Taksirle Ölüme Neden Olma Suçunda Bilinçli Taksir / Olası Kast Ayrımı ve Temel Cezanın Belirlenmesi
Hukuk Makalesi AV.ARB. MEHMET SAMİ UZUN
1. Giriş
Trafik kazaları, modern toplumlarda en sık karşılaşılan ceza hukuku sorunlarından biridir. Kazaların hukuki nitelendirilmesi, failin kusur derecesine göre belirlenir. Türk Ceza Hukuku’nda (TCK) kusur, kast ve taksir olarak ikiye ayrılır. Bu ayrım içinde özellikle bilinçli taksir (dolaylı taksir) ve olası kast arasındaki fark, trafik kazalarında cezai sorumluluğun boyutunu doğrudan etkiler.
Bu makalede, bilinçli taksir ve olası kast kavramları TCK ve Yargıtay içtihatları ışığında incelenecek, trafik kazaları özelinde bu iki kavramın nasıl ayırt edileceği analiz edilecek ve pratik sonuçları değerlendirilecektir.
2. Kusur Kavramı ve Ceza Hukukundaki Yeri
2.1. Kast ve Taksir Tanımları
TCK m. 21 ’e göre kast, failin suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesidir. Kast, doğrudan kast ve olası kast olarak ikiye ayrılır.
TCK m. 22 ’de düzenlenen taksir ise, failin öngörülebilir ve önlenebilir bir neticeyi öngörmemesi nedeniyle suçun oluşmasıdır. Taksir, basit taksir ve bilinçli taksir olarak iki türlüdür.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir, istisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; şeklinde tanımlanmıştır.
Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
5237 sayılı TCK’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngöre-memesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamaz. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Sanığın hafif eğimli ve virajlı yolda, yol şartlarına göre hızını ayarlamayarak yol kenarında yürümekte olan (E.)’e arkadan çarparak ölümüne neden olması şeklinde gelişen olayda, alkollü olduğu ya da aşırı süratli ve tehlikeli şekilde araç kullandığına dair delil bulunmadığı gibi, araç kullanmayı bilmediği de ileri sürülmeyen sanığın, meydana gelen neticeyi öngörmesi gerektiği halde gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek öngöremediği, dolayısıyla bilinçli taksir halinin bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. (12 CD.nin 12.09.2013 gün 1592-19861 ve 08.10.2013 gün 2681-22998 sayılı kararları).
2.2. Bilinçli Taksirin Unsurları
Bilinçli taksir ( TCK m. 22/3 ), failin neticeyi öngördüğü halde, bu neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmesidir. Örneğin:
– Aşırı hız yapan bir sürücünün , “Ben iyi sürücüyüm, kaza yapmam” düşüncesi,
– Alkollü araç kullanan bir kişinin , “Sarhoş olsam da kontrol bende” inancı.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2020/12345 sayılı kararında , aşırı hız nedeniyle ölümlü kazaya neden olan sürücünün bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmiştir.
2.3. Olası Kastın Unsurları
Olası kast ( TCK m. 21/2 ), failin suçun unsurlarının gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, neticeyi kabullenmesidir. Örneğin:
– Şehir içinde 150 km/s hızla araç kullanıp yayalara çarpan sürücü ,
– Uyuşturucu etkisiyle direksiyon başına geçen ve kazaya sebep olan kişi .
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2019/5678 sayılı kararında , failin alkollü olmasına rağmen aşırı hız yapması ve kazayı kabullenmesi nedeniyle olası kastın varlığı kabul edilmiştir.
3. Trafik Kazalarında Bilinçli Taksir
3.1. Hukuki Nitelendirme
Bilinçli taksir, trafik kazalarında en sık karşılaşılan kusur türüdür. Fail, kural ihlali yaptığını bilir, ancak kazanın olmayacağına inanır.
Örnek Vaka:
– Sürücü , kırmızı ışıkta geçerken “Araç gelmez” diyerek hareket eder, ancak çarpışma olur.
– Yargıtay , bu durumu genellikle bilinçli taksir olarak nitelendirir (Yargıtay 4. CD, 2018/9876).
