı vermesi veya sağlığını/algılama yeteneğini bozması halinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülür. Suçun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olması durumunda ise (TCK m.86/2), mağdurun şikâyeti üzerine ceza dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına inebilir. Kasten yaralama suçunun cezayı artıran nitelikli halleri de kanunda belirtilmiştir (TCK m.86/3): suçun üstsoy-altsoy, eş veya kardeşe karşı işlenmesi, kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi, silahla işlenmesi, canavarca hisle işlenmesi gibi durumlarda ceza artırılmaktadır. Bu hallerde (f bendindeki canavarca hisle hali hariç) ceza yarı oranında, canavarca hisle işlenmişse bir kat artırılır. Bu düzenlemeler, yaralamanın belli durumlarda daha ağır bir haksızlık içerdiği kabulüne dayanır.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK m.87), failin yaralama kastıyla yaptığı eylem sonucunda mağdurda beklenenden daha ağır sonuçlar meydana gelmesi durumunda devreye girer. TCK m.87, kasten yaralama fiilinin ağır neticeleri için özel cezalar öngörmüştür. Buna göre, failin yaralama kastıyla gerçekleştirdiği eylem neticesinde mağdurun:
- Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması,
- Konuşmasında sürekli zorluk oluşması,
- Yüzünde kalıcı bir iz meydana gelmesi,
- Hayati tehlike geçirmesine neden olan bir durum oluşması,
- Gebe bir kadına karşı suç işlenip de çocuğun vaktinden önce doğmasına neden olunması,
hallerinde, TCK 86’ya göre belirlenen ceza bir kat artırılır (TCK 87/1). Ancak bu durumda verilecek cezanın alt sınırı en az 3 yıl hapis olmalıdır (basit hal için). Yani mağdur yaşamını tehlikeye sokan bir yaralanma geçirmişse veya vücudunda kalıcı ve ciddi hasar oluşmuşsa, fail çok daha yüksek cezayla karşılaşır.
Daha da ağır neticeler söz konusuysa, örneğin mağdurun:
- Duyularından veya organlarından birinin işlevini tamamen yitirmesi (örneğin kör kalması, uzuv kaybı),
- İyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesi,
- Konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin kaybolması,
- Yüzünün sürekli değişikliğe uğraması (yüzün sürekli biçiminin bozulması),
- Gebe kadının çocuğunun düşmesi,
gibi sonuçlar meydana gelirse, TCK 86’ya göre belirlenen ceza iki kat artırılır (TCK 87/2) ve verilecek cezanın alt sınırı en az 5 yıl hapistir (basit hal için). Ayrıca kasten yaralama sonucunda mağdurun ölümü meydana gelmişse (fail ölüm neticesini istememiş ancak eylemi ölümle sonuçlanmışsa), TCK 87/4 uyarınca fail hakkında 8 yıldan 12 yıla kadar (eğer yaralama basit hal ise) veya 12 yıldan 18 yıla kadar (eğer yaralama nitelikli hal ise) hapis cezası verilir. Bu hüküm, failin öldürme kastı olmamasına rağmen gerçekleştirdiği yaralama fiilinin beklenenden öteye giderek bir insanın hayatına son vermiş olmasını cezalandırmaya yöneliktir. Görüldüğü üzere, kasten yaralama suçunun sonucu ağırlaştıkça ceza da kademeli olarak ağırlaşmaktadır.
Kasten yaralama suçunun maddi unsuru, mağdurun vücuduna yönelik olarak acı veren, sağlığını veya algılama yetisini bozan bir hareket ve bunun doğurduğu somut zarar/acı halidir. Bu neticenin (acı veya sağlık bozulmasının) gerçekleşmesiyle suç tamamlanır. Genellikle yaralama fiilleri ani sonuçlu suçlardır; failin eylemiyle birlikte netice de ortaya çıkar veya çok kısa süre sonra görünür olur. Bu nedenle yaralama suçunda teşebbüs hali, pratikte daha sınırlı görülür: failin yaralama kastıyla icra hareketlerine başlayıp da neticeyi elde edememesi durumu, örneğin mağdura vurmak üzere hamle yapıp isabet ettirememek gibi, ender olarak yargılamaya konu olur. Çoğu durumda fail yaralama kastıyla hareket ettiğinde mağdur en azından basit de olsa bir yara alır ve suç tamamlanmış olur. Ancak teorik olarak kasten yaralama suçuna da teşebbüs mümkündür (örneğin fail bıçağı saplamak ister ama mağdur kaçar ve hiç yara almaz ise bu durumda yaralama suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır). Bu gibi durumlarda, TCK 35 hükümleri gereği failin cezası, işlemesi kastedilen suçun cezasından belli oranda indirim yapılarak belirlenir.
