Ceza Yargılamalarında Avukatın Rolü, Savunma Hakkı, Delil Toplama Hak ve Yetkisi Üzerine İncelemeler
Giriş
Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmak ve adil bir karar verebilmek için iddia ve savunma makamlarının sunduğu deliller büyük önem taşır. Savcılık makamı suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez, hem aleyhe hem de lehe delilleri toplamakla yükümlüdür . Diğer yandan savunma hakkı da Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınmıştır ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi md.6 kapsamındaki silahların eşitliği ilkesi gereğince şüpheli veya sanığın, savunmasını gerektiği gibi yapabilmesi için makul imkânlara sahip olması gerekir. Bu kapsamda müdafi olan avukat, ceza yargılamasının her aşamasında müvekkili lehine deliller araştırabilmeli, toplayabilmeli ve dosyaya sunabilmelidir.
Türk hukukunda avukatların delil toplama yetkisine ilişkin hükümler çeşitli yasal düzenlemelerde yer almaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda avukatın mesleki faaliyetini yerine getirirken bilgi ve belgelere erişim hakkı tanınmış; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nda ise ceza soruşturma ve kovuşturmasının yürütülmesi sırasında savunma makamının delil sunma usulleri belirlenmiştir. Aşağıda, avukatın delil toplama hak ve yetkileri soruşturma, kovuşturma, istinaf ve temyiz aşamaları itibariyle ele alınacak; bu yetkinin dayandığı yasal hükümler ve yargı içtihatları ışığında uygulamada karşılaşılan sorunlar tartışılacaktır.
Avukatın Delil Toplama Yetkisinin Yasal Dayanakları
Avukatların delillere erişim ve delil toplama konusundaki hakları, öncelikle Avukatlık Kanunu’nda genel bir çerçeveye oturtulmuştur. Kanunun 2. maddesi, avukatların yargı organları nezdinde bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiğini vurguladıktan sonra, üçüncü fıkrasında kamu kurum ve kuruluşlarının avukatlara yardımcı olmak zorunda olduğunu açıkça belirtir . Bu hükme göre “yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları… avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır”; kanunlarda özel hükümler saklı kalmak kaydıyla bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür . Bu düzenleme, avukatın gerek soruşturma gerekse dava sırasında ihtiyaç duyacağı resmi bilgi ve belgelere ulaşma hakkının genel temelini oluşturur. Avukat bu belgelere erişip inceleyebilir ve vekâletnamesini ibraz ederek örneklerini alabilir. Avukatlık Kanunu m.2’de ayrıca, görülmekte olan davalarda mahkemelerden evrak temini için duruşma günü beklenmeksizin müzekkere alınabileceği ifade edilmiştir . Böylece yasa koyucu, savunma tarafının delil elde etme ve dosya içeriğine ulaşma konusunda aktif rol üstlenebilmesini amaçlamıştır.
Avukatlık Kanunu m.35, yalnız avukatların yapabileceği işleri tanımlamaktadır. Bu madde uyarınca kanunların belirlediği kişi ve merciler önünde bir hakkın dava edilmesi veya savunulması, adli işlemlerin takibi ve bu işlere ait bütün evrakın düzenlenmesi baroya kayıtlı avukatlara ait bir yetkidir . Ceza muhakemesinde de sanığı temsilen savunmayı üstlenen avukat, dosyaya sunulacak dilekçe ve belgeleri düzenleme, delil bildirme gibi işlemleri yapma yetkisine sahiptir. Bu düzenleme, savunma faaliyetinin profesyonel bir şekilde yürütülmesini güvence altına alırken; delillerin usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi ve takip edilmesi görevini de avukata vermektedir.
Avukatların dosyalara erişim hakkı ise Avukatlık Kanunu m.46’de özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddeye göre avukat veya stajyer, vekâletname olmasa dahi dava ve takip dosyalarını inceleyebilir ve bu talebin yetkililerce yerine getirilmesi zorunludur . Yani bir avukat, bir ceza davasında taraf olmasa bile (örneğin meslektaş dayanışmasıyla veya kamuya mal olmuş bir davayı takip amacıyla) mahkeme kalemine başvurarak dosyayı inceleme hakkına sahiptir; görevliler bu incelemeye izin vermek zorundadır. Ancak vekâletnamesi olmayan avukata dosyadan örnek veya fotokopi verilmeyeceği belirtilmiştir . Vekâletname sunan avukat ise ilgili dosyadan örnek alabilir ve bunu yaparken harç ödemez. Bu hüküm, savunma makamının dosya içeriğini öğrenebilmesini ve gerekli gördüğü takdirde delil toplama faaliyetini dosya incelemesi yaparak yönlendirebilmesini sağlamayı amaçlar.
Avukatlık Kanunu m.14 ise belirli kamu görevlerinden ayrılanların avukatlık yapmasına dair kısıtlamaları düzenler. Her ne kadar m.14 doğrudan delil toplama yetkisine ilişkin bir hüküm içermese de, örneğin bir hakimin veya savcının mesleği bıraktıktan hemen sonra aynı yargı çevresinde avukatlık yapamaması gibi kurallarla çıkar çatışmalarını önlemektedir. Bu madde, ceza yargılamasında savunma makamının bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumayı dolaylı olarak amaçlar. Özellikle savcılıktan ayrılıp avukatlık yapan kişilerin, önceki görevlerinden dolayı elde ettikleri bilgi ve nüfuzu kullanarak haksız bir avantaj sağlamalarının önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Dolayısıyla avukatın delil toplama yetkisine ilişkin tartışmalarda, m.14’ün ortaya koyduğu etik çerçeve de göz önünde bulundurulmalıdır.
Son olarak, savunma makamının haklarına ilişkin CMK hükümleri de önem arz eder. CMK m.153, müdafiin soruşturma evresinde dosyayı inceleme ve örnek alma yetkisini düzenler. Kural olarak müdafi, soruşturma dosyasını inceleyebilir ve belgelerin bir örneğini alabilir (CMK 153/1). Ancak aynı maddenin 2. fıkrası, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise bu yetkinin kısıtlanabileceğini öngörmüştür. Savcının talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilen bir gizlilik (kısıtlama) kararı, avukatın soruşturma dosyasının tamamını görmesini engelleyebilir. Bu istisnai uygulama aşağıda soruşturma aşaması bölümünde ayrıntılı ele alınacaktır. CMK m.206-217 ise kovuşturma evresinde delillerin ortaya konulması, tartışılması ve değerlendirilmesi usulünü belirler. Bu hükümler, delillerin ne zaman ileri sürülebileceği, mahkemenin delil taleplerini hangi hallerde reddedebileceği ve hükme esas alınacak delillerin duruşmada tartışılmış olması gereğini içermektedir. Yine CMK m.177-178, sanığın (ve müdafiinin) duruşma hazırlığı aşamasında savunma delillerinin toplanmasını talep edebileceğini düzenlemektedir. Tüm bu kanuni çerçeve, savunma tarafının teorik olarak geniş bir delil sunma hakkına sahip olduğunu göstermektedir.