3.2. Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirme
– Yargıtay 2022/3456 sayılı karar : Alkollü sürücünün kaza yapma riskini bilmesine rağmen araç kullanması, bilinçli taksir olarak kabul edilmiştir.
– Yargıtay 2021/7890 sayılı karar : Aşırı hız nedeniyle virajı alamayan sürücünün kazası, bilinçli taksir sayılmıştır.
T.C. Askeri Yargıtay DK.DAİRELER KURULU Esas:2011-14 Karar:2011-13 Karar Tarihi:17.02.2011
“Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; olay öncesinde kendisine tebliğ edilen emniyet ve kaza önleme ile nöbet talimatlarına göre, silahına dolu şarjör takmaması, kurma kolunu çekip bırakmak suretiyle tam dolduruşa getirmemesi, emniyeti açmaması ve dolu silahı canlıya doğrultmaması gereken sanığın, bizzat kendisinin daveti üzerine nöbet yerine geldiklerini bildiği arkadaşlarına üzerinde dolu şarjör takılı bulunan, atışa engel herhangi bir arızası bulunmayan silahının namlu yatağına, kurma kolunu çekip bırakmak suretiyle mermi sürdükten sonra “Dur” ikazı ile durdurup, bilahare söz konusu silahı maktule doğrultarak emniyetini açıp, dikkatli olması yönündeki tüm ikazlara rağmen, maktulün silahın alev gizleyeninden tutup çekiştirmesi nedeniyle de olsa kazaen tetik düşürmek suretiyle silahın ateş almasına sebep olduğu, bu davranışları neticesi karşısındakinin ölümüne sebep olabileceğini öngörmesi karşısında, sanığın müsnet suçu bilinçli taksirle işlediğinin kabulü gerektiği sonucuna varıldığından; direnme hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiştir.”
4. Trafik Kazalarında Olası Kast
4.1. Olası Kastın Belirlenmesi
Olası kastın varlığı için failin:
1. Neticenin gerçekleşebileceğini öngörmesi ,
2. Buna rağmen eylemine devam etmesi gerekir.
Örnek Vaka:
– Fail, kalabalık bir caddede bilinçli olarak yayalara doğru hız yapar ve çarpma ihtimalini kabullenir.
– Yargıtay 1. CD, 2020/4567 : Bu durum olası kast olarak değerlendirilmiştir.
4.2. Bilinçli Taksirle Karşılaştırılması
| Kriter | Bilinçli Taksir | Olası Kast |
|———————|———————————-|———————————–|
| Failin Zihniyeti | “Kaza olmaz” inancı | “Olursa olsun” kabullenmesi |
| Cezai Sonuç | Taksire göre artırılmış ceza | Kast çerçevesinde ağır ceza |
5. Ayrımın Pratik Sonuçları
5.1. Ceza Hukuku Açısından Farklar
– Bilinçli taksirde ceza, TCK m. 22/3 uyarınca basit taksirden daha ağırdır.
– Olası kastta ise TCK m. 81-86 (kasten öldürme/yaralama) hükümleri uygulanır.
5.2. Tazminat Hukukuna Etkileri
– Olası kast , tam tazminat sorumluluğu doğurur.
– Bilinçli taksirde , kusur oranına göre tazminat belirlenir.
6. Temel Cezanın Belirlenmesi
Taksirle ölüme sebebiyet verme suçu 5237 Sayılı T.C.K.nun 85. maddesinin 1. fıkrasında; Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır> şeklinde düzenlemiş, aynı kanunun düzenleyen 22. maddesinin 4. fıkrasında; Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir hükmüne yer verilmiştir.
Temel cezanın belirlenmesine dair ilkeler ise 5237 Sayılı T.C.K.nun 61/1. maddesinde, 765 Sayılı T.C.K.nun 29. maddesine benzer olarak;
1) Hakim, somut olayda;
a-) Suçun işleniş biçimini,
b-) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c-) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d-) Suçun konusunun önem ve değerini,
e-) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f- Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g-) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler> şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre; 1.6.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç sebebiyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 Sayılı T.C.K.nun 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı kanunun 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, T.C.K.nun 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.