Manevi unsur bakımından kasten yaralama suçu, adından da anlaşılacağı üzere kasten işlenebilen bir suçtur (taksirle halleri ayrıca TCK 89’da düzenlenmiştir). Fail mağdura yönelik fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirir, amacı mağdura fiziki acı vermek veya zarar vermektir. Öldürme suçundan farklı olarak yaralama fiilinde failin kastı, öldürmeye yönelik değildir; bilakis mağdurun hayatta kalacağını öngörmekte fakat vücut bütünlüğünün ihlal edileceğini istemektedir. Bununla birlikte, yukarıda değinildiği gibi eylemin sonucunda ölüm meydana gelirse, failin kastı öldürmeye yönelik olmadığı için eylem nitelik değiştirir ve TCK 87/4 devreye girer (neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama). Bu durumda failin cezası, kasten öldürme fiilinden oldukça düşük bir aralıkta belirlenir. Bu husus, failin hangi kastla hareket ettiğinin cezai sorumlulukta ne denli belirleyici olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Suçların Kanuni Unsurları ve Yapısal Farkları
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten yaralama suçunu karşılaştırabilmek için öncelikle her iki suçun yapısal unsurlarını ve farklılıklarını netleştirmek gerekir:
- Korunan Hukuki Değer: Kasten öldürme suçunda korunmak istenen hukukî değer yaşam hakkıdır. Mağdurun hayatta kalması bu suçun merkezindedir. Kasten yaralama suçunda ise vücut dokunulmazlığı ve vücut bütünlüğü korunur; burada mağdurun beden bütünlüğünün ihlali söz konusudur ancak yaşam hakkına tam bir yönelim yoktur. Bu nedenle, öldürme fiili hukuk düzeninde en ağır ihlali oluştururken yaralama fiili daha düşük bir ihlal kategorisinde değerlendirilir.
- Netice Unsuru: İki suç arasındaki en belirgin fark neticeyle ilgilidir. Kasten öldürme suçunun neticesi mağdurun ölmesidir. Suçun tamamlanması için ölüm sonucu aranır. Öldürmeye teşebbüs halinde ölüm neticesi meydana gelmemiş, suç eksik kalmıştır. Buna karşılık kasten yaralama suçunda ölüm sonucu yoktur; aranmaz da. Mağdurun yaralanması, acı duyması veya sağlığının bozulması suçun tamamlanması için yeterlidir. Eğer failin eylemi ölümle sonuçlanırsa (ama fail ölümü istememişse), bu artık yaralama suçunun ağır neticeli hali sayılarak farklı bir ceza uygulanır (yukarıda açıklandığı gibi TCK 87/4). Özetle: Kasten öldürme suçu açısından ölüm neticeyi oluştururken, kasten yaralama suçunda ölüm dışındaki beden zararları neticeyi oluşturur. Ölümün gerçekleşip gerçekleşmemesi, hangi suçun oluştuğunu belirleyen kritik bir ayrım noktasıdır.
- Fail ve Mağdur Yönünden: Her iki suç da özgü suç niteliğinde değildir; herkes tarafından işlenebilir ve herkes bu suçların mağduru olabilir. Bununla birlikte, kasten yaralama suçunun nitelikli hallerinde fail ile mağdur arasındaki belirli ilişkiler (üstsoy-altsoy, eş, kardeş gibi) cezayı ağırlaştıran etkenlerdir. Kasten öldürme suçunda da benzer şekilde, mağdurun belirli sıfatları (kamu görevlisi olması, çocuk olması gibi) veya suçun belirli saikle işlenmesi (tasarlama, canavarca his vb.) nitelikli hal kapsamında değerlendirilir.
- Manevi Unsur (Kastın Niteliği): İki suçun ayrımında manevi unsur, özellikle de kastın yöneldiği amaç bakımından temel unsurdur. Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda failin kastı insan hayatına son vermeye yöneliktir. Fail, eylemini gerçekleştirirken sonucu olarak mağdurun öleceğini öngörmekte ve bunu istemektedir. Kasten yaralama suçunda ise fail mağdura zarar vermek, acı çektirmek istemekte; ancak mağdurun ölümünü istememektedir. Hatta çoğu yaralama eyleminde fail mağdurun hayatta kalacağını bilerek hareket eder. Bu bakımdan, failin kastının sınırı suç tipini belirler: Ölüm sonucu hedefleniyorsa (ama gerçekleşmediyse) öldürmeye teşebbüs; ölüm hedeflenmiyor, sadece zarar vermek isteniyorsa kasten yaralama suçu oluşur. Olası kast durumunda (fail, fiilinin ölümle sonuçlanabileceğini öngörüp kabulleniyor ancak asıl amacı bu değilse) yargı organları genellikle öldürmeye teşebbüs yerine gerçekleşen neticeye odaklanır. Örneğin, fail birini korkutmak amacıyla çok tehlikeli bir eylem yapmış ve mağdur ağır yaralanmışsa, failin “ölüm ihtimalini göze almış” olması olası kast olarak değerlendirilebilir; fakat bu durumda dahi kasten öldürmeye teşebbüs yerine olası kastla yaralama suçundan hüküm verilmesi daha muhtemeldir. Çünkü teşebbüs hükümleri, doğrudan kasıtla suçun tamamlanmasına yönelen irade için tasarlanmıştır.