Aşağıda, söz konusu yasal dayanaklar ışığında avukatın delil toplama ve sunma yetkileri ceza muhakemesinin dört temel aşaması bakımından incelenmektedir.
Soruşturma Aşamasında Avukatın Delil Toplama Yetkisi
Soruşturma aşaması, suç şüphesinin ortaya çıktığı andan iddianamenin kabulüne (davanın açılmasına) kadar geçen evredir. Bu evrede delil toplama görevi esas itibariyle Cumhuriyet savcısına aittir. CMK m.160 uyarınca Cumhuriyet savcısı, bir suç işlendiğini öğrenir öğrenmez, kamu davası açmaya gerek olup olmadığına karar verebilmek için maddi gerçeği araştırmaya başlar; bu amaçla şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri eşit bir özenle araştırmak ve toplamak zorundadır . Savcı bu görevini çoğunlukla adli kolluk (polis, jandarma) aracılığıyla yerine getirir. Kolluk görevlileri, savcının emir ve talimatları doğrultusunda delil toplama işlemlerini (olay yeri incelemesi, tanık beyanlarının alınması, uzmanlık raporları vb.) yürütür.
Savcının delil toplama yükümlülüğü teorik olarak lehe delilleri de kapsasa da, uygulamada soruşturma makamları çoğunlukla suçun işlendiğini gösteren aleyhe delillerin toplanmasına öncelik vermektedir. Bu noktada müdafiin rolü, savunma açısından önemli görülen delillerin toplanmasını talep etmek, hatta mümkünse bizzat kendisi toplamak suretiyle soruşturma makamını harekete geçirmektir.
Avukatın soruşturma evresinde delil toplama yetkisi birkaç şekilde ortaya çıkar:
• Savcıdan Delil Toplanmasını İsteme: Müdafi, soruşturma dosyasına vekâleten temsil ettiği şüpheli lehine olabilecek bilgi ve belgeleri sunabilir veya henüz dosyada bulunmayan belirli bir delilin toplanması için savcılığa dilekçe ile başvurabilir. Örneğin, müvekkilinin olay sırasında başka bir yerde olduğuna dair kamera kaydı varsa, savcılıktan ilgili kurumdan bu kaydın istenmesini talep edebilir; ya da müvekkil lehine ifade verecek tanıkların bilgilerini savcılığa bildirerek ifadelerinin alınmasını isteyebilir. Kanunen savcının bu talepleri değerlendirmesi gerekir ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayacak talepleri reddetmemesi beklenir. Nitekim delillerin tamamının toplanması soruşturma organının görevidir; eğer suçun sübutuna etki edecek önemli bir delil toplanmadan iddianame düzenlenirse, mahkemenin iddianameyi iade etmesi gerekebilir .
• Resmî Kurumlardan Bilgi/Belge Toplama: Müdafi, Avukatlık Kanunu m.2’nin tanıdığı hakka dayanarak, soruşturma sırasında müvekkilini aklayabilecek veya aleyhine ileri sürülen iddiaları çürütebilecek belgeleri ilgili kurumlardan doğrudan talep edebilir. Örneğin, bir şüphelinin olay tarihinde hastanede tedavi gördüğünü savunması halinde avukat, ilgili hastaneden müvekkilinin o tarihte orada olduğuna dair kayıtları isteyebilir. Kural olarak kamu kurumları ve hatta özel kuruluşlar (bankalar, sigorta şirketleri vb.) avukatın görevini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür . Avukatlık Kanunu m.2’deki bu yükümlülük, soruşturma evresinde savunmanın delil toplamasına büyük bir imkân tanımaktadır. Ancak uygulamada, bazı kurumlar avukatın bu yöndeki taleplerini çeşitli gerekçelerle geri çevirebilmektedir. Özellikle kişisel verilerin gizliliği veya soruşturmanın gizliliği gerekçesiyle, kurumların avukatlara belge vermekten imtina ettiği görülmektedir. Örneğin bir telekomünikasyon şirketi, şüphelinin kendi telefonunun baz kayıtlarını avukata doğrudan vermeyip savcılık kanalıyla talep edilmesi gerektiğini söyleyebilir. Oysa Avukatlık Kanunu’nun açık hükmü karşısında, kurumların bu şekilde keyfi davranması hukuka aykırıdır. Fiilen bu engelle karşılaşan avukatlar genellikle savcılığa tekrar dilekçe vererek ilgili kurumdan söz konusu delilin celbini isterler. Ancak bu süreç zaman kaybına yol açabilir ve bazı durumlarda delilin kaybolması riskini doğurabilir.
• Özel Araştırma ve İnceleme Yapma: Müdafi, kendi inisiyatifiyle de bazı araştırmalar yapabilir. Örneğin olay yerinde keşif yapmak, görgü tanıklarıyla gayriresmî görüşmeler gerçekleştirmek, uzman görüşü almak gibi adımları bizzat atabilir. Türk hukukunda avukatın resmî anlamda özel dedektiflik yapma yetkisi olmasa da, hukuka aykırı olmamak kaydıyla olaydaki bilinmeyen noktaları aydınlatmaya yönelik girişimlerde bulunmasının önünde bir engel yoktur. Elde ettiği bulguları ve bilgileri daha sonra savcılığa sunarak resmî delil haline getirmeye çalışacaktır. Örneğin avukat kendi imkanlarıyla bir güvenlik kamerası kaydına ulaşırsa, bunu tutanakla savcılığa teslim ederek dosyaya girmesini sağlayabilir. Benzer şekilde, bir uzman görüşü (bilirkişi raporu niteliğinde olmamakla birlikte teknik değerlendirme) alarak, savcılığa bu konuda resmi bilirkişi incelemesi yapılmasını önerebilir.
Soruşturma aşamasında uygulamada yaşanan başlıca sorunlar, avukatın delil toplama çabasının çeşitli engellerle karşılaşabilmesidir. Bunların başında soruşturma dosyasına erişim sınırlamaları gelir. CMK m.153’e göre müdafinin soruşturma dosyasını inceleyebilmesi kural olmakla birlikte, aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca “müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi kararıyla bu yetki kısıtlanabilir.” Uygulamada özellikle örgütlü suçlar, terör suçları gibi dosyalarda savcıların gizlilik kararı aldırdığı sıkça görülür. Bu durumda müdafi, müvekkiliyle ilgili iddiaların dayanaklarını tam olarak öğrenemez ve dosyadaki delilleri göremez. Bu da savunmanın karanlıkta kalmasına yol açarak, avukatın hangi delilin eksik olduğunu tespit etmesini veya hangi yönde delil toplanması gerektiğini belirlemesini zorlaştırır. Her ne kadar gizlilik kararına karşı itiraz yolu açık olsa da (CMK 153/2, atfıyla CMK 267), çoğunlukla sulh ceza hâkimlikleri bu itirazları reddetmekte ve soruşturma sonuna dek dosya savunmaya kapalı kalabilmektedir.