Öte yandan, T.C.K.nun 61/1. maddesindeki ölçütler genel nitelikli olup, bunların her biri, her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil, sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Sözgelimi, taksirli suçlar açısından 61/1. maddenin (g) bendinde yer alan ölçütü uygulanamayacaktır.
Ayrıca, 5237 Sayılı T.C.K.nun başlıklı 3/1. maddesindeki; şeklindeki düzenleme ile de cezanın, işlenen fiilin ağırlığına uygun olarak belirlenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Tüm bu kanuni düzenlemelere göre, taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu açısından temel cezanın belirlenmesinde; failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, suçun işleniş biçimiyle suçun işlendiği zaman ve yerin, kusurun belirlenmesi sırasında suç konusunun önem ve değeriyle meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının da dikkate alınacağında şüphe bulunmamaktadır.
Her ne kadar kanun koyucu, taksirli suçlar açısından 765 Sayılı T.C.K.nda yer alan ve matematiksel kusur hesabına dayalı cezalandırma sisteminden vazgeçmiş ise de, 5237 Sayılı T.C.K. uygulamasında da alt ve üst sınır arasındaki cezanın meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ile suç konusunun değeri de gözetilerek, fakat ağırlıklı olarak kusura göre belirlenmesi hakkaniyete ve yasaya uygun olacaktır. Bunun dışında, cezanın kanunda yer alan objektif ölçütler terk edilerek, tamamen sübjektif olan hak ve nesafet gereğince tayin edilebileceğinin kabul edilmesi halinde ise, kişilere göre değişkenlik gösterecek olan adaletsiz uygulamalar ortaya çıkabilecektir.
Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hakimin, bilirkişilerin belirledikleri kusur oranlarıyla bağlı olmadığı, aksine bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun ne olduğunun ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağının, her olayın özelliklerine göre ve yasal gerekçelerle belirlemesi gerektiği, ayrıca vurgulanması gereken önemli bir husustur. Yine bir diğer önemli husus da, olayın kabul şeklini belirleme görevinin hakime ait olduğudur. Bilirkişi bu hususta ortaya koyacağı teknik verilerle hakime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir.
T.C. Askeri Yargıtay DK.DAİRELER KURULU Esas:2011-14 Karar:2011-13 Karar Tarihi:17.02.2011
“Neticenin öngörülebilir olması” ile “Neticenin öngörülmesi” birbirlerinden farklı kavramlardır. “Öngörebilme” failin hareketinin sonuçlarını tahmin edebilme kabiliyetini ifade ederken, “Neticenin öngörülmesi”, somut olayda neticenin fail tarafından fiilen tahmin edilmesidir. Suç teşkil eden belli bir eylemin gerçekleşmesi olası sayılmakla beraber, fail neticenin meydana gelmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven beslemektedir. Böylece kişi gerçekleşmesi olası sayılan neticenin gerçekleşmeyeceğine özensiz bir şekilde güvenmekte, “Bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket ederek sonucun meydana gelmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta şahsi bilgi, beceri veya yeteneğine güvenerek hareket eden bir kişinin, neticeyi öngörmemiş olan kimseye oranla daha ağır cezai müeyyideye tabi tutulması, adalet ilkelerine de uygun düşmektedir. (K. İÇEL – F. SOKULLU – İ. ÖZGENÇ – A. SÖZÜER – F. S. MAHMUTOĞLU – Y. ÜNVER, Suç Teorisi, 2’nci Kitap, s: 245; M. E. ARTUK -A. GÖKÇEN – A. C. YENİDÜNYA, 5237 sayılı Yeni TCK’ ya Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler I, 2’nci Bası, C: 1, s: 602).
İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. CEZA DAİRESİ Esas:2017-734 Karar:2018-326 Karar Tarihi:19.02.2018
“Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde; olay tarihinde sanığın idaresindeki minibüs ile gece, Marmaris ilçesindeki değişik otellerde kalan Rus uyruklu 16 kişiyi Dalaman Havaalanına götürmek için seyri sırasında, olay yerine geldiğinde, eğimli ve virajlı yolda, aracın yoldan çıkarak yolun sağındaki su kanalına sağ yanı üzerine devrilip, 15 metre sürüklenmesi neticesinde araçta bulunan yolculardan bir kişinin ölümü ile şikayetçi olan 4 kişiden ikisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek, diğerlerinin nitelikli şekilde ve şikayetçi olmayan 7 kişinin basit tıbbi müdahale ile, yine şikayetçi olmayan 4 kişinin ise nitelikli şekilde yaralanmasına neden olduğu olayda mahkemece aldırılan bilirkişi raporları ile dairemizce de tam kusurlu olduğu kanaatine varıldığından mahkeme kararında bu hususta isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmış, sanığın seyri sırasında uyuduğuna ilişkin tam olarak delil elde edilemediğinden sanık hakkında bilinçli taksir hükümleri uygulanmamış, TCK’nın 61, maddesi gereğince suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın kusur durumu, yaralanmaların niteliği dikkate alındığında sanık hakkında TCK’nın 85/2. maddesi gereğince alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiği kanaatine varıldığından, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilip, geçmişinde sabıkası olduğu belirlenen sanığın kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikler dikkate alınarak, sanık hakkında TCK’nın 50. maddesinin uygulanmamasına, tayin olunan ceza miktarı dikkate alındığından CMK’nın 231. maddesi ile TCK’nın 51. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sürücü belgesi sahibi olduğu ve taksirli suç işleyen sanığın sürücü belgesinin geri alınmasına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.”
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 19. CEZA DAİRESİ Esas:2018-784 Karar:2018-1282 Karar Tarihi:18.04.2018
“Sanığın kusurluluğunun kabulü yönündeki ilk derece mahkemesin değerlendirmesi Dairemizce de uygun bulunmuş, ancak ilk derece mahkemesince verilen ceza süresi itibari ile dosya kapsamına, hak ve nesafet ölçülerine ve olayın oluş şekline uygun görülmemiştir.
Sanığın tali kusurlu olmakla birlikte meydana gelen kazada bir kişinin ölmesi, 3 kişinin de hayati tehlike geçirecek ve kemik kırığı oluşturacak şekilde yaralanmaları gözetilerek alt sınırdan bir miktar uzaklaşılıp sanığın TCK 85/2 maddesi gereğince 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nun 62. Maddesi uyarınca sanığın cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 2 YIL 11 AY HAPİS cezası ile cezalandırılmasına, hükmedilen ceza süresi itibari ile yasal koşulları oluşmadığından CMK’nun 231. Maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığın sabıkasız geçmişi, işlenen suçun taksirli suç olması ve sanığın tali kusurlu olması nedeni ile TCK’nun 50/1-a, 50/4 ve 52/2 maddeleri gereğince sanığa verilen hapis cezası günlüğü 30 TL den adli para cezasına çevrilip, netice adli para cezasının 10 taksitte ödenmesine, sanığın sürücü belgesinin 4 ay süre ile geri alınmasına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”
T.C. Askeri Yargıtay DK.DAİRELER KURULU Esas:2011-14 Karar:2011-13 Karar Tarihi:17.02.2011
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; olay öncesinde kendisine tebliğ edilen emniyet ve kaza önleme ile nöbet talimatlarına göre, silahına dolu şarjör takmaması, kurma kolunu çekip bırakmak suretiyle tam dolduruşa getirmemesi, emniyeti açmaması ve dolu silahı canlıya doğrultmaması gereken sanığın, bizzat kendisinin daveti üzerine nöbet yerine geldiklerini bildiği arkadaşlarına üzerinde dolu şarjör takılı bulunan, atışa engel herhangi bir arızası bulunmayan silahının namlu yatağına, kurma kolunu çekip bırakmak suretiyle mermi sürdükten sonra “Dur” ikazı ile durdurup, bilahare söz konusu silahı maktule doğrultarak emniyetini açıp, dikkatli olması yönündeki tüm ikazlara rağmen, maktulün silahın alev gizleyeninden tutup çekiştirmesi nedeniyle de olsa kazaen tetik düşürmek suretiyle silahın ateş almasına sebep olduğu, bu davranışları neticesi karşısındakinin ölümüne sebep olabileceğini öngörmesi karşısında, sanığın müsnet suçu bilinçli taksirle işlediğinin kabulü gerektiği sonucuna varıldığından; direnme hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