- Hukuka Aykırılık Unsuru ve Meşru Savunma: Her iki suç tipi de hukuka aykırı eylemleri ifade eder ve meşru savunma, zorunluluk hali gibi nedenlerle hukuka uygun hale gelebilir. Örneğin, bir kişi kendisine öldürmek amacıyla saldıran birine karşı direnip onu yaralarsa, bu eylem kasten yaralama gibi görünse de meşru savunma kapsamında hukuka uygun olabilir. Aynı durum öldürmeye teşebbüs için de geçerlidir; failin eylemi eğer hukuka uygunluk sebebi kapsamındaysa suç oluşmayacaktır. Dolayısıyla hukuka aykırılık değerlendirmesi her iki suç için de benzer şekilde yapılır ve burada suçların ayrımına dair özel bir fark bulunmaz.
- Cezalandırma ve Yaptırım Farkları: Kasten öldürme suçunun cezası, teşebbüs dahil, kasten yaralama suçuna göre katbekat daha ağırdır. Tamamlanmış kasten öldürme müebbet hapis (nitelikli ise ağırlaştırılmış müebbet) ile cezalandırılırken; kasten yaralama suçunun temel şekli 1-3 yıl hapis, neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinde dahi en çok 18 yıla kadar hapis öngörülmektedir. Öldürmeye teşebbüs halinde ceza belirli oranlarda indirilse de (12-18 yıl arası veya 18-24 yıl arası gibi), bu ceza çoğu durumda kasten yaralama fiilinin cezasından yüksektir. Örneğin mağdura yönelik saldırıda hayati tehlike oluştuğunda, kastın öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna göre fail ya 15 yıl civarı hapis (öldürmeye teşebbüsten) alabilir ya da belki 5 yıl hapis (yaralama neticesinde ağırlaşmış halinden) alabilir. Görüldüğü üzere, failin kastının doğru nitelenmesi özgürlüğünden geçireceği süre bakımından dramatik bir fark yaratır.
- Tek Fiil – Birden Fazla Suç İlişkisi: Aynı fiil, hem öldürmeye teşebbüs hem de yaralama suçunu teorik olarak bünyesinde barındırıyor gibi görünebilir; fakat ceza hukuku prensiplerine göre fail aynı fiilden dolayı iki ayrı suçtan birden cezalandırılmaz. Uygulamada, eğer fiil öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilirse ayrıca yaralama suçundan ceza verilmez; zira yaralama, öldürmeye teşebbüs suçunun sonucunda ortaya çıkan tali (ikincil) bir neticedir ve fikri içtima ilkesi gereği daha ağır olan suç tipi (öldürmeye teşebbüs) cezalandırılır. Tersi durumda, eğer fiil kasten yaralama olarak nitelendirilirse, zaten öldürmeye teşebbüs yönünde bir mahkûmiyet olmayacaktır. Bu nedenle, savcı ve hâkim için ilk görev fiilin doğru nitelendirilmesidir. TCK m.44 (fikri içtima) gereğince, bir fiil birden fazla farklı suç tanımına uyuyorsa, en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulur. Öldürmeye teşebbüs suçu, kasten yaralamaya göre daha ağır bir yaptırım öngördüğünden, eğer şartları varsa faili ondan cezalandırmak esastır. Ancak şartları oluşmadığı halde öldürmeye teşebbüs gibi kabul etmek hukuka aykırı ağır cezaya, aksi durum ise cezasızlık veya az cezaya yol açacağından, dosyanın tüm koşulları titizlikle değerlendirilerek doğru sonuca varılması gerekir.
Yukarıdaki unsurlar ışığında, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama suçları arasındaki ayrımın merkezinde netice (ölüm olup olmaması) ve kastın yönü (öldürme iradesi vs yaralama iradesi) bulunmaktadır. Şimdi bu ayrımın uygulamadaki önemini ve özellikle kastın belirlenmesi meselesini Yargıtay kararları çerçevesinde ele alalım.