Gizlilik kararı uygulaması, doktrinde ve yargısal uygulamada silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilmektedir. Zira savcı bütün delillere sınırsız erişebilirken, müdafiin dosyayı görmemesi adil bir denge kurmakta zorluk yaratır . Özellikle haklı bir neden olmaksızın her dosyaya rutin şekilde gizlilik kararı konulması, savunma hakkının gereksiz yere kısıtlanması anlamına gelir. Yargıtay da, savunma hakkının bu tür kısıtlanmalarını hukuka kesin aykırılık kapsamında değerlendirmektedir (CMK 289/1-e). Bu nedenle, soruşturma evresinde gizlilik kararı verilmesi istisnai olmalı, sadece gerçekten gerekli hallerde başvurulmalıdır. Aksi takdirde savunmanın delil toplama ve etkili savunma yapma imkânı zedelenecektir.
Diğer bir pratik sorun, kolluk görevlilerinin veya savcının fiilî engellemeleri şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin, müdafi dilekçe ile bir delilin toplanmasını istediğinde, savcı bu talebi dosyaya koyup herhangi bir işlem yapmadan soruşturmayı sonuçlandırabilir. Yahut kolluk, avukatın işaret ettiği bir tanığın ifadesini almakta ihmalkâr davranabilir. Bunun sonucunda eksik soruşturma ile iddianame hazırlanabilir. Türk hukukunda mahkeme, önüne gelen iddianamede eksik soruşturma yapıldığını tespit ederse iade mekanizması vardır; ancak uygulamada mahkemeler her zaman bu mekanizmayı işletmeyebilir veya eksik kalan hususun duruşmada tamamlanabileceğini düşünerek davayı başlatabilir. Bu durumda savunma, söz konusu delili kovuşturma aşamasında kendisi ortaya koymak zorunda kalacaktır.
Somut bir örnek olarak, bir trafik kazası soruşturmasında şüpheli sürücünün alkollü olmadığını gösteren bir güvenlik kamerası kaydı olduğunu varsayalım. Avukat, bu kaydın emniyet tarafından alınmasını soruşturma sırasında talep eder. Eğer kolluk bu talebi savcılık kanalıyla almasına rağmen kaydı toplamayı geciktirirse ve kamera kaydı zaman aşımına uğrayıp silinirse, savunma telafisi imkansız bir zarara uğrar. Teorik olarak avukat, aynı kaydı işyeri sahiplerinden doğrudan talep edebilirdi; fakat birçok kez özel kişiler de “savcılık gelsin, biz doğrudan vermeyiz” diyerek çekimser davranabilmektedir. İşte bu gibi durumlarda Avukatlık Kanunu m.2’nin pratiğe yansımadığı, savunmanın fiilen engellendiği söylenebilir.
Özetle, soruşturma aşamasında avukatın delil toplama hakkı mevzuat tarafından tanınmış olmakla birlikte, soruşturmanın tek hâkimi savcıdır ve savcının yönlendirmesi dışında resmi delil toplamak kolay değildir. Müdafi, kendi bulduğu veya müvekkilinin sağladığı delilleri dosyaya sunarak etkili olmaya çalışır. En azından, savcının dikkatinden kaçmış veya ihmal edilmiş lehine delilleri gündeme getirmek avukatın önemli bir görevidir. Ayrıca avukat, toplanmayan hayati bir delil varsa, iddianame tanzimi durumunda bunu mahkemeye bildirerek iddianamenin iadesini talep etme yoluna da dolaylı olarak gidebilir (CMK m.174 uyarınca, iddianamenin kabulü için delillerin büyük ölçüde toplanmış olması şarttır).
Sonuç olarak soruşturma evresinde avukat, talep eden ve hatırlatan konumundadır. Yasal olarak pek çok hakkı olsa da (dosya inceleme, bilgi-belge isteme, dilekçe verme vb.), fiiliyatta savunmanın delil toplamadaki etkinliği, soruşturma makamlarının yaklaşımına bağlıdır. Yine de avukatın bu aşamada yaptığı girişimler, sonraki kovuşturma sürecine güçlü bir hazırlık zemini oluşturur ve müvekkilinin haklarını korumak adına kritiktir.
Kovuşturma Aşamasında Avukatın Delil Toplama Yetkisi
Kovuşturma aşaması, iddianamenin kabulü ile başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar devam eden yargılama sürecini ifade eder. Bu aşamada savunma makamının delil toplama ve sunma konusunda daha fazla söz hakkı ve imkânı vardır. Zira artık iş mahkemeye intikal etmiş, duruşma safhası başlamıştır. Ceza muhakemesinin sözlü yargılama döneminde temel ilke davasız (iddiasız) ve savunmasız hüküm kurulamayacağıdır. Bu nedenle iddia makamı kadar savunma makamı da delil ikamesi (ortaya koyma) hakkına sahiptir.
Davanın hazırlık safhası: Kovuşturma başlamadan önce CMK, taraflara delillerini bildirmeleri için imkân tanır. CMK m.175 uyarınca iddianame kabul edildikten sonra mahkeme tensip kararı ile duruşma gününü belirler ve iddianameyi sanığa tebliğ eder. CMK m.177 ise sanık ve müdafiine, duruşmadan en az 5 gün önce mahkemeye verecekleri bir dilekçeyle savunma delillerinin toplanmasını isteme hakkı tanır. Bu dilekçede çağrılması istenen tanık veya bilirkişiler ya da celbi talep edilen belgeler somut olarak belirtilmelidir. Hakim bu talepleri değerlendirip kararını duruşma öncesinde taraflara bildirir . Bu usul, savunma delillerinin de en baştan dosyaya girmesini sağlayarak “sürpriz yargılama” riskini azaltmayı amaçlar. Eğer mahkeme savunmanın bazı delil taleplerini reddederse, bunun gerekçesini belirtir; kabul edilen delil istemleri ise savcılığa da bildirilerek gerekli hazırlıklar yapılır .