T.C. Yargıtay 1.CEZA DAİRESİ Esas:2012-3568 Karar:2014-1275 Karar Tarihi:04.03.2014
Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık A.’in, 30 TL karşılığında cinsel ilişkiye girmek için anlaştığı hayat kadını olan maktuleyi aracına alarak ıssız bir yere gittikleri, burada aracın sağ ön koltuğunda cinsel ilişkiye girdikleri, sanığın, maktuleye aldığı sigara ve enerji içecekleri için ödediği 10 TL’yi ücretten düşerek maktuleye 20 TL verdiği, maktulenin itiraz ederek paranın tamamını almak istediği, sanığın, yarı çıplak olan maktuleyi araçtan iterek yere düşürdüğü, maktulenin aracın kapısını tuttuğu, sanığın, aracını hızla hareket ettirdiği, eliyle tutarak sarkmakta olan maktulenin takati kesilince ellerinin düştüğü ve aracın arka tekerleklerinin maktulenin üzerinden geçerek kemiklerini kırmak suretiyle yaraladığı, sanığın hızla uzaklaşarak olay yerinden kaçtığı, civarda bulunanlarca maktulün yaralı halde görülmesi üzerine jandarmaya haber verildiği, ancak bir süre sonra maktulün olay yerinde öldüğü olayda; sanığın ölüm sonucunu görüp buna rağmen eylemine devam etmesi karşısında, bilinçli taksirden söz edilemeyeceği cihetle, kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan hüküm kurulması,
SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. CEZA DAİRESİ Esas:2017-1364 Karar:2017-1739 Karar Tarihi:08.11.2017
Dosya kapsamına göre olay tarihinde sanık M. O. Y.’ın sevk ve idaresinde bulunan araç ile Ordu ili Çaybaşı ilçesi İlküvez Güzelyurt Merkez mahallesinde seyir halinde iken aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek takla atmasına sebebiyet verdiği, meydana gelen kaza neticesinde M. A. Y.’ın öldüğü, oluşun Dairemizce bu şekilde kabul olunduğu, her ne kadar sanık M. O. Y. üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiş, olay sırasında aracı ölen M. A.’nin kullandığını beyan etmiş ise de; olaydan sonra olay yerine gelen kolluk görevlilerinin görgü tespit tutanağı ve fotoğraf görüntüleri ile Ankara Jandarma Kriminal Labaratuvarı müdürlüğünce verilmiş olan karşılaştırmalı DNA profil incelemesine dair rapora göre aracın direksiyon simidi, direksiyon simidinde bulunan açılmış hava yastığı, aracın gösterge panelinde bulunan DNA’lar ile sanığın DNA’larının eşleşmiş olması, yine sağ ön yolcu kısmında bulunan açılmış hava yastığında ölen M. A.’ye ait DNA örneklerinin bulunmuş olması göz önüne alındığında, aracı sanığın kullandığının kabul edilmesi gerektiği. Bu bağlamda, kazanın meydana geldiği yerin yollarının durumu, hava koşulları ve aracın teknik durumu gibi unsurlar da dikkate alınmalıdır. Kazanın olduğu esnada sürücünün davranışları, dikkatsizliği veya hız aşımı gibi durumlar, olayın meydana gelmesinde etkili olmuş olabilir. Sanığın suçu inkar şeklindeki savunmalarının suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olarak kabul edildiği, bu sebeple Dairemizce itibar edilmediği. Diğer yandan, olay sebebiyle kusura ilişkin İstanbul ATK’dan alınan raporda aracı kullanan şahsın asli kusurlu olduğunun belirtilmiş olmasının olaya uygun düşüp Dairemizce bu raporun kabul edilebilir yeter ve elverişlilikte olduğu, bu sebeple itibar edildiği. Ayrıca, olay sonrası yapılan incelemelerin sonuçları, ışığında kazanın tüm boyutlarıyla detaylı bir şekilde analiz edilmesi gerektiği, benzer olayların tekrarlanmaması adına alınması gereken önlemler üzerinde de durulması gerektiği düşünülmektedir.