Kastın Belirlenmesi ve Yargıtay Kriterleri
Bir fiilin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde en kritik unsur failin kastıdır. Ancak failin zihnindeki amacı doğrudan bilebilmek mümkün olmadığından, ceza hâkimi failin kastını dış dünyaya yansıyan olaylar ve deliller üzerinden tespit eder. Türk Ceza Kanunu’nun 21/1. maddesi kastı “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlar. Bu bağlamda failin iç dünyasını ortaya koyan en önemli ipuçları, eylemin öncesi, eylem sırası ve sonrasındaki davranışları ile eylemin işleniş biçimidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da, öldürmeye teşebbüs ile yaralama suçlarının ayrımında çeşitli objektif kriterler geliştirmiştir. Bu kriterler olay bazında değerlendirilerek sonuca varılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerinin kararlarında vurgulanan belli başlı kıstaslar şunlardır:
- Fail ile mağdur arasındaki husumet durumu: Aralarında geçmişe dayalı ciddi bir düşmanlık, intikam alma arzusu veya öldürmeyi gerektirecek derecede bir husumet bulunması, failin öldürme kastı taşıdığına dair bir emare olabilir. Örneğin, uzun süredir devam eden kan davası, ciddi tehditlerin savrulmuş olması gibi durumlar öldürme iradesini akla getirir. Buna karşılık, aralarında belirgin bir husumet bulunmayan kişilerin ansızın kavga etmesi sonucu gerçekleşen yaralanmalarda öldürme kastı çıkarmak daha zordur.
- Failin saldırıda kullandığı aletin niteliği: Kullanılan araç veya silahın öldürmeye elverişli olup olmadığı değerlendirilir. Öldürmeye elverişli silahlar (ateşli silahlar, uzun namlulu silahlar, büyük ve keskin bıçaklar vb.) kullanılmışsa ve özellikle tekrar tekrar kullanılmışsa öldürme kastı ihtimali artar. Örneğin tabancayla yakın mesafeden ateş etmek öldürme kastına güçlü işaret eder. Buna karşın sopa, tekme gibi öldürme ihtimali görece düşük saldırı vasıtaları kullanılmışsa, failin kastının yaralamaya yönelik olduğu düşünülebilir.
- Vurulan/darbelerin sayısı ve şiddeti: Mağdura yöneltilen saldırının kaç darbe içerdiği, bu darbelerin ne kadar güçlü olduğu önemlidir. Tek bir darbe ve arbede halinde gelişen bir yaralama, çoğu zaman öldürme kastıyla değil, ani öfke veya kavga saikiyle açıklanabilir. Ancak birden fazla ve ısrarlı şekilde darbe vurma (özellikle hayati bölgelere defalarca bıçak saplama, kurşun sıkma gibi) durumunda öldürme iradesi olduğu sonucuna varmak kuvvetlenir. Fail mağduru etkisiz hale getirdikten sonra bile vurmaya/devam etmeye çalışmışsa, bu da öldürme amacına yorulabilir.
- Mağdurun yaralarının konumu ve niteliği: Mağdurun vücudunda meydana gelen yaraların yerleri (bölgesi) ve ağırlığı, kastın tespitinde belirleyici kabul edilir. Yargıtay uygulamasında, eğer mağdur hayati organlarına veya öldürücü bölgelere darbe aldıysa (örneğin baş, boyun, göğüs, kalp bölgesi gibi) ve bu yaralar ciddi tehlike yarattıysa, failin öldürme kastıyla hareket ettiği yönünde yorum yapılır. Buna karşılık, darbelerin çoğunluğu öldürücü olmayan bölgelere (kol, bacak, sırtın yüzeysel kısımları vb.) isabet etmiş ve hayati tehlike yaratmamışsa, bu durum failin kastının yalnızca yaralama olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Örneğin bir Yargıtay kararında, failin bıçağı mağdurun başına veya göğsüne değil de bacağına saplamış olması ve sadece tek bir bıçak darbesiyle yetinmesi, öldürme kastı olmadığına delil sayılmıştır.
- Hedef seçme imkânı olup olmadığı: Failin olay sırasında mağdura yönelik eylemini gerçekleştirirken, mağdurun hayati bölgesini hedef alıp almadığı ve bu konuda bir tercih yapma imkânının olup olmadığı da göz önüne alınır. Fail, rahatlıkla hayati bir noktaya saldırabileceği halde bilinçli olarak daha az tehlikeli bir yere saldırdıysa (örneğin kalbine bıçağı sokmak yerine bacağından yaraladıysa), bu da kastının yaralamayla sınırlı kaldığına işaret edebilir.
- Failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenle mi son verdiği: Fail saldırıyı kendi isteğiyle mi durdurdu, yoksa dışarıdan bir engel nedeniyle mi eylem sonlandı? Bu soru, kastın derecesini anlamada mühimdir. Eğer fail, mağdura yönelttiği saldırıyı kendi iradesiyle durdurmuşsa (mesela bir süre darp ettikten sonra “yeter” diyerek bıraktıysa) öldürme kastı olmadığı düşünülebilir; zira öldürmek isteseydi devam ederdi. Fakat fail, dışsal bir engel yüzünden (örneğin tabancasındaki mermilerin bitmesi, etraftakilerin araya girmesi, polisin gelmesi) durmak zorunda kaldıysa, bu durumda eylemi gönüllü olarak kesmediği için öldürme iradesiyle hareket ettiği ve sadece engel nedeniyle amacına ulaşamadığı sonucuna varılabilir.