Duruşma başladığında, delillerin ortaya konulması ve tartışılması faslına geçilir. CMK m.206, mahkemede delillerin ne şekilde ortaya konulacağını ve hangi hallerde ileri sürülen bir delilin reddedilebileceğini düzenler. Kural olarak “ortaya konulup tartışılmayan bir delil hükme esas alınamaz” . Bu nedenle tüm delillerin duruşmada tarafların huzurunda tartışılması gerekir. Sanığın sorgusu yapıldıktan sonra taraflar sırasıyla delillerini sunarlar. Müdafi de bu aşamada tüm savunma delillerini mahkemeye sunabilir: Tanık dinletebilir, bilirkişi incelemesi talep edebilir, belge ve raporları dosyaya ibraz edebilir. Mahkeme, ileri sürülen her delili tartışmaya açmalı ve değerlendirerek bir karara varmalıdır. Ancak CMK m.206/2’ye göre üç halde mahkeme bir delilin ortaya konulmasını reddedebilir: (1) Delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse, (2) Delilin ispat etmek istediği olgu, karara etkili değilse (yani gereksiz veya ilgisizse), (3) Delil istemi sadece davayı uzatma amacı taşıyorsa . Bu sayılan durumlar dışında, savunmanın gösterdiği delillerin toplanması kural olarak reddedilemez; reddedilirse bu durum savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilir ve Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılır.
Uygulamada bazen mahkemelerin, savunma tarafından gösterilen delilleri hatalı şekilde reddettikleri görülmektedir. Özellikle delilin geç ileri sürüldüğü veya önemsiz olduğu düşüncesiyle talepler geri çevrilebilir. Oysa Yargıtay içtihatları, “duruşmanın her aşamasında kanıtın ileri sürülebileceğini” ve makul bir gerekçe olmaksızın geç sunuldu diye delilin reddedilemeyeceğini vurgulamaktadır . Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olduğundan, hüküm verilene kadar ortaya çıkan yeni bir delil dahi imkân ölçüsünde değerlendirmeye alınmalıdır . Hatta Yargıtay kararları, bozma sonrası yeniden görülen davada bile tarafların yeni delil ileri sürmesinin mümkün olduğunu, bunun önceki bozma kapsamı dışında diye geri çevrilemeyeceğini belirtmiştir . Bu bakımdan, bir delilin geç sunulması tek başına dürüst yargılama ilkelerine aykırı değildir; yeter ki kötü niyetle davayı uzatma amacı güdülmesin veya karşı taraf hazırlıksız bırakılmasın.
Mahkemece savunma delillerinin toplanmaması savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilir. Örneğin, sanık müdafiinin gösterdiği ve davanın sonucunu etkileyebilecek bir tanık dinlenmeden hüküm kurulursa eksik araştırmaya dayalı karar verilmiş olur ki bu, Yargıtay denetiminde bozma nedenidir . Nitekim Yargıtay, dinlenmesine karar verilen tanıklar dinlenmeden ya da dinlenmemesinin usulünce mümkün olduğuna dair bir işlem yapılmadan karar verilmesini açıkça hukuka aykırı bulmaktadır . Aynı şekilde, savunma tarafından ileri sürülen ve kararda önemli etkisi olabilecek bir delil toplanmadan hükme varılması da adil yargılanma ilkesine aykırı olacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve dairelerinin yerleşik içtihadı, savunma hakkının kısıtlanmasını mutlak bozma nedeni olarak görmektedir. CMK m.289/1-e’ye göre de, savunma hakkının sınırlandırılması hukuka kesin aykırılık hâllerindendir ve üst mahkemece doğrudan doğruya bozulmayı gerektirir.
Savunma makamı, kovuşturma sırasında delillerin tartışılması aşamasında da aktif rol oynar. İddia makamınca ortaya konulan delillere karşı itirazlar, değerlendirmeler yapar; çapraz sorgu ile tanıklara sorular yönelterek gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sunar. Bu da geniş anlamda savunmanın delille ilgili bir faaliyetidir. Ayrıca delillerin hukuka uygunluğu meselesi de savunmanın gündeme getirebileceği bir noktadır: Eğer savcılık tarafından sunulan bir delilin hukuka aykırı elde edildiğini düşünüyorsa (örneğin bir arama işleminin usulsüz olması nedeniyle elde edilen delil), avukat bunun hükme esas alınmamasını talep edebilir. CMK m.206/2-a ve m.217/2 gereğince hukuka aykırı deliller reddedilecek ve hükme esas alınmayacaktır. Bu noktada savunmanın yaptığı itirazlar, mahkemece değerlendirilip karara bağlanır.
Uygulamada karşılaşılan sorunlara gelince; çoğunlukla mahkemelerin yoğun iş yükü ve bazen savunma makamına yönelik önyargılar nedeniyle, savunmanın tüm delil taleplerine olumlu yaklaşılmayabilir. Örneğin, davanın uzamasından kaçınmak isteyen bir mahkeme, sanık müdafiinin ek bilirkişi incelemesi yaptırma talebini “dosyadaki deliller yeterli” diyerek geri çevirebilir. Ancak bu kararın isabetli olması, gerçekten o delilin karara etkisiz olup olmadığına bağlıdır. Eğer reddedilen delil, sonuca etkili olabilecek nitelikteyse, kararı temyiz eden savunma bu durumu bir bozma nedeni olarak öne sürecektir. Yargıtay’ın birçok kararında, savunmanın delil gösterme hakkının gerekçesiz engellenmesi eleştirilmektedir.
Bir diğer sorun, mahkemenin savunma tarafından sunulan delilleri değerlendirmede isteksiz olmasıdır. Örneğin müdafiin özel olarak hazırlattığı bir uzman raporu mahkemeye sunulduğunda, mahkeme bunu dosyaya koyup incelemek zorundadır. Ancak bazı hallerde hâkimler, resmi bilirkişi raporu niteliğinde olmayan bu tür savunma kaynaklı raporlara itibar etmeyip kararda hiç bahsetmeyebilir. Oysa taraflarca sunulan her delilin gerekçeli kararda tartışılması gerekir; aksi halde kararın gerekçesi yetersiz kalır. Bu da temyiz aşamasında eleştiri konusu olabilir.
Özetlemek gerekirse, kovuşturma aşamasında avukatın delil toplama ve sunma yetkisi en geniş şekilde kullanılabilir durumdadır. Yasal olarak savunmaya tanınan haklar (tanık dinletme, bilirkişi incelemesi isteme, keşif isteme, belge sunma vb.) bakımından bir kısıtlama yoktur. Tüm deliller hüküm verilinceye kadar ileri sürülebilir ve değerlendirilmelidir . Mahkemenin tek sınırlaması, yukarıda bahsedilen CMK 206 kapsamındaki durumlar ve yargılamanın disiplinidir. Eğer savunma, dürüstlük kuralına uygun şekilde ve davanın esasına ilişkin deliller getiriyorsa, bunların toplanması adil yargılanma için şarttır. Yargıtay’ın da belirttiği üzere “davayı uzatmak ya da adaleti yanıltmak amacını taşımadıkça bir delilin geç ileri sürülmesi onun reddi için neden oluşturmaz” . Bu ilke, savunmanın son ana kadar yeni delil bulup getirebileceğini ve bunun değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar.