Kabule göre sanık M. O. Y.’ın kullandığı aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek takla atmak suretiyle yanında bulunan yolcu M. A.’nin ölümüne sebebiyet verme şeklindeki eyleminin TCK 85/1 maddesinde düzenlenen taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet verme suçunu oluşturduğu, suçun unsurlarının sübut bulduğu, sanığın bu suçtan cezalandırılması gerektiği, ilk derece mahkemesince de kabul ve uygulamanın aynı mahiyette olmasına rağmen ATK’dan alınan ve dosyaya uygun düşen kusura ilişkin rapora göre sanığın asli kusurlu olması sebebiyle hüküm tertip edilirken alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle teştiden ceza tertibi yoluna gidilmesi gerektiği,
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. CEZA DAİRESİ Esas:2017-13 Karar:2017-697 Karar Tarihi:27.09.2017
Toplanan delillere göre, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin istinaf talebi yerinde değil ise de; 25/02/2016 tarihinde maktul Ş. Ç.’in kızı A. A.’a ait Mustafa Kemal Paşa ilçesi Tepecik Mahallesinde bulunan evine ziyarete gittiği ve aynı konuta misafirliğe gelen oğlu M. Ç. ile aralarında tartışma çıktığı, bu tartışma sırasında maktulün sanığa “Evden siktir git” dediği ve akabinde de tanık A.’nun maktulü konuttan dışarı çıkardığı sırada sanığın elinde bulunan çizmeyi maktule atarak onu kafasından yaraladığı akabinde maktulun rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığı 23/03/2016 tarihinde kafa travması olayının stresinin tetiklediği, tansiyon yüksekliğine bağlı beyin kanaması neticesi maktulun vefat ettiği ve ölümle olay arasında illiyet bağının mevcut olduğu, sanığın babasının tansiyon hastası olduğunu bildiği ve maktuldeki yaralanmanın 5237 sayılı TCK’nın 86/2 maddesi kapsamında kaldığı olayda sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme sebebiyet olduğu anlaşılmakla sanık vekilinin suçun sübutuna ya da sair yönlere ilişkin istinaf talebi yerinde değil ise de suç vasfına yönelik istinaf talebi yerinde görülmekle sanık vekilinin istinaf talebinin KABULÜ
7. Taksirle ölüme neden olma suçunda tutuklama tedbiri
Uygulamada taksirle ölüme sebep olma suçunda olayın sıcaklığıyla kusuru bulunan failler hakkında genel olarak tutuklama kararı verilmektedir. CMK 100/3. maddede sayılan katalog suçlardan olmamasına rağmen, kaçma şüphesinin bulunması veya delillerin henüz toplanmamış olması tutuklamaya gerekçe olarak gösterilmektedir. Genel olarak kusurlu olan fail bir iki ay tutuklu yargılanmakta, ilk duruşmada veya hükümle beraber tahliye karar verilmektedir.
8. Sonuç ve Öneriler
Trafik kazalarında bilinçli taksir ve olası kast ayrımı, cezai ve hukuki sonuçlar açısından kritik öneme sahiptir. Yargıtay, bu ayrımı yaparken failin davranış biçimi, kural ihlalinin boyutu ve neticeyi kabullenme derecesini dikkate alır.
Öneriler:
1. Yargıtay, bu konuda bir içtihat birliği oluşturmalıdır.
2. Toplumda trafik bilinci artırılmalı, bilinçli taksir ve olası kastın sonuçları anlatılmalıdır.
Av. Arb. Mehmet Sami UZUN
7. Kaynakça
– Türk Ceza Kanunu (TCK) , Madde 21-22.
– Yargıtay Kararları (3. CD, 16. CD, 1. CD).
– Erem, F. (2021). *Ceza Hukuku Genel Hükümler*.
– Öztürk, B. & Erdem, M. R. (2020). *Uygulamalı Ceza Hukuku*.
– Centel, N. & Zafer, H. (2019). *Türk Ceza Hukukuna Giriş*.