- Olay öncesi ve sonrasındaki davranışlar: Failin saldırıdan önce sarfettiği sözler (örneğin “seni öldüreceğim” diye tehdit etmesi), plan yapıp yapmadığı, yanına alet alarak hazırlıklı gidip gitmediği gibi göstergeler kastın derecesini ele verebilir. Yine saldırı sonrasındaki tutum da anlamlıdır: Fail olaydan sonra pişmanlık gösterip ambulans çağırmak gibi mağdurun yaşamasına yönelik davranışlarda bulunmuşsa, başlangıçta öldürme kastıyla hareket etmediği veya sonradan vazgeçtiği düşünülebilir. Buna karşılık kaçması, saklanması veya eyleme devam etmeye çalışması, öldürme kastını düşündürür.
Yukarıdaki kriterler, Yargıtay’ın çeşitli kararlarında vurgulanmış olup tamamı birlikte değerlendirilerek sonuca gidilir. Her olayın kendine özgü koşulları olduğundan, standart bir formül yoktur; ancak bu ölçütler uygulanarak bir sonuca ulaşılır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/493 sayılı kararında özellikle bu konuya değinilmiştir: CGK, kasten yaralama ile öldürmeye teşebbüs ayrımının manevi unsurdaki farklılığa dayandığını, bu ayrımı yaparken yukarıda sayılan ölçütlerin hepsinin olgusal bazda değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Failin kastının belirlenmesinde tek bir ölçüte dayanılmaması, tüm delillerin bir arada değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Örneğin sadece vurulan yerin hayati olması otomatik olarak öldürme kastı var dedirtmez; belki olayın akışı içinde fail anlık bir hareketle oraya isabet ettirmiş olabilir. Ya da sadece tek darbe olması da kesin olarak yaralama demek değildir; tek ama ölümcül bir darbe de öldürme kastıyla atılmış olabilir. Bu nedenle olay bütünlüğü içinde, tüm işaretler bir arada yorumlanarak failin kastı tespit edilir.
Yargıtay Kararlarından Örnekler
Uygulamada mahkemeler bazen aynı olaya farklı nitelendirme yapabilmiştir. Yargıtay denetiminde bu nitelendirme hataları düzeltilerek içtihatlar oluşmuştur. Aşağıda Yargıtay kararlarından iki çarpıcı örnek, konunun somut olarak anlaşılmasına yardımcı olacaktır:
Örnek Karar 1 (Yaralamadan Öldürmeye Teşebbüse Dönüşen): Bir olayda sanık, arazi anlaşmazlığı nedeniyle kavga ettiği iki kişiyi bıçakla yaralamış, mağdurlardan birine toplam dört bıçak darbesi (ikisi göğsüne, ikisi bacaklarına), diğerine ise iki bıçak darbesi (ikisi de göğüs bölgesine) vurmuştur. Mağdurlardan birinin aldığı göğüs darbeleri hayati tehlike yaratmış, diğerinin de kalbine yakın bir yaralanma oluşmuştur. İlk derece mahkemesi, sanığın eylemini kasten yaralama suçu olarak nitelendirmiş ve bu suçtan hüküm kurmuştur. Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu nitelendirmeyi isabetli bulmamış, “hedef alınan vücut bölgeleri, kullanılan bıçağın öldürücülük düzeyi, vurulan darbe sayısı ve mağdurlarda meydana gelen yaraların hayati tehlike doğurması” kriterlerine dikkat çekerek sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğuna karar vermiştir. Yargıtay, sanığın fiilinin kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme hükmünü bozmuştur. Bu karar, failin kastının değerlendirilmesinde darbe sayısı, hayati bölgeye isabet ve hayati tehlike kriterlerinin nasıl uygulandığını göstermektedir. Aynı zamanda, ilk mahkemenin kast takdirindeki hatasının, suç vasfını değiştirecek derecede önemli olduğu vurgulanmıştır. Bu olayda, Yargıtay’ın yaklaşımı sayesinde fail, kasten yaralama suçunun düşük cezası yerine öldürmeye teşebbüsün ağır cezasıyla yargılanmıştır.