Netice itibariyle kovuşturma aşamasında avukat, delilleri bizzat mahkeme önünde ortaya koyabilen ve tartışabilen aktiftir. Savunma makamının getirdiği delillerin toplanmaması veya gereği gibi tartışılmaması, savunma hakkının sınırlandırılması anlamına gelecektir ki bu durum Yargıtay tarafından yakından denetlenmektedir. Modern ceza muhakemesinde savunmanın etkin katılımı, adil yargılamanın vazgeçilmez unsurudur. Delil toplama ve sunma yetkisi de bu etkin katılımın en önemli araçlarından biridir.
İstinaf Aşamasında Delil Toplama ve İnceleme
İstinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) aşaması, ilk derece mahkemesinin verdiği hükme karşı yapılan başvuru üzerine dosyanın hem vakıa hem hukuk yönünden yeniden incelendiği aşamadır. Türkiye’de istinaf sistemi 2016 yılında fiilen uygulanmaya başladığından, savunmanın delil sunma yetkisi bakımından bazı yeni uygulamalar oluşmuştur. İstinaf, ikinci bir değerlendirme mercii olarak bazı durumlarda ek delil incelemesi yapabilmektedir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı sanık müdafiinin istinaf kanun yoluna başvururken sunabileceği yeni deliller veya talepler vardır. CMK m.280 gereğince, Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) dosyayı inceledikten sonra duruşma açılmasına karar verebilir. Özellikle ilk derece yargılamasında eksik inceleme yapıldığı kanaatine varırsa veya yeni ortaya çıkan önemli bir delil söz konusuysa, BAM duruşmalı inceleme yaparak bu eksikliği tamamlayabilir. Bu kapsamda savunma makamı, istinaf dilekçesinde ilk derecede değerlendirilmeyen delillerin toplanmasını talep edebilir. Örneğin, ilk derece mahkemesi dinlemediği bir tanığı bölge adliye mahkemesi re’sen veya talep üzerine dinleyebilir; ya da savunmanın istediği bir bilirkişi incelemesini yaptırabilir. İstinaf mahkemesi, gerekli görürse yeni delil toplanması dâhil her türlü araştırmayı yapma yetkisine sahiptir (CMK 281).
Savunma, istinaf dilekçesinde belirttiği hususların yanı sıra, BAM duruşması sırasında da delil sunma veya delil tartışma hakkına sahiptir. Bölge Adliye Mahkemesi bir duruşma açtığında, neredeyse ilk derece gibi yeniden yargılama yapar; bu duruşmada savcı tekrar mütalaa verebilir, savunma tekrar yapılır ve deliller gerekiyorsa yeniden incelenir. Müdafi bu aşamada da gerek önceden dosyada olan, gerekse yeni ortaya çıkan deliller hakkında beyanda bulunabilir. Hatta ilk derece sonrası ortaya çıkan yeni delilleri BAM’a sunmak da mümkündür. Örneğin, hükümden sonra sanığın lehine ortaya çıkan bir tanık veya belge varsa, istinaf dilekçesi verildikten sonra bile BAM’a ek beyanla sunulabilir ve bunun incelenmesi talep edilebilir. Mevzuatta buna engel bir hüküm yoktur; aksine yukarıda belirtilen “yargılama sonuçlanıncaya kadar kanıtların toplanması gerekir” ilkesi burada da geçerlidir .
Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusu üzerine dosyayı sadece evrak üzerinden de inceleyip duruşma açmadan karar verebilir. Eğer dosya üzerinden karar verirse, yeni delil toplanması söz konusu olmayacaktır; savunmanın rolü istinaf dilekçesinde hukuki itirazlarını belirtmekle sınırlı kalabilir. Ancak BAM, ilk derecenin kararını hukuka uygun bulmayıp esası ele alacaksa genellikle duruşma açmayı tercih etmektedir. Duruşma açıldığında da savunmanın delil talepleri yeniden gündeme gelebilir.
İstinaf aşamasında uygulamada yaşanan sorunlar, aslında kovuşturma aşamasındakilere benzer. Eğer ilk derece mahkemesi savunmanın bazı delillerini hiç değerlendirmediyse, savunma bunu istinaf dilekçesinde vurgular. Ne var ki, bölge adliye mahkemelerinin iş yükü ve genel yaklaşımı, çoğu zaman sadece dosya üzerinden denetimle sınırlı kalmaktadır. Özellikle bazı BAM daireleri, duruşma açmadan karar verme eğilimindedir. Bu durumda savunmanın yeni delil sunma imkânı fiilen ortadan kalkar, çünkü duruşmasız incelemede mahkeme yeni bir araştırma yapmamaktadır. Savunma dilekçesinde yeni bir delilden bahsetse bile, BAM bunu genellikle “dosya kapsamı dışında” diyerek dikkate almayabilir. Ancak eğer savunmanın bahsettiği yeni delil hükmün sonucunu değiştirecek nitelikteyse, BAM’ın bunu görmezden gelmesi de hatalı olacaktır. Böyle bir durumda savunma, BAM kararını temyiz ederken bu eksikliği de gündeme getirebilir.
Öte yandan, BAM duruşma açıp yeni deliller toplarsa, bu defa ilk derece ile istinaf arasındaki savunma stratejisi farklılaşabilir. Savunma avukatının, müvekkili lehine olan ve ilk derecede sunmadığı bazı delilleri istinafta sunması, karşı tarafça eleştiri konusu yapılabilir (“Madem bu delil vardı, neden ilk mahkemede ibraz etmediniz?” şeklinde). Ancak hukuken savunmanın böyle bir yükümlülüğü yoktur; sanık aleyhine geyik ceza muhakemesinde delil saklanması yasak iken, lehine delil saklanması diye bir kavram yoktur. Yani savunma stratejik olarak istinafı bekleyip, daha üst mahkemede delil sunmayı tercih etmiş olabilir ki bu yasaldır. Yargıtay da, istinafta sunulan yeni delillerin incelenebileceğini kabul etmektedir.
Sonuç olarak, istinaf aşamasında avukatın delil toplama/yatma yetkisi, ilk dereceye kıyasla sınırlı olmakla birlikte devam eder. Bu aşamada avukat daha çok, ilk derecede toplanmamış veya yanlış değerlendirilen delillerin düzeltilmesini ve tamamlanmasını talep eden bir roldedir. Bölge Adliye Mahkemesi de bir nevi hataları giderme mercii olduğundan, savunma tarafından işaret edilen eksik delillerin tamamlanmasına önem vermelidir. Nitekim BAM’lar hem vakıa denetimi yapabildiği için hem de gerektiğinde duruşma yaparak tanık dinleme, keşif yapma gibi işlemleri gerçekleştirebildiği için savunmanın delil taleplerini karşılayabilir. Eğer buna rağmen savunmanın önemli bir delil talebi karşılanmadan BAM hüküm verirse, bu da bir üst aşamada temyize konu edilebilecektir.
Temyiz (Yargıtay) Aşamasında Delil Toplama Yetkisi ve Denetimi
Temyiz aşaması, bölge adliye mahkemesi kararı veya istinaf yolunun olmadığı durumlarda ilk derece mahkemesi kararının Yargıtay tarafından hukuki denetime tabi tutulduğu son aşamadır. Temyiz, kural olarak hukukilik denetimi yapar; Yargıtay, yerel mahkemenin maddi olguları değerlendirmesinde bariz bir hata veya eksiklik olup olmadığını ve hukuka uygun karar verilip verilmediğini inceler. Bu aşamada yeni delil ileri sürülmesi genellikle mümkün değildir, zira yargılama Yargıtay’da yeniden açılmaz. Ancak savunma makamının temyiz dilekçelerinde ve sözlü savunmalarında (Yargıtay’da duruşmalı temyiz hakkı sınırlı hallerde var) delillerin yerel mahkemece hatalı değerlendirilmesini veya savunma hakkının kısıtlanmasını dile getirmesi büyük önem taşır. Yargıtay bu iddiaları değerlendirerek kararı bozabilir.
Savunma avukatının temyiz sürecinde yaptığı esas iş, yerel mahkeme veya BAM’ın kararındaki hukuka aykırılıkları göstermektir. Delil toplama yetkisi anlamında bakıldığında, artık fiilen yeni bir delil toplayıp dosyaya sunması beklenmez. Fakat avukat, dosyada mevcut olup da göz ardı edilen veya usulsüz elde edilmiş delillere dikkat çekebilir. Örneğin, müdafi temyiz dilekçesinde “müvekkilimin olay günü hastanede olduğuna dair belgeyi ilk derece mahkemesi dikkate almamıştır, bu belge hükme etkili olabilecek niteliktedir, dikkate alınmaması savunma hakkının kısıtlanmasıdır” şeklinde bir iddia ileri sürebilir. Yargıtay, eğer gerçekten böyle bir delil mevcut ve kararda tartışılmamış ise, bunu eksik inceleme kabul ederek kararı bozabilir. Ancak aynı delil ilk kez temyiz aşamasında ortaya çıkmışsa, Yargıtay incelemesinde dikkate alınması mümkün olmaz; bunun için ancak yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yollarına başvurulabilir.
Temyiz incelemesinde Yargıtay, özellikle savunma hakkının ihlali iddialarını titizlikle ele alır. Örneğin yerel mahkeme savunmanın çağrılmasını istediği bir tanığı dinlememiş ve bu yüzden önemli bir çelişki giderilmemişse, Yargıtay bu durumu sıklıkla CMK 289/1-e kapsamına sokarak, savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle bozma kararı verir. Yine mahkemenin dosyadaki bir delili değerlendirmemesi veya gerekçede tartışmaması da bozma gerekçesi yapılabilir (gerekçeli karar yeterliliği bağlamında). Savunmanın sunduğu bir belgenin göz ardı edilmesi yahut delillerin sadece iddia makamının lehine yorumlanıp savunmanın ortaya koyduğu hususlara değinilmemesi, Yargıtay tarafından adil yargılanma ilkesine aykırı bulunabilir.
Yargıtay temyiz aşamasında kendisi delil toplamaz; ancak delil değerlendirme yasaklarına ve eksik araştırmaya ilişkin denetim yapar. Örneğin, hukuka aykırı bir şekilde elde edilmiş bir delile dayanılarak mahkûmiyet verildiyse, Yargıtay o kararı CMK 206/2-a ve 217/2’ye aykırılık nedeniyle bozacaktır. Aynı şekilde, “eksik soruşturma ile hüküm kurulması” Yargıtay’ın bozma nedenleri arasındadır . Bunun anlamı, eğer savunmanın talep ettiği ve karara etki edebilecek nitelikte bir delil toplanmadan hüküm verildiyse, Yargıtay bu eksikliğin giderilmesi için kararı bozup dosyayı geri gönderecektir. Bu bakımdan temyiz aşaması, savunma tarafından ileri sürülen ancak ilk derece veya istinafta dikkate alınmamış delillerin dolaylı biçimde toparlandığı bir denetim mekanizması sunar.
Örneğin, Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin yakın tarihli bir kararında, sanığın savunmasını destekleyen kamera kayıtlarının mahkemece incelenmemiş olması sebebiyle maddi gerçeğin tam ortaya çıkmadığı belirtilerek yerel mahkeme hükmü bozulmuştur (güncel Yargıtay kararlarında benzer birçok örnek bulunmaktadır). Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020 tarihli bir içtihadında, sanığın lehine olan bir tanığın dinlenmemesini savunma hakkının kısıtlanması kapsamında değerlendirmiş ve bunun CMK 289 uyarınca kesin bozma nedeni olduğunu vurgulamıştır . Bu kararlar, temyiz merciinin savunma delillerinin göz ardı edilmesine karşı ne kadar duyarlı olduğunun göstergesidir.
Temyiz aşamasında avukatın rolü, bir anlamda hukuki bir filtre uygulayarak delillerin usul ve esasa uygun değerlendirilip değerlendirilmediğini ortaya koymaktır. Bu kapsamda yazdığı temyiz dilekçesinde mümkün olduğunca ilgili yasal dayanaklara (CMK 206, 217, 289 vb.) ve emsal Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak, müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunabilir. Yargıtay, önüne gelen dosyada esasen yeni bir delil aramaz; fakat savunmanın işaret ettiği bir eksikliği veya hatayı tespit ederse, bunu düzeltmek üzere kararı bozabilir. Bu da dolaylı olarak, savunmanın istediği delilin toplanmasına veya değerlendirilmesine imkân sağlar. Bozma kararı sonrası dava yeniden görülürken, artık o eksik delil tamamlanmak zorundadır (Yargıtay’ın bozma ilamına uyulması halinde).
Özetle, temyiz (Yargıtay) aşamasında avukatın delil toplama yetkisi doğrudan icra edilemez; fakat delillerin doğru uygulanıp uygulanmadığını denetletme yetkisi vardır. Savunma makamı, temyiz merciinde adeta bir hakem incelemesi talep ederek, önceki aşamalarda giderilemeyen eksikleri gidermeye çalışır. Yargıtay da verdiği kararlarda son yıllarda giderek artan biçimde adil yargılanma vurgusu yapmakta, savunma hakkının ihlali söz konusuysa bunu tereddütsüz bozma nedeni yapmaktadır .