Örnek Karar 2 (Öldürmeye Teşebbüsten Yaralamaya Dönüşen): Bir başka olayda sanık, aralarında husumet bulunan iki lise öğrencisine sokak kavgası esnasında döner bıçağı ile saldırmış; mağdurlardan birini başından yaralamış, diğerini ise kolundan keserek yaralamıştır. Bu olayda ilk derece mahkemesi, baş bölgesine vurulan darbe nedeniyle ve kullanılan bıçağın tehlikeliliğini göz önüne alarak sanığı iki kez kasten öldürmeye teşebbüs suçundan (her mağdur için ayrı) toplam 28 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Dosya ilk aşamada Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onanmıştır. Ancak daha sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, olayda öldürme kastının bulunmadığı, eylemin yaralama niteliğinde kaldığı yönünde itiraz yoluna başvurmuştur. Konuyu değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016 tarihli kararında, sanığın her iki mağdura yönelik eylemlerinin de öldürme kastı taşımadığını, eylemlerin kasten yaralama suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek önceki onama kararını kaldırmış ve yerel mahkeme hükmünü bozmuştur. Bu karar sonucunda sanığın suç vasfı öldürmeye teşebbüsten kasten yaralamaya dönüştürülmüş ve böylece 28 yıllık hapis cezasından kurtulması sağlanmıştır. CGK’nın gerekçesinde, sanığın eylemini belirli bir noktada sonlandırmış olması, mağdurlardan birinin sadece kolundan yaralanması ve olayın çıkış sebebinin ciddi bir husumetten ziyade arbede olması gibi unsurlar vurgulanmıştır. Bu örnek, yargısal mercilerin failin kastını yeniden değerlendirerek çok ağır bir cezayı nasıl önemli ölçüde hafifletebildiğini göstermektedir. Yanlış kast değerlendirmesinin telafisi olarak da görülebilecek bu karar, fail lehine bir düzeltme niteliğindedir ve ceza adaleti bakımından kast tespitinin ne kadar hayati olduğunun altını çizer.
Yukarıdaki iki örnek olay, uygulamada aynı tür fiillerin farklı nitelendirilebilmesi sorununu açıkça ortaya koymaktadır. İlkinde fail, ölüm sonucu gerçekleşmemesine rağmen öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulurken; ikincisinde failin mağdurları ciddi şekilde yaralamış olmasına rağmen öldürme kastı olmadığı kabul edilerek suç vasfı yaralamaya çevrilmiştir. Her iki durumda da failin kastının doğru yorumlanması, adil sonuca ulaşılması için belirleyici olmuştur. Özellikle Ceza Genel Kurulu kararları, alt mahkemelere yol gösteren içtihat niteliği taşıdığından, sonraki benzer olaylar için kılavuz teşkil etmektedir.
Özgün Örnek Olay ve Hukuki Değerlendirme
Konuya ilişkin teorik bilgiler ışığında, şimdi hayali bir örnek olay üzerinden kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama suçlarının nasıl farklı sonuçlar doğurabileceğini inceleyelim:
Örnek Senaryo: A ile B arasında bir süredir süregelen bir alacak verecek meselesi nedeniyle husumet bulunmaktadır. A, birkaç kez B’yi parayı ödemezse zarar vermekle tehdit etmiştir. Bir akşam, A sokakta yürürken tesadüfen B ile karşılaşır ve aralarında tartışma çıkar. Tartışma sırasında öfkesine yenilen A, yanında taşıdığı açılır-kapanır çakıyı çıkararak B’ye saldırır. A, B’nin göğsüne doğru bıçağı saplar. B, bıçak darbesiyle yere yığılır. A, bunun üzerine panikleyerek olay yerinden kaçıp uzaklaşır. Çevredekilerin çağırdığı ambulansla hastaneye kaldırılan B, acil ameliyata alınır. Kalbine yakın bir bölgeden yaralandığı anlaşılan B, yoğun bakımda tedavi görür ve hayati tehlike atlatır; yaklaşık bir aylık tedavi süreci sonunda hayatta kalmayı başarır.