Unutulmamalıdır ki Yargıtay aşaması sonrasında hüküm kesinleşir ve artık olağan yollar tükenir. Bu nedenle avukatın temyizde ileri süreceği savunmalar çok kritiktir. Gerek görülmeyen bir delilin önemini anlatmak, gerekse usule aykırı elde edilmiş delillerin hukuken yok sayılması gerektiğini ortaya koymak avukatın bu aşamadaki görevlerindendir. En güncel Yargıtay kararları incelendiğinde, savunma avukatlarının etkin temyiz dilekçeleri sayesinde birçok davada hukuka aykırılıkların giderildiği, eksik soruşturmaların tamamlandığı ve adaletin tecelli ettiği görülmektedir.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Örnek İçtihatlar
Yukarıdaki aşamalara ilişkin değerlendirmelerde, teori ile pratiğin her zaman birebir örtüşmediğine değinildi. Özellikle savunmanın delil toplama hakkının uygulanmasında karşılaşılan engeller konusunda bazı genel sorun alanları mevcuttur. Bu bölümde bu sorunlar derlenerek, ilgili Yargıtay içtihatları ve örnek vakalarla somutlaştırılacaktır:
• Soruşturma Dosyasına Gizlilik Kararı (Kısıtlama) Sorunu: Savunma tarafının dosyaya erişiminin kısıtlanması, soruşturma aşamasında en çok rastlanan engellerdendir. Örneğin, yakın geçmişte kamuoyunda önemli yer tutan bazı ceza soruşturmalarında (örgütlü suçlar gibi) avukatların dosyayı incelemesi yıllarca mümkün olamamıştır. Bu durum savunmanın delil toplama ve iddiaları çürütme hazırlığını geciktirmiş, hatta bazı deliller tamamen savcılık kontrolünde kaldığı için savunma karşı delil geliştirememiştir. Yargıtay, soruşturma evresinde konulan gizlilik kararının yargılamanın sonraki aşamalarında sürdürülmemesi gerektiğini belirtmektedir. Nitekim CMK 153/4 uyarınca iddianamenin kabulüyle birlikte gizlilik kararı kendiliğinden kalkar ve savunma dosyanın bütününü görme imkânına kavuşur. Ancak soruşturmada kaçırılan süre zarfında, savunmanın toplayabileceği kimi deliller (örneğin kısa ömürlü teknik veriler) kaybolmuş olabilir. Bu bakımdan Yargıtay, gizlilik kararının uzun sürmesinin sanığın savunmasını hazırlamasına engel teşkil ettiği hallerde adil yargılanma hakkının zedelendiğine karar verebilmektedir. Somut bir Yargıtay örneği vermek gerekirse: Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2021 tarihli bir kararında, avukatın soruşturma aşamasında müvekkili lehine bir delili (bir kurum yazısını) sunmak istediği halde dosyanın gizli olması nedeniyle bu belgenin dosyaya alınmadığını, sonucunda ilk derecede bu belgenin hiç dikkate alınamadığını tespit ederek, “savunma hakkının kısıtlandığı” gerekçesiyle mahkeme kararını bozmuştur. Bu karar, gizlilik uygulamasının savunmaya somut zarar vermesi halinde Yargıtay’ın düzeltici rol oynadığına iyi bir örnektir.
• Kurumların Belge Vermemesi ve İtiraz Yolları: Avukatlık Kanunu m.2’ye rağmen bazı kurumların belge taleplerini reddetmesi halinde avukatlar genellikle Baro veya Türkiye Barolar Birliği aracılığıyla girişimlerde bulunmaktadır. Örneğin, emniyet birimlerinin adliye binalarında avukatların görüntü kaydı almasını engelleyen bir genelgeye karşı baroların Danıştay nezdinde dava açtığı bilinmektedir. Bu davada öne sürülen argümanlardan biri, avukatın delil toplama hakkının genelge ile engellenemeyeceği idi . Nitekim avukatların bazen dava dosyası dışında, kamuya açık alanda bile delil toplama faaliyeti olabiliyor (örn. basın açıklaması görüntülerini kaydetmek). Bu genelge örneğinde Danıştay, baroların başvurusunu haklı bulmuş ve söz konusu kısıtlayıcı düzenlemeyi iptal etmiştir. Böylece savunmanın delil toplama özgürlüğüne müdahale eden idari bir işlemin yargısal denetimle giderildiği görülmüştür.
• Delillerin Mahkemece Değerlendirilmemesi: Kovuşturma aşamasında, özellikle yoğun davalarda, mahkemeler tüm delilleri kararlarında tek tek tartışmayabiliyor. Savunmanın sunduğu bazı belgeler veya dile getirdiği çelişkiler, karar gerekçesinde yanıt bulmadan geçiştirilebiliyor. Bu durumlarla ilgili Yargıtay kararları, eksik gerekçe nedeniyle bozma sonucunu doğuruyor. Örneğin, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2022/… E. sayılı kararında, sanık savunmasını destekleyen telefon kayıtlarının incelenmediğini ve kararın bu kısma hiç değinmediğini belirterek bozma kararı vermiştir. Kararda “savunmanın ileri sürdüğü deliller karşılanmadan hüküm kurulması, gerekçenin yetersiz ve savunma hakkının sınırlandırılmış olduğunu gösterir” denilmiştir. Bu tür içtihatlar, mahkemelere savunma delillerini görmezden gelmemeleri yönünde bir uyarı niteliğindedir.
• Tanık Dinletme ve Bilirkişi Taleplerinin Reddedilmesi: Uygulamada savunmanın en çok karşılaştığı engellerden biri, mahkemelerin “bu tanık zaten aynı şeyi söyleyecek” veya “bilirkişi incelemesi dosyaya yenilik katmaz” şeklinde gerekçelerle savunma taleplerini geri çevirmesidir. Bu konularda Yargıtay, eğer ilgili tanık savunma açısından önemli ise veya bilirkişi incelemesi davanın seyrini etkileyebilecekse mutlaka yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Örneğin Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2019/… E. kararında, sanık müdafiinin olay yeri krokisinin yeniden çizilmesi talebinin mahkemece “gereksiz” görülerek reddedilmesini, “olayın gerçekleşme şekline ilişkin savunma tezinin doğrulanma ihtimalini bertaraf eden bir karar” olarak nitelendirmiş ve savunmanın bu imkanının elinden alınmasını bozma nedeni saymıştır. Keza, Yargıtay 12. Ceza Dairesi bir kararında (18.05.2017 tarih, 2016/8432 E.) sanığın istediği tanıkların dinlenmemesi üzerine verilen mahkumiyet hükmünü incelemiş; dosyada sanığın bu tanıkların dinlenmesi yönündeki talebinin cevapsız bırakıldığını tespit ederek, savunmanın delil gösterme hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur . Bu emsal, mahkemelerin savunma tanıklarını dinlemeden karar vermemeleri gerektiğini açıkça ortaya koyar.
• Hukuka Aykırı Deliller ve Savunmanın Tutumu: Bir diğer mesele, iddia makamınca dosyaya konulan ve savunmanın hukuka aykırı olduğunu düşündüğü delillere ilişkindir. Özellikle son yıllarda iletişim kayıtları, gizli soruşturma teknikleri, el konulan dijital materyaller gibi konularda savunma avukatları bu delillerin usulsüz elde edildiğini ileri sürerek dışlanmalarını talep etmektedir. Mahkeme bu talepleri reddeder ve delili kullanırsa, savunma temyiz aşamasında bunu gündeme getirir. Yargıtay da yerleşik olarak hukuka aykırı delilin kullanılması halinde kararı bozmakta, hatta bazı durumlarda doğrudan beraat kararı verebilmektedir. Örneğin Yargıtay 16. Ceza Dairesi, terör suçlarıyla ilgili bir dosyada, avukatın müdahalesiyle ortaya çıkan usulsüz telefon dinlemeleri nedeniyle mahkeme kararını bozmuş; yeniden yargılamada bu dinleme kayıtları çıkarıldıktan sonra başka delil kalmadığından sanık beraat etmiştir. Bu süreçte savunmanın yaptığı, delillerin yasalara uygun toplanıp toplanmadığını denetleyerek, müvekkiline haksızlık yapılmasını önlemek olmuştur. Hukuka aykırı deliller meselesi aynı zamanda avukatların proaktif davranarak bazı delillerin kullanılmasını en baştan engellemesini de kapsayabilir (örneğin aramada hazır bulunup usule aykırılık tutanağa geçirmek gibi).
Yukarıda sayılanlar dışında, savunmanın delil toplama hakkına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru yoluyla verdiği bazı önemli kararlar da vardır. Özellikle adil yargılanma hakkı ihlalleri bağlamında, AYM, savunma tarafının makul ölçüde delillere ulaşma ve bunları sunma fırsatı bulamamış olmasını ihlal olarak nitelendirebilmektedir. Bu da Türk hukukunda dolaylı biçimde içtihat yaratmaktadır. Örneğin AYM’nin 2018 tarihli bir kararında, bir ağır ceza davasında avukatın dosyadaki bazı belgelere erişiminin soruşturma aşamasında uzun süre engellenmesi ve delil toplama taleplerinin gerekçesiz reddedilmesi, silahların eşitliği ilkesine aykırı bulunarak yeniden yargılama kararı verilmiştir. Bu karar, savunmanın soruşturma evresindeki haklarına dair önemli bir mesaj taşımaktadır.
Sonuç olarak, ceza yargılamasında avukatın delil toplama hak ve yetkisi, teoride geniş bir şekilde tanınmış ve güvence altına alınmıştır. Uygulamada zaman zaman çıkan engeller ise yargı mercilerinin denetimine tabidir. En güncel Yargıtay kararları, savunma makamının delil sunma hakkının kısıtlanmasına tolerans göstermemekte ve bunu adil yargılanma ilkesinin ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu gelişme, savunmanın ceza muhakemesinde giderek güçlenen konumunu göstermektedir. Avukatlar da hem kanuni haklarını iyi kullanarak hem de yargı kararlarından destek alarak, müvekkilleri lehine olabilecek her türlü delili ortaya koyma mücadelelerini sürdürmektedir.
Neticede, avukatın delil toplama yetkisi; soruşturmada talep eden ve araştıran, kovuşturmada sunup tartışan, istinafta denetlenmesini isteyen, temyizde ise hukukilik kontrolüne tabi tutan bir dizi rol üstlenmesini gerektiren dinamik bir haktır. Bu hakkın etkin kullanımı, ceza adaletinin hakkaniyet içinde işlemesine hizmet eder.
Av. Arb. Mehmet Sami UZUN
Kaynakça
1. 1136 s. Avukatlık Kanunu m.2 (Değişik fıkra 4667/2): “…Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları… avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. …bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür.”
2. 1136 s. Avukatlık Kanunu m.46 (Değişik 4667/32): “Avukat veya stajyer, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur…”
3. 1136 s. Avukatlık Kanunu m.35: Avukatların yalnızca kendilerinin yapabileceği işler kapsamında, yargı mercileri önünde hakları dava etme, savunma ve davaya ilişkin bütün evrakı düzenleme yetkisinin avukatlara ait olduğu hükmü .
4. 5271 s. Ceza Muhakemesi Kanunu m.160/2: Cumhuriyet savcısının, soruşturma sırasında şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri eşit gayretle araştırmakla yükümlü olduğunu öngören düzenleme .
5. Baran Doğan, “Ceza Hukukunda Delillerin Sunulması ve Tartışılması”, Barandogan.av.tr (Erişim: 2025): Ceza yargılamasında delil sunma usullerini açıklayan makale. Özellikle CMK 206 kapsamındaki delil sunma kısıtlarını ve Yargıtay’ın geç sunulan deliller konusundaki içtihadını örnekleriyle aktarmaktadır .
6. Ş. Cankat Taşkın, “Müdafiin Dosya İnceleme Hakkının Değerlendirilmesi”, TBB Dergisi, 2008 (Sayı 75): Soruşturma aşamasında müdafiin dosyayı inceleme yetkisine getirilen kısıtlamaların silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil edebileceğini tartışan akademik makale .
7. Hukuki Haber, “Ses ve görüntü kaydı alınmasını engelleyen genelge Danıştay’a taşındı”, Hukukihaber.net, 2021: Avukatların delil toplama hakkının idari bir genelge ile kısıtlanmasına karşı açılan davada ileri sürülen gerekçeleri aktaran haber. Avukatların delil toplama yetkisinin tartışmasız olduğuna ve bu yetkinin genelge ile sınırlandırılamayacağına dair değerlendirme içerir .
8. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 18.05.2017 Tarih, 2016/8432 E., 2017/4115 K.: Sanığın savunma delillerinin toplanması istemine ilişkin; sanığın dinletmek istediği tanıkların dinlenmemesi ve eksik incelemeyle karar verilmesinin bozma nedeni yapıldığı karar .
9. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 25.04.2017 Tarih, 2016/5892 E., 2017/3662 K.: Soruşturma aşamasında eksik delille verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı üzerine yapılan itiraz ve soruşturmanın genişletilmesi sürecini ele alan karar. Soruşturma evresinde deliller tam toplanmadan karar verilmesinin isabetsizliği vurgulanmıştır .
10. Baran Doğan, “Savunma Hakkı”, Barandogan.av.tr (Erişim: 2025): Savunma hakkının ihlali hallerini ve bunun sonuçlarını anlatan kaynak. Savunma hakkının kısıtlanmasının CMK 289 kapsamında mutlak bozma nedeni olduğunu, Yargıtay kararlarından örneklerle açıklamaktadır .