Bu senaryoda A’nın fiili ilk bakışta çok ciddi bir saldırıdır ve ölüm tehlikesi doğmuştur. Şimdi A’nın eylemini iki farklı bakış açısıyla değerlendirelim:
- Durum 1: Öldürmeye Teşebbüs Olarak Nitelendirme
Olayın şartlarına göre A’nın B’ye saldırısı öldürmeye teşebbüs suçu kapsamında değerlendirilebilir. Şöyle ki: A ile B arasında önceden husumet olması, A’nın daha önce tehditlerde bulunması A’nın düşmanca bir saikle hareket ettiğini gösterir. A’nın doğrudan B’nin göğsüne (hayati bölge) bıçak saplaması, öldürücü nitelikte bir darbedir. Darbenin şiddeti B’de hayati tehlike yaratmıştır. A, saldırıyı kendi isteğiyle durdurmuş değildir; aksine B yere yığılınca ve belki etraftakilerin tepkisinden korkup panikle kaçmıştır (yani eylemi sonlandırması, amacına ulaştığı için değil, dış koşullar/kaçma güdüsü ile olmuştur). Bu şartlar altında A’nın öldürme kastıyla hareket ettiği sonucuna varmak kuvvetle muhtemeldir. Eğer öldürme kastı tespiti yapılırsa, A hakkında kasten insan öldürmeye teşebbüs suçundan dava açılacak ve TCK m.81 ile m.35 birlikte uygulanacaktır. Ceza belirlenirken, suçun temel şeklinin müebbet hapis olduğu dikkate alınarak m.35 uyarınca ceza indirimli belirlenecektir. Örneğin mahkeme, A’nın eylemini müebbet hapis gerektiren suça teşebbüs olarak kabul edip takdiren 15 yıl hapis cezası verebilir (12-18 yıl aralığında bir ceza). Bu durumda A, fiili neticesinde B ölmediği halde çok ciddi bir hapis cezası ile karşı karşıya kalacaktır. Ayrıca suçun niteliği “öldürmeye teşebbüs” olduğu için koşullu salıverilme ve infaz rejimi bakımından da daha ağır şartlara tabi olacaktır (örneğin olası af düzenlemelerinde veya infaz indirimlerinde yaralama suçlarına göre daha sınırlı imkânlardan yararlanabilir). - Durum 2: Kasten Yaralama Suçu Olarak Nitelendirme
Aynı olay, savunma veya bazı lehine yorumlarla kasten yaralama suçu olarak da nitelendirilebilir. A’nın avukatının perspektifinden bakalım: A her ne kadar B’yi tehdit etmiş olsa da, belki de amacı B’yi korkutmak ve hafifçe yaralamaktı, öldürmek istemiyordu. A, kavga sırasında büyük bir öfke ve panik haliyle bıçağı savurdu; aslında bilinçli olarak kalbini hedef almadı, arbedede rastgele isabet etti. B’ye tek bir bıçak darbesi vurduktan sonra (belki öldürmek istemediği için) kaçıp uzaklaştı. Eğer A’nın kaçışı, pişman olup korkmasından ve B’nin ölmesini istememesinden kaynaklandıysa, bu gönüllü vazgeçme olmasa bile öldürme kastının yoğun olmadığını gösterebilir. Bu argümanlar doğrultusunda mahkeme, A’nın kastının B’yi yaralamakla sınırlı olduğuna kanaat getirebilir. B’nin ağır yaralanması ve hayati tehlike geçirmesi nedeniyle fiil neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama kapsamındadır (TCK 87/1-d: “yaşamını tehlikeye sokan durum”). Bu durumda A, silahla kasten yaralama suçundan (TCK 86/3-e ile temel ceza artırılarak) hüküm giyecektir ve neticenin ağırlığı nedeniyle cezası bir kat artırılacaktır (TCK 87/1). Hesaplayacak olursak: Basit yaralamanın cezası diyelim ki takdiren 2 yıl seçildi, silahla işlendiği için 1/2 artırılarak 3 yıla çıktı, mağdur hayati tehlike geçirdiği için bir kat daha artırılarak 6 yıla çıktı. Mahkeme bu gibi bir formülle A’ya yaklaşık 6 yıl hapis cezası verebilir. Görüldüğü gibi, aynı fiil yaralama olarak nitelendirildiğinde ceza önemli ölçüde düştü. Üstelik suçun türü yaralama olduğundan, A infaz hukuku bakımından daha avantajlı konumda olacaktır (daha erken koşullu salıverilme, olası af düzenlemelerinde yararlanabilme ihtimali gibi).
Bu örnek senaryo, aynı somut fiilin iki farklı hukuki değerlendirmeye tabi tutulmasının nasıl farklı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. İlk durumda A’nın kastı öldürme yönünde kabul edildiği için fiil teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile çok ağır bir suç sayılmış; ikinci durumda ise A lehine yorumlanarak kast yaralama olarak kabul edilmiş ve sonuçta mağdur ölümden dönmüş olsa bile suç tipi yaralama olarak sınırlandırılmıştır. Elbette gerçek yargılamada mahkeme tüm delilleri tartıp bir sonuca varacaktır. Belki A’nın B’yi öldürmek istemediğine dair ikna edici bir unsur bulunmazsa (örneğin A’nın “seni gebertirim” diye bağırarak saldırması öldürme kastını kuvvetlendirir), öldürmeye teşebbüs suçu oluştuğu yönünde karar verecektir. Ya da tam tersi, B’nin yara alır almaz A’nın kaçması ve daha sonra ambulansı araması gibi bir durum olsaydı, bu A’nın aslında ölüm olmasın diye hareket ettiğini gösterip nitelendirmeyi yaralamaya çevirebilirdi.
Örnek olaydan çıkarılacak sonuç, kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama suçu arasındaki çizginin uygulamada her zaman çok net olmayabileceği, ancak bu ayrımın sanık hakkında verilecek hükümde ciddi farklar yaratacağıdır. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma mercileri, olayın tüm özelliklerini dikkate alarak ve Yargıtay’ın çizdiği kriterlere uygun şekilde failin kastını isabetle belirlemelidir.
Sonuç
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten yaralama suçu arasındaki karşılaştırma, ceza hukukunun kast ve netice kavramlarının ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bir eylemin sonuçta mağdurun yaşamını tehlikeye sokması, hatta mağdurun ölmesi bile, failin kastının niteliğine göre tamamen farklı suç tiplerine vücut verebilir. Failin kastı öldürmeye yönelikse, ölüm gerçekleşmemiş olsa bile toplum düzeni failin fiilini en ağır suçlardan biri saymakta ve uzun süreli hapisle cezalandırmaktadır. Buna karşılık fail sadece yaralama kastıyla hareket etmiş ve neticede mağdur ölmemişse, ortaya çıkan zarar ne kadar ciddi olursa olsun, ceza hukuku bunu öldürmeye teşebbüs kadar ağır bir ihlal olarak görmez ve daha düşük cezalar öngörür.
Makale boyunca incelenen Yargıtay kararları da göstermektedir ki, yargısal denetim mercileri alt mahkemelerin kast takdirini sıkı şekilde kontrol etmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve daire kararlarında, aynı olayda hatalı nitelendirme yapılmasının önüne geçmek için somut ölçütler belirlenmiştir. Failin eyleminin öncesi ve sonrası, kullandığı araç, saldırının şiddeti, mağdura yönelik sözleri, darbenin hayati bölgede olup olmadığı gibi hususlar bir arada değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, ceza adaletinin isabeti açısından elzemdir; zira küçük bir değerlendirme farkı, suçun öldürmeye teşebbüs yerine yaralama sayılması veya tersi yönde değerlendirilmesi, sanığın alacağı cezada yıllarca fark demektir.
Netice unsuru bakımından, kasten öldürme suçu ölüm neticesini ararken, yaralama suçu daha hafif bedensel bütünlük ihlallerini kapsar. Teşebbüs hükümleri ise öldürme suçunda sıkça uygulanan, yaralama suçunda ise nadiren gündeme gelen bir konudur. Ancak öldürme suçunda teşebbüs, çoğu kez fiilin yaralama şeklinde tezahür etmesiyle kesiştiği için, bu iki suç tipinin birlikteliği doktrinde ve uygulamada yoğun tartışma yaratmıştır. Nihayetinde baskın görüş ve içtihat, olayda failin kastını esas almak gerektiği yönündedir. Böylece adil bir ayrım yapılması mümkün olabilmektedir.
Sonuç olarak, ceza hukukunda kastın doğru takdiri, özellikle insan hayatına ve vücut bütünlüğüne karşı işlenen suçlarda hayati önemdedir. Savcıların iddianame tanziminde, mahkemelerin de hüküm tesis ederken, tüm delilleri objektif bir gözle değerlendirip adil bir nitelendirme yapması gereklidir. Hem mağdur açısından adaletin sağlanması hem de failin fiiline uygun bir ceza alması bunu gerektirir. Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama suçlarının ayrımı konusu, bu açıdan ceza hukuku uygulayıcılarının dikkat ve özen göstermesi gereken bir alandır. Yargıtay kararlarının ortaya koyduğu ilkeler rehberliğinde, her somut olaya adilane yaklaşarak doğru sonuca varmak mümkündür. Böylelikle hukukun genel prensibi olan orantılılık sağlanacak; failin kastı ve fiili ile orantılı bir hukuki sonuç doğması temin edilecektir.
Av. Arb. Mehmet Sami UZUN
Kaynakça
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, maddeler 35, 81, 82, 86, 87.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.11.2016 tarih, 2016/441 E., 2016/ (kasten öldürmeye teşebbüs yerine kasten yaralama olarak nitelendirme kararı).
- Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 11.06.2015 tarih, 2014/3617 E., 2015/3821 K. (kasten yaralama hükmünün, öldürmeye teşebbüs kastı bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına dair karar).
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019/493 K. sayılı karar ve ilgili Yargıtay içtihatları (kasten yaralama ile öldürmeye teşebbüs ayrımına ilişkin kriterlerin vurgulandığı kararlar).
- Veli Özer Özbek, “Kasten Öldürme Suçuna Teşebbüs ile Kasten Yaralama Suçunda Failin Kastının Belirlenmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 65, Sayı 4, 2016, s.3539-3565.
- İlhan Üzülmez, Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2013.
- Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2020 (özellikle kasten öldürme ve yaralama suçlarına ilişkin bölümler).
- M. Emin Artuk – Ahmet Gökcen – A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 9. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2017.
- Av. Alper Sarıca, “Adam Öldürmeye Teşebbüs Suçundan Onanmış Toplam 28 Yıllık Hapis Cezası 4 Yıl Sonra CMK.308 İtirazı Üzerine Kaldırıldı” (http://alpersarica.av.tr, Erişim Tarihi: 05.04.2025).
- Av. Baran Doğan, “Kasten Yaralama Suçu ve Cezası (TCK 86-87)”, barandogan.av.tr, Erişim Tarihi: 05.04.2025.




